İş cinayetleri kaderimiz değildir! - Erol Özdemir

İzmir'de Gezi Direnişi nedeniyle tutuklanan BDSP'li Erol Özdemir'in Aliağa'da yaşanan iş cinayetinin ardından gönderdiği mektubu yayınlıyoruz.

Herşeyin emek sömürüsü üzerine, kar üzerine kurulu olan kapitalizmde, geçimini sağlamak için çalışmak aslında ‘ölmemek için yaşamak’tan başka bir şey değildir. Milyonlarcamız böyle yaşıyor, yaşamak zorunda bırakılıyoruz. Madenlerde, tersanelerde, demir çeliklerde, döküm atölyelerinde ölüm riskinin olduğunu biliyor ve yaşadığımız her günü bