Bahar ve yaz boyunca çalışırlar. Yaz kışa döndüğünde, çalışmayı bırakır, istirahata çekilirler. Şimdi dinlenmedeler. Hummalı çalışmanın sonucunda biriktirdiklerini yiyerek, kışı çıkaracaklar. Baharda tabiatın uyanmasıyla birlikte yeniden işbaşı yapacaklar. Doğanın ergen hale gelen, sevdalılarını buluşturacaklar.
Anladınız değil mi? Hani desen desen tabiatın, renk renk, tat tat çiçeklerini tadan, onlardan bal yapan arılardan bahsediyorum. Şimdi onlar dinlenmedeyken biz onları konuşacağız. Faydalarını sıralayacağız, keyifleneceğiz. Aymazlıklarla tehlikeye attığımızdan söz edeceğiz, buruklaşacağız.
Arılar tabiatın çöpçatanıdırlar
Hani bir bilim adamı; “arılar olmazsa doğa olmaz. Doğa olmazsa arı olmaz. Arısız dünyanın ömrü 15 yıldır” diyor ya; bu doğrudur. Çünkü bitkiler yürüyemez, birbirlerine gidemezler. Birbirlerine gidemediklerinden aşklarını yaşayamazlar. Dolayısıyla birbirlerini dölleyemezler. Bitkiler aşklarını aracılar vasıtasıyla yaşarlar. Bitkilerin aşklarındaki aracılar, rüzgar, arı ve diğer bazı böcekler ve kuşlardır. Bir çiçeğin öpücüğünü diğer çiçeğe tebessümle taşıyan ekseriyetle arılardır. Arı olmazsa bitkilerin yüzde 70-80’inine yakını meyve bağlayamaz. Meyvesiz kalırız. Doğa neslini sürdüremez bitkisiz kalır. Sadece meyve ile beslenen canlılar ise beslenemez.
Peki, Türkiye’deki arıcılık nasıl?
Bal üretiminde ve koloni varlığı bakımından dünyada üçüncü sıradayız. Koloni varlığında Çin ve Hindistan’ın gerisindeyiz. Onlar bizden önde. Bal üretiminde dünya üçüncüsüyüz. Çin ve Arjantin bal üretiminde bizden önde; yıllık toplam bal varlığımız 82 bin ton. Kovan başına bal verim ortalamamız 17 kg civarında.
Bal üretiminde bilindiği üzere ana arı konusu önemli. Türkiye’nin kendine has arı ırkları var. Bunların sağlığını muhafaza etmeliyiz. Fakat arıları albenisi olan çiçeklerden uzak tutmak mümkün değil. Bunun çözümü yok. O zaman geriye çiftçilerin kimyasal ilaç kullanımının önüne geçmek kalıyor. Bunun yolu ise, uygulanan endüstriyel tarım modelini yeniden gözden geçirmek, üretim tarzını kimyasalsız üretim modeline dönüştürmekten geçiyor. Başka bir anlatımla endüstriyel tarıma sırtını, bilge köylü tarımına yüzünü dönmek arıların sağlığını muhafaza eder.
Destek önemli
Arıcılıkta ekonomik ve bilgi desteği gerekli. Bilgi desteğini vermek öncelikle Tarım, Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı’nın görevi. AKP hükümetleri boyunca bakanlık, 158 işletmeye ana arı üretim izni, bin 300 kişiye ana arı yetiştirme sertifikası vermiş. Bakanlık her yıl birçok arıcıya eğitim programı hazırlamakta ve uygulamaktadır. Bu bilgi desteğinin yanında ayrıca 2010 yılında 31 bin 900 üreticiye toplam 23 milyon 700 bin lira hibe destek aktarılmış. Verilen ekonomik ve bilgi desteği yetersiz. Bilgiler eksik. Eğitim, öğretmen öğrenci ilişkisine sıkıştırılmış. Katılımcılık yok. Bilge arıcıların bilgilerinden yararlanılmıyor. Asıl sorun ise biyoçeşitliliğin azalmasında. Bilindiği üzere arılar için bitki çeşitliliği çok önemli. Bitki çeşitliliği ne kadar fazla ise, bal verimi o kadar çok ve balın kalitesi o denli iyi olur. Türkiye biyoçeşitlilik bakımından zengin bir ülkedir. Arıcılar ve arılar şanslı bu bakımdan. Bakın Türkiye’de 3 bin 900’ün üzerinde endemik tür var. Bütün Avrupa kıtası, iki bin 400 tane endemik türe sahip. HES’ler, termik santral kurarak, maden aramaları ve tesisleri işleterek, köyleri kentlileştirerek bu zenginliği mirasyediler gibi harcıyoruz. Doğayı arılara dar ediyoruz. Yazık.