İstanbul Esenyurt’ta Greif çuval fabrikası işçilerinin direnişi 10. gününe girdi. İşçiler toplu sözleşme sürecinde yaşanan tıkanma ve taleplerinin patron tarafından kabul edilmemesi üzerine fabrikayı işgal ederek direnişe geçtiler.
Greif işçilerinin bir patlamaya dönüşen öfkesini, tek başına toplu sözleşme sürecinde yaşanan sorunlara bağlamak yanlış olur. İşçiler, çalışma koşullarına isyan edip 2013’te DİSK Tekstil’de örgütlenme iradesi gösterdikleri günden bu yana, patronun baskısıyla karşılaşmışlar. Öncü işçilerin işten çıkarılması, sendika üyeliğinin engellenmeye çalışılması ve çeşitli tehditler, Greif işçisini yıldırmadı. Örgütlendiler, sözleşme yetkisini alıp, patronu masaya oturtmayı başardılar. Ancak, patronun örgütlenme sürecindeki işçi ve sendika düşmanı tutumu müzakereler sırasında da devam etti.
İşçinin biriken öfkesinin bir başka önemli nedeni daha var. ABD sermayeli Greif’in Esenyurt ve Dudullu fabrikalarındaki taşeronlaştırma uygulamaları. Greif’deki yaklaşık 1500 işçinin bini taşeron olarak çalışıyor. Greif çatısı altında 44 ayrı taşeron şirketin faaliyet gösterdiği belirtiliyor. Anlaşılan o ki, patron taşeronlaştırmayı temel istihdam politikası haline getirmiş ve bunu yaygınlaştırmak istiyor. Taşeronda çalışmayan 500’e yakın işçinin örgütlenmesi ve patronun bu hesaplarına taş koyması, patronun sendikal örgütlenmeye niye karşı çıktığını açıklamaya yetiyor.
Çünkü, işçiler sözleşme masasında ekonomik hak taleplerinin yanı sıra, fabrikalardaki taşeronlaştırmanın kaldırılmasını da istiyor.
Greif işçilerinin direnişi, farklı boyutlarının yanında, kanımca bu niteliğiyle, taşeronlaştırmaya ve güvencesizleştirmeye karşı özel sektör ve kamuda son yıllarda yükselen işçi eylemliliklerinin yeni bir örneği olarak değerlendirilmeli.
Bu eylemler ve direnişler, sermayenin ve hükümetin taşeron istihdamı daha da yaygınlaştırmak için yasal değişiklik yapma hesaplarını bozuyor. Aynı zamanda, bu yasal değişiklikte niye ısrarcı olduklarını da ortaya koyuyor.
Patronlar taşeronlaştırmayı, şirketlerine rekabet gücü kazandırmak amacıyla yaygınlaştırmaya çalışıyorlar. Bu yolla rekabet gücü kazanmak, işgücü maliyetlerini düşürerek kârlılığı arttırmaktan başka anlama gelmiyor.
Taşeronlaştırmayla üretim süreci parçalanıyor, böylece işçiler bölünerek örgütlenmeleri de zorlaştırılmış oluyor. Patron bir taşla epey kuş vurmuş oluyor.
Sermayenin genel çıkarları açısından ise taşeronlaşmanın ülke çapında yaygınlaşması istihdamın esnekleştirilmesini, emeğin ucuzlamasını ve iş güvencesinin ortadan kalkmasını sağladığı için sömürünün alabildiğine yoğunlaştırılmasına mükemmel bir zemin hazırlıyor.
Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de taşeronlaştırma uygulamalarının hızla artması için koşulların hazırlanması ve ülkenin bir taşeron cumhuriyeti haline gelmesine göz yumulması, sermayeye verilecek en büyük hediye oldu. Son 11 yılda taşeron işçi sayısı kamuda ve özel sektörde 2 milyonun üzerine çıktı.
Türkiye’de en kapsamlı esnekleşme saldırısı, 2003 yılında yürürlüğe giren 4857 Sayılı İş Kanunu’dur. Bu kanunda diğer esnek ve atipik çalışma biçimleriyle birlikte taşeron çalışma da alt işverenlik adı altında tanımlanmıştı. Şimdi, bu yasal çerçeve sermayeye dar geliyor. Alt işverenliğin tanımlandığı Kanun’daki sınırlamaların kaldırılması konusu hükümetin gündeminde. Bu düzenleme, Ulusal İstihdam Stratejisi’nin de en önemli bileşeniydi.
Hükümet, kamuda çalışan taşeron işçilerinin yakıcı ve acil sorunlarının çözülmesi görüntüsü altında, kamu ve özelde taşeron çalışmayı yaygınlaştıracak yasal düzenleme planları yapıyor. Bu düzenlemede, taşeron işçilere özel kıdem tazminatı fonu kurulması ise bu saldırının bonusu olacak.
Haftasonu Ankara’da Türk-İş’in düzenlediği mitingin, en kitlesel ve canlı kortejini Yol-İş’e üye taşeron karayolu işçileri oluşturuyordu. Karayolu işçileri yargı kararlarının uygulanarak kadro haklarının verilmesini talep ediyorlar. Bu işçileri de ilgilendirecek yasal düzenlemeyi, siyasi hesaplarla seçim sonrasına “kadro vaadi” olarak erteleyeceği anlaşılan hükümetin, önümüzdeki dönemde öncelikli gündemi sermayenin de talepleri doğrultusunda “taşeron çalışma” olacak.
Sermaye ve hükümet farkında değil ama bu saldırı başlığı, Greif direnişinde olduğu gibi işçi sınıfının işyerlerinde yaşadığı sorunlara karşı verdiği mücadeleyle, emekçilerin genel çıkarları için verilen mücadelenin birleştirilmesini kolaylaştıracak.