Adalet dağıtmak, adil olmak, insanın hem ölüsü hem dirisi olabilmek, taş olabilmek, toprak olabilmek, tavşan olabilmek, balık olabilmektir. Her şeyin ve herkesin yerine kendini koyabilmek ve gerektiğinde kendi ipini çekebilmektir.
Cansız bir bedenin gözünden katiline bakabilmektir.
Söz bilmeyenin sözünü, dil bilmeyenin dilini anlayabilmektir Yargıç olmak.
Öyle ya, yavruları için yem aramaya çıkan tavşanı öldüren bir avcıya tavşan gözüyle ya da atık sularıyla denizi kirletip balıkları öldüren bir otel işletmecisine balıkgözüylebakabilmektir.
Ne bileyim, anız yakan birine toprak gözüyle bakabilmektir.
Taş gibi yürek, çelik gibi irade, bükülmez bir bilek olmak değildir de, sağır dilsiz ve suçsuzu ayırabilmektir yaban otlarından.
Bakmayın siz “Hukuk herkese gerekir” diyenlere.
Genellikle dünün güç ve iktidar sahipleri böyle konuşur. “Bir gün ben iktidar olduğumda size yapacağımı biliyorum” anlamında bir tehdittir. Çünkü iktidar bir güçlüden öteki güçlüye el değiştirip durur. Kaldı ki yasaları yapanlar insanlar için değil de güç için yaparlar. Güç dediğim mal, mülk, para, sermayedir. “Adalet Mülkün Temelidir” sözü ne niyetle söylenirse söylensin tam da bunu ifade eder.
Temelinin “Mülk” olduğunu var sayan bir adalet sisteminde tavşan olabilmek, balık olabilmek, toprak olabilmek, Didem’in cansız bedeninin fersiz gözlerinden, Ali İsmail’in coğrafya kitabından, Ethem’in kaynak maskesinden bakabilmek ne kadar mümkündür? Ne kadar mümkündür Dr. Melikenin boynundaki stetoskopla kalbini dinleyebilmek?
Mülkün adalet, adaletin mülk olduğu bir düzende “Sen hiç evlat emzirdin mi kör kurşun” diyen birini anlayabilmek ne kadar mümkün olabilir?
Yargıçlık evlat emzirmeyen kör kurşunu bulup yargılamaktır bence.
En çaresiz gözlerle en hayın bakışlar arasındaki kör karanlığa ışık tutabilmektir yargıçlık.
Bütün bunlar bana öyle geliyor. Belki de değildir.
Dr. Melike hastanenin dördüncü katından kendisini aşağı atmıştı. “Güm” diye parçalanan bedeni bir dilekçeydi, bir mesajdı.
Hâkim Didem bir kere bile cübbe giymeden bir karar verdi ve kalemini kırdı attı.
Dr. Melike için “psikolojik sorunları vardı” dedi iktidar sahipleri.
Hakim Didem için de aynı şeyi söylediler: “Psikolojik sorunları vardı”
Bir hekim kendini parçaladı ve stetoskopunu tuttu toplumun nabzına.
Bir hâkim kendini yok ederek bir hüküm verdi ve kırdı kalemini.
Toplumun en güzel çocukları kendilerini yok ediyorlar da hala “psikolojik nedenlerle intihar etti” diye konuşuyor kralın soytarıları.
Hastanede Başhekim, Maliyede Müdür, Adliyede Savcı, Karakol’da Komiser, Jandarma’da Başçavuş, Televizyonda RTÜK, Üniversitede Rektör, Adalet Akademisinde Müdür, HSYK’da Başkan… Hepsi de birer kral. Oysa on bir yıllık fetret devrinde 11 bin intihar var, umurlarında değil.
Devleti ele geçirmişler ya bir kez, hepsi kral.
Ve hala meslek mensupları “Maaşımız neden az” mektupları yazıyorlar yüce(!) makamlara.
Melike’yle Didem buluştularsa size ne derler acaba?
Dr. Melike kim oluyor?
Hâkim Didem ne yaptı?
Siz onları öldü mü sanıyorsunuz?
Bizimkiler öldü de siz mi yaşıyorsunuz?
Bizimkiler hep burada, her zamanda bizimle.
Siz neredesiniz?
Nil Nehri’nin kenarında bir yere gidin ve elinize Musa’nın Asasını alın. Karıştırın bakalım ne bulacaksınız?