Geçtiğimiz hafta ajanslara düştü, gazete sayfalarında yer aldı ve sonra unutuldu gitti: Belki Avrupa’ya kapağı atarız umuduyla Sahra Çölü’nü geçmeye çalışan 87 göçmen, susuzluk ve açlıktan ölmüştü. Hayvanlar tarafından parçalanmış kadın ve çocuk bedenlerinin fotoğrafları, mozaiklenmiş bile olsa daha ne kadar meşgul edebilirdi ki bizi?
Aynı günlerde bir de Etiyopya haberi vardı ajanslarda. Etiyopya hükümeti, ikinci bir emre kadar yurtdışına hizmetçi göndermeyeceğini açıkladı. Gerekçe, başta Körfez ülkeleri olmak üzere Arap ülkelerindeki Etiyopya uyruklu hizmetçilerin kötü muameleye maruz kalmasıydı.
Haile Selasiye’yi hatırlayan var mı şimdi? Eski Habeşistan (Etiyopya) imparatoru; kukla gibi tuhaf, zayıf bir adamdı. Habeşistan, “Köleler Ülkesi” anlamına gelirdi; başkent Addis Ababa ise yerel dilde “Yeni Çiçek” demekti. Kuruluşu M.Ö. 13. yüzyıla kadar giden ülkenin Afar bölgesinde 3 milyon yıllık insan kalıntıları bile bulunmuştu.
Peki sonuç? Bu kadar görkemli bir tarihten geriye kalan ne? “Hizmetçi ihracatı” üzerine bildiri yayınlayan bir hükümetin sefil aczi ve onursuzluğu...
Kuveyt’teki en ucuz hizmetçiler Etiyopyalılar. Sonra, Filipinliler, Bangladeşliler, vb... Her hizmetçi için şirkete bir defaya mahsus 450 dinar (yaklaşık 3 bin TL) hizmetçiye ise ayda 50-55 dinar (350 TL) yetiyor. Pasaportlar ise efendinin elinde kalıyor. Sigorta, izin, hakgetire!
Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Bahreyn’in toplam 38.3 milyonluk nüfusun, 16.2 milyonu, (nüfusun yüzde 42’si) hizmetçilerden (siz köleler diye okuyun!) oluşuyor. Türkiye’de rakamlar o kadar yüksek değil ama özellikle Filipinlilerin hizmetçilik, Bulgarların bakıcılık işlerindeki payını kimse bilmiyor. Ayrıca Türkiye’de, Arap ülkelerinde ya da daha batıda, bu hizmetçilik işinin ne kadar taciz içerdiğini ölçebilen hiçbir veri yok!
***
Hatırlıyor musunuz geçtiğimiz Kurban Bayramı’ndaki afişleri?
“10 milyon insan aç!
4.5 milyon muhacir!
350 bin yetim!
Suriye’yi Unutma!”
Neyi unutmayacağız? Suriye’yi! Peki, unutmayalım... “10 milyon insan aç” çünkü! Neden peki? 10 milyon insan, tembel, aptal filan mı? Yemek mi beğenmiyorlar yoksa? Dünyanın efendileri Esad’ı terbiye etmek için ipsiz sapsız çeteleri Suriye toprağına saldıkları için olmasın bütün bunlar?
4.5 milyon göçmen! Peki, unutmayalım Suriye’yi... Yerlerini mi beğenmemişler bu insanlar? Onlar ya da Etiyopyalılar ya da Filipinliler... Rahat mı batmış bu insanlara? Ilımlısıyla ılımsızıyla sizin bütün İslam coğrafyanızın işbirlikçisi olduğu vahşi kapitalizm kurutmamış mı bu ülkeleri? Yetmemiş kafalarına bombalar yağdırmamış mı efendileriniz ve onların uçak gemisi gibi davranan Arap işbirlikçileri?
350 bin yetim! İyi, unutmayalım onları... Peki, babaları kalp krizinden, gripten, böbrek yetmezliğinden mi öldü bu çocukların? İnsan durduk yerde niçin yetim kalır? Mesela bir gece telsizli adamlar gelip babanızı alır götürür, geri gelmez ve siz yetim olursunuz; “şifre buyurur bir paşa” ve bir sabah otuz üç adam kurşuna dizilir; siz yetim olursunuz. Başka nasıl yetim olunur? Şehirler bombalandığında? Tekbir getirerek satırlarla kafalar kesildiğinde?
Suriye’yi unutma!
Hatırlatmanıza gerek yok. Vallahi de billahi de unutmayacağız! Ne Suriye’yi unutacağız, ne Suriye’yi bu hale getirenleri, ne de gezegenimizin iliğini kemiğini sömürenleri, savaşlarla kırıp geçirenleri... Hiçbirini unutmayacağız. Ama sizi de unutmayacağız; efendilerin kıyımının ardından ortaya çıkıp merhamet pazarlayarak bu suçu hafifletmeye, bu öfkeyi törpülemeye çalışan hizmetkarları da hiç unutmayacağız.