İstanbul Kumkapı’da bir ‘dünya’ var. Sınırları yok, bayrağı, devleti yok. 73 milletten binlerce insan, daracık bir coğrafyada, pek çok haktan mahrum yaşıyor. Çıkarı olunca ‘mülteci düşkünü’ kesilen hükümetin umurunda bile olmayan binlerce mülteci yaşam var
KUMKAPI’DA 73 AYRI MİLLET
Kumkapı’da kapısında 40 farklı dilden “geçmiş olsun” yazılı özel bir klinikte çalışıyor Dr. Ahmet Kaya. Mayıs 2011 ile Mayıs 2013 tarihleri arasında kliniğe başvuran toplam 15 bin 278 hastaya ilişkin çok detaylı bir çalışma hazırlamış. Tam 73 ayrı milletten insanın kaydı var
SİZ HİÇ ‘EV ÇIK’TINIZ MI?
Kapitalist modernitenin mültecileştirdiği hayatlar, hükümet ve devlet için politik bir ‘değer’ taşımayınca her türlü sefaletin kapısı da açılıyor. Dr. Kaya, ağır iş yükü altında ezilen mültecilerin “Ev Çık” sefasını (!) da anlatıyor: Bir günlük izinleri için kiraladıkları evlere Ev Çık diyorlar!
‘Adını Azad koyduk’
Kaya, unutulmaz bir hikaye anlatıyor bize. Annesi Afrikalı, babası Rus... Adı Azad. Babası annesini hamileyken terk ediyor, ardından annesi de çocuğunu. Üst komşularının terk ettiği çocuğa Mardinli Kürt aile sahip çıkıyor ve o küçük çocuk yeni ailesinde ‘Azad’ oluyor...
Kumkapı’da ‘ayrı bir dünya’
Hani İstanbul’a “kavimler kapısı” ya da “Asya ile Avrupa’nın geçiş yeri” derler ya, bunu anlamak için yalnızca Taksim’deki turistleri görmeniz yetmez; asıl Kumkapı’yı görmeniz gerekir. Tam 73 farklı ülkeden gelmiş göçmelerin mekanı burası. Fatih sınırları içinde bulunan, Kumkapı, tam bir halklar mozaiği. 7 kıtanın birleştiği bir semt... Aynı göğün altında Rusya’dan tutun da Komor Adaları, Tanzanya, Tataristan, Moritanya, Mozambik, Ruanda, Gabon, Gambiya, Burkina Faso, Eritre, Jamaika, Fildişi, Kamerun’a kadar farklı uyruklardan binlerce insan...
Ne hukuk, ne adalet, ne vicdan onların kapısına uğrar. İnsana ait pek çok haktan mahrum yaşıyorlar. Güvencesiz, destekten, eğitimden, sağlık hizmetlerinden yoksun. Devlet, vatan, millet, bayrak, sınır, dil, din, ırk, mezhep ve rengin de onlar için bir önemi yok. Birçoğu “kağıtsız” yaşıyor. Polis şiddeti, sınır dışı tehdidi, rüşvet, fuhuş dayatmaları, hakaret ve aşağılanma gibi ırkçı uygulamaları unutmadan, Kumkapı’da kapısında 40 farklı dilden “geçmiş olsun” yazılı özel bir kliniğe giriyoruz. Dr. Ahmet Kaya karşılıyor bizi. 10 yılı aşkındır bu klinikte göçmenlerin tüm hayatını yakından izleyen, gören, hisseden ve sağlık hizmeti veren Dr. Kaya’nın gözlemleriyle dip hayatların trajedisine tanıklık ediyoruz. Ayrı bir cumhuriyet sınırlarındayız artık.
Titiz bir çalışma
Dr. Kaya, Mayıs 2011 ile Mayıs 2013 tarihleri arasında kliniğe başvuran toplam 15 bin 278 hastaya ilişkin çok detaylı bir çalışma hazırlamış. Hastaların yüzde 52’si, yani 7 bin 980’ni yabancı uyruklu. Geriye kalan yüzde 48’inin yüzde 60- 70’ini iç göç dediğimiz devlet sürgünü Kürt nüfusu oluşturuyor. Yabancı uyruklarının arasında yüzde 67’si, yani 5 bin 336’sı kadın, yüzde 33’ü yani 2 bin 644’ü erkek. Bunların içinde eski Sovyet ülkelerinden gelenlerin oranı yüzde 73’ü buluyor. Sovyetlerden gelenlerin ise, yüzde 73’ü yani 4 bin 236’sı kadın, yüzde 27’si, yani bin 600’ü erkek. Yabancı uyrukluların yüzde 13’ü ise Afrika kökenli.
Kadınlar, yine kadınlar...
Bu verileri Kumkapı’ya özgü olarak gören Dr. Kaya, gelen göçmenlerin burayı son durak olarak hedeflediğini belirtiyor. Kadınların yoğunlukta olmasının sebebi konusunda toplumda seks işçiliği gibi genel bir önyargı olsa da aslında lüks semtlerde zenginlerin evini temizleyen, çocuk, hasta ve yaşlılarına bakanlar ağırlıkta. Bölgede bavul ticaretinin yoğun olması ve eski Sovyet cumhuriyetlerinin ortak dili Rusça olduğu için bu dil işe yarıyor. Türkmenler, Ermeniler veya Moldovalılar Rusçayı “bizim dil” olarak tarif ediyor. Hemen hemen tüm mağazalar, tezgahtar, manken ve çevirmen olarak kadınları çalıştırıyor. Dr. Kaya, çoğunluğunun güvencesi yok, pasaportları ellerinden alınıp bir nevi zorla çalıştırılma, isimleriyle çağırma yerine zil ile çağrılma gibi aşağılayıcı muamelelere maruz kalabildiklerini ekliyor.
Eski Sovyet ülkeleri
Kliniğe başvuran yabancı uyruklu hastalardan ilk 5 sırada yer alanların eski Sovyet ülkelerinden olduğu göze çarpıyor. Başvuran 7 bin 980 hastanın içinde sırasıyla Türkmenistan’dan 1547, Özbekistan’dan 1092, Ermenistan’dan 857, Moldovya’dan 811, Gürcistan’dan 699 kişi olduğu görülüyor. Son durak olarak Kumkapı’yı seçen bu grubun ortak özelliği hepsinin Rusça biliyor olması.
EN DİPTE KİM VAR?
Göçmenler her ülkede toplumun en dibinde yer alırlar. Türkiye’de dibin de dibinin olduğunu Dr. Kaya’dan öğreniyoruz. Dibin dibindekiler, Bangladeşliler. “Hiç kimseleri yok. Tam anlamıyla kağıtsız” diye söze başlayan Kaya, “Genellikle Türkiye’yi bir geçiş ülkesi olarak kullanarak buradan Avrupa’ya gitmek istiyorlar. Buraya takılıp kalanlar da var. Onlar da tekstil, ayakkabı ve inşaatlarda çok ama çok ucuza çalıştırılıyor. Çünkü dayanacakları, sırtlarını yaslayacakları hiç kimseleri yok. Hiçbir etnik yapıyla karşılaştıramayacak kadar yalnızlar.”
Kimin ne iş yaptığı bellidir
Aslında hepsinin ufak ufak örgütlülükleri veya gettoları var. Her bir etnik kökenin yaptığı işler aşağı yukarı belli. Doktorluk mesleğinin yanı sıra onların bir dostu ve bir sosyal bilimci gibi gözlemci olan Dr. Kaya’nın bazı halklara ilişkin aktarımları bir hayli şaşırtıcı:
Filipinlilerin tamamı kadın ve hepsi de çocuk bakıcılığı ile ev işçiliği yapıyor. Daha önce Arap ülkelerinde de çalıştıkları için iyi derecede Arapça bilirler.
Ermeniler en uzun süreli kalanlar ve aileleriyle gelip yerleşirler. En fazla çocuk onlarda olur. Çok sıkı sosyal bağları var. Birlikte hareket eder, iş bulur, sorun çözerler.
Moldovalılar sosyal bağları daha zayıf olanlardır.
Senegalliler aileleriyle gelir yerleşir. Afrika’dan gelenlerin içinde en örgütlü, sosyal bağları en kuvvetli olanlardır. Öncülük yapabiliyorlar. Genelde ticarete aracılık yapıyorlar. Türkiye üniversitelerinden mezun olanları var. Örneğin sokaklarda rastladığınız saat satıcılarının çoğunluğu.
Doğu Afrika’dan (Somali, Sudan) gelenler genellikle savaştan kaçanlardır. Somalililerin içinde parasal durumu iyi olan da var ama çok zor koşullarda yaşayanlar da.
Afganlar Türkiye’deki yardım kanallarını en iyi değerlendirenlerdendir. İranlılar gibi Birleşmiş Milletlere başvuranları en fazla olanlardan.
Ukraynalıların sayıları hızla düşüyor. Eğitim düzeyi çok yüksek olduğu için gelende Avrupa’yı tercih ediyorlar.
Romanyalı ve Bulgaristanlılar mağazalarda çalışır.
Güney Doğu Asya’dan Sri Lanka ve Bangladeşliler sınır dışı korkusundan sadece geceleri hastanelere gidebiliyor.
Avantajlı gruplar
Bazıları hemen fark edilir, bazıları çok fazla fark edilmezler. Avantajlı, dezavantajlı olanlar var. Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistanlılar en avantajlı olanlardandır. Dil biliyor olmaları ve Türkiye’nin yayılmacı soydaşlık fikriyatı onlar için bir avantaj. Dr. Kaya, “En azından çok ciddi sıkıntı yaşamıyorlar.” diye özetliyor. Hepsi aynı göğün altında yaşıyor ve halk, esnaf herkes birbirini olduğu gibi kabul ediyor.
‘Ev Çık’ iple çekilir
“Ev Çık”ı iple çekiyorlar diyor Dr. Kaya. Şaşkınlıkla “o da nesi” diye soramadan Dr. Kaya “Ev Çık”ı özetliyor: “5-6 kişi birlikte bir ev tutuyor, O evin içindeki her bir oda her birinin evi oluyor. Lüks semtlerde ve zenginlerin evlerinde çocuk bakan, ev temizliği yapan ve hasta bakanlar haftanın 6 günü çalışıyor. Ağır iş yükünün altında sadece bir gün izinli oluyorlar. İzin günlerini ‘Ev çık’ diye adlandırıyorlar. Yani kiraladığı evde bir gün geçiriyor. O gününü arkadaşları ve sosyal çevresiyle geçiriyor. Tabii bu odalar da sırasıyla kullanılıyor. İzinli olan gelip odada kalıyor, ertesi gün izinli olan bir başkası odayı kullanıyor. Yani bir ayda 4 kez bir oda onların evi oluyor. Evi tutan kişi sayısı arttıkça kira fiyatları da artar. Ev sahipleri evde kaç kişi kalıyorsa ona göre fiyat biçiyor. Farklı uyruklu göçmenlerin birlikte ev tuttukları oluyor. Eski Sovyet ülkelerinden gelenler kültürel olarak birbirlerini tanıdıkları için daha yakın davranıyorlar.”
‘Adını Azad koyduk’
Kaya, unutulmaz bir hikâye anlatıyor bize. Aslında acı bir ironi. Yıllar önce Mardinli bir kız çocuğu elinde 1 yaşlarında bebekle geliyor kliniğe. Çocuğun Mardinlilere benzemediğini fark eden Kaya, meraktan “Kim bu çocuk” diye soruyor. İşte Dr. Kaya’nın aldığı cevap: “Üst komşularımızdı. Babası Rus, annesi Afrikalıydı. Baba kadını hamileyken terk etti. Kadın da doğumdan sonra kaybolunca, çocuk bize kaldı. Evlatlık aldık ve adını Azad koyduk.” Azad’ın şimdi nerede olduğunu Dr. Kaya da bilmiyor ama muhtemelen üzerinde T.C. yazılı nüfuz cüzdanının arka yüzünde “İslam” damgasıyla dolaşıyordur. Kim bilir belki de anadilinde eğitim talep eden Kürt çocuklarıyla sokakta polise taş atıyordur. Belki bir gün hakları gasp edilmiş bir halkın çocuğu olarak cezaevlerinde çıkar karşımıza! Ama 73 halktan sığınmacının yaşadığı Kumkapı’da Kürt olarak büyüyen Azat’ın “kaderine” hep mülteciliğin düşeceği kesin. Belki de biz, anne ve babayı Kumkapı’da buluşturan ve ortadan bir şekilde kaybolmalarına neden olan sebepler üzerinde bir kez daha düşünmeliyiz ki; Azad’ın içine düştüğü durum birazcık anlaşılabilsin.
