Emine'yi kimler vurdu - Nihal Kemaloğlu

Emine'yi geçen hafta kalbinden vurdular, duydunuz mu ?
 
Sabahları ilköğretim öğrencisi, öğleden sonraları çocuk işçi Emine,
 
13 yıllık ömründe edindiği "tek dünya malı" kalbindeki bir "yorgun kurşunla" aramızdan ayrıldı.
 
Gezi Direnişçilerinden "arındırılmış" Beyoğlu sokaklarını mesken tutmuş uyuşturucu çete hesaplaşmasından firar eden kurşun, Emine'nin kardeşleriyle çalıştığı tekstil atölyesinin 4. katına ulaşmış, Emine bir anda tezgahın üzerine yığılmıştı.
 
Bu da refah ve kalkınma mitosumuzun negatifinden fırlamış bir İstanbul gerçeğiydi, şehrin kovuklarına ve saçaklarına sürülen, tutunmaya çalışanların 12-13 yaşındaki çocuklarını Bangladeş usulü istihdam edip "ışıldak zenginliğimizle" kibirlenmekte tabi ki üstümüze yoktu..  
 
Güneydoğu'da pek revaçta Suriyeli mülteci çocuklardan İstanbul'un göbeğindeki tekstil atölyesinde çalışan Emineye varıncaya dek Türkiye çocuk-işçilerin "ana" yurdu olmuştu..
 
Bu çocuk emek piyasası ekolojisinin etrafında eli silahlı uyuşturucu tacirlerinin fink atması da tabi ki ülke "gizli maddi kaynak" serbesitisi gereğiydi..  
 
Hem ucuz işçilikte Kamboçya ve Vietnam'la rekabet eden azgın kapitalist girişimcilik, hem dünyaya "dindar" ve temel haklarından sadece başörtüsü özgürlüğüne haiz "ara eleman" yetiştireceğim diye tutturan yöresel demokrasi tasavvurumuz çocuk işçi çalışma yaşını 9'a kadar düşürmüştü.
 
Öte tarafta ise 100 milyarlarca dolarlık meczup mimari projeleriyle İstanbul'un kaymak kent rantı ve onun dibine konuşlanmış kirli-karanlık-uyuşturucu çetelerinin muazzam uyuşturucu rantı para kuleleri gibi göğe değerdi.   
 
Hal böyle olunca, "Güvenlik-asayiş" saplantısıyla bin polis ve on TOMA'nın beş dakika içinde intikal ettiği, günde üç kez valiliğin açıp kapattığı Gezi Parkı'nın biraz berisinde Beyoğlu sokaklarında, gündüz vakti kirli çeteler hesaplaşırken, özel okula gidip ana dilini öğrenemeyecek çocuk işçi Emine, atölyede kalbini "çete kurşunu" parçalayacağı güne dek çalışırdı...    
 
Ayrıca Beyoğlu-Gülsuyu hattında Gezi direnişçisiyle kalantor uyuşturucu çete üyesini özenle ayrıştıran ve provokasyon olur diye Hasan Ferit'in cenazesini üç gün ailesine vermeyen seçici "güvenlik" hassasiyetimiz malumunuzdu.
 
Hasan Ferit'i Gülsuyun'da beş kurşunla vuran kirli-organize-suç çetesi, Maltepe'deki zehirli para havuzundan "kimler nemalanıyor, kimler tarafından korunuyor, aman ha ortağa saçılacak şimdi!" deyip Hasan Ferit'in kanlı gömleğini çalmaya hastanede odasına girmemiş miydi?
 
Öldürülmüş çocuklarla- diri yaşlı muktedir yerleşik patronaj arasındaki "hassas" matematik öyle kolay bozulmuyordu...  
 
Parlak gıcır makam arabalarından "çok önemli işleri" varmış gibi telaşla çıkan bütün mikrofonları kapan lacili adamlar gökyüzüne rengarenk üzerleri "demokrasi" yazan balonları bırakırken, memleketin "para ve güç"sunaklarında o balonların kefaretini ödemek üzere her gün yoksulluğun çocukları kurban ediliyordu...
 
20 TL gündelikle para biriktirip geçen yıl ölen babasını bayramda ziyaret etmeyi planlayan 8.sınıf öğrencisi Emine Demirel geçen hafta Kızıltepede babasının yanına sessizce defnedilmişti..
 
Kalan sağlam ve sağlar "demokrasi devrimini" kutlamaya berdevam diyorlar,gösterişli kapitalizmin abartılı güvenlik gösterisinden geçtiğini bildiklerinden, uyuşturucu çetelerine direndiği için öldürülen Hasan Ferit'in "Kentsel dönüşüm" adayı  Gülsuyu mahallesine helikopterle iniyorlardı...