1969’da Çinlilerle Malaylar arasında başgösterene etnik çatışmalardan sonra genellikle sakin yıllar geçirmiş olan Singapur’da önceki gün patlak veren göçmen isyanı sürpriz değil tabii ki. 44 yıl boyunca yaşanmamış düzeyde bir ayaklanma aslında bu. Kıvılcımı tutuşturan da sürücüsü Singapurlu olan bir otobüsün bir Hintli işçiyi, tabii kazayla, ezerek ölümüne yol açması. İçinde bulundukları berbat koşullardan ötürü sık sık gösteriler, grevler düzenleyen Bangladeşli, Hindistanlı işçiler bu kaza vesilesiyle isyan ettiler nihayet.
Nihayet, çünkü gerçekten ne zaman patlayacaklardı diye beklenen bir durumdu bu. Singapur tam 4.5 milyon göçmen işçinin transit olarak gelip geçtiği, kısa sürelerle çalıştığıu bir ada ülkesi. Refah düzeyinin onu bir cazibe merkezi yaptığı da bilinmiyor değil. Bu cazibe olgusunun arkasında bu göçmenlerin alınterleri, emekleri, elbette acıları da var. Geçen yıl da Çinli otobüs şoförleri düşük ücretlerinin arttırılması amacıyla grev yapmış, greve polisin tepkisi çok sert olmuştu. Yani her an patlamaya hazır etnik kavganın kıvılcımı olabilecek eşitsizliğe sahip bir ülke Singapur. Önceki günkü olayarın başladığı yer, Küçük Hindistan olarak bilinen bölge. İnşaat başta olmak üzere bir çok sektörde çok çok ucuz paralar karşılığı çalışan göçmen işçiler var burada. Adı da bu yüzden Küçük Hindistan zaten. İşçilerin sendikal anlamda bir örgütlülükleri yok. Büyük firmaların insafına bırakılmış durumdalar. Yetkililerin zaman zaman haklarını aramak için seslerini çıkaran göçmenler için almayı düşündüğü bir önlem yok. Aksine, göçmen işçilerin “huzursuzluk kaynağı” olduğuna inanıyorlar. Öyle ki, Küçük Hindistan bölgesinde, huzursuzlukların içkiden kaynaklandığına inanan, kamuoyunun da buna inanmasını isteyen bazı milletvekilleri içki yasağı uygulamasını getirmek istiyorlar.
Şimdi ayaklanmanın yayılması olasılığı var. Bu kaza ihmal edilmişliklerinin bir sonucu aslında işçilerin. Sadece bir trafik kazasına öfke gibi görülemez elbette. İş kazalarında da ölen, ama kamuoyundan gizlenen çok sayıda işçi kaybı var ülkede. Trafik kazasında ayağa kalkan işçiler o zaman neden ayağa kalkmadı denebilir ama unutmayalım, ayaklanmanın cezası ülkede en az yedi yıl hapsi kapsıyor. Bunu göze almak ülkede oturan, çalışma izinleri de hemen ellerinden alınabilecek olan işçiler için kolay değil. Demek ki bu kaza, “bıçağın kemiğe” dayandığı bir noktaya getirmiş işçileri.
Ülkede her şeye rağmen göçmenlerin durumlarının düzeltilmesi mücadelesi veren gruplar, oluşumlar var. Onlar kaza nedeniyle başlayan bu ayaklanmanın, göçmenlerin durumunun kamuoyunca bilinmesinde,dolayısıyla iyileştirilmesinde bir fırsat olabilir diye düşünüyor. Devlet Başkanı Lee Hsien Loong ise büyük bir pervasızlıkla, “şiddet olaylarının, verilen zararın özrü yoktur” gibi son derece kayıtsız bir dil kullanabildi.
Tam 44 yıl sonra, işler göçmen işçilerin ayaklanmasına kadar gelip dayanmışsa, unutulduğu sanılan Maya-Çin etnik kapışması da her an patlak verebilir. ünkü üzeri örtülmüş ama ortadan kaldırılanmamış bir sorundu bu. Aç gözlü işverenin ortada bıraktığı, hakkını hukuklunu tanımadığı göçmen işçilere tavrı, ülkenin bu eski arasını yani etnik çatışma belasını da tetikleyebilir.
Bakalım öyle bir durumda devlet başkanı beyefendi, “hangi zararın özrü olur ya da olmaz” görür.