Başka bir ülkede olmanın halleri...
- Bu kadar farklı halkla nasıl iletişim kuruyorsunuz? Tanı, tedavi zor olsa gerek...
Çoğu İngilizce ve Fransızca biliyor. İyi derecede İngilizce, biraz Fransızca, biraz Ermenice, biraz Rusça biliyorum. Kürtçe bilmem çok büyük bir avantaj. Hiç dil bilmeyenler de oluyor, onlar da yanlarında birilerini getiriyorlar. Yetmeyen yerde Google translate imdadımıza koşuyor. İşin içinden çıkmadığımız zamanlar da oluyor. Geleneksel tıp yöntemleri eski Sovyet cumhuriyetlerinde çok yaygın ve tıbbi eğitim içinde de yer alıyor. Haliyle yıllarca uygulandığı için de halkta da bir talep kültürü oluşmuş. Ancak bizim eğitim sistemimiz içinde bu uygulamalar olmadığı için hastalarla çatışma yaşayabiliyoruz. En önemlisi size güvenmeleri lazım.
- En kolay sonuca ulaştığınız bir uyruk var mı?
Rusya, Ukrayna, Moldova ve Türki cumhuriyetlerden gelen hastalar için de söyleyebilirim ki tıbbi semptomlarını tariflerken çok daha abartıdan uzak ve gerçek probleme odaklanmamızı sağlayabiliyorlar. Bizim yurttaşlarda neyin var diye sorduğumuzda vücudunun birçok bölgesini gösterir ve ağrıyı yaygınlaştırır. Onlarda ise, tek böbreği ağrıyorsa tüm karnını göstermiyor veya böyle ifade etmiyor diyebilirim. Böylece sonuç almamız daha kolay oluyor.
- En çok hangi hastalıklarla karşılaşıyorsunuz?
Yaşam koşulları çok zor, yetersiz beslenme, bir evde normalin çok üstünde bireyin yaşıyor olması, destekten yoksun, başka bir ülkede olma psikolojisi, güvencesiz olmak, polis korkusu, vs. psikolojik sorunlara neden oluyor. Strese dayalı çeşitli hastalıkların yanı sıra depresyon ve panik atak yaygındır. Enfeksiyonlar çok yaygın. Tüberküloz hastalığı bazı gruplarda daha yaygındır.
- Örneğin tüberküloz salgın bir hastalık. Nasıl tedavi oluyorlar?
Türkiye’de tanısı ve tedavisi ücretsiz olan tek hastalık tüberkülozdur. Toplumu tehdit eden bir hastalık olduğu için ücretsiz yaptırılıyor.
- Eğitim durumlarına ilişkin bir bilgi var mı?
Eski Sovyet ülkelerinden gelenlerin eğitim durumları genellikle iyi. Dünyadan haberdarlar. Afrikalılarda biraz daha düşük. Dünyadaki genel coğrafi dağılıma uygun bir dağılım var diyebilirim.
- Sosyal yaşamları?
Sovyet ülkelerinden gelenler doğum günlerini çok önemsiyorlar, mutlaka parti yaparak kutlarlar. Dini günlerini önemserler. Giyimlerine iyi para harcarlar. Birey olmayı önemsiyorlar. Yaşamlardan taviz vermiyorlar. Önce kendisine bakar, ardından artırdıkları parayı ailesine gönderir. Senegalliler her yıl şenlik düzenler., ülkelerinden sanatçılar getirir. Afrikalılar kendi aralarında futbol turnuvası yapar. Sanırım bu yıl Senegalliler şampiyon oldu.
- Ölüm yaşanırsa ne yapıyorlar?
Örgütlü olanlar aralarında topladıkları paralarla cenazelerini gönderiyorlar ama kimsesiz olanlar burada kimsesizler mezarlığına gömülüyor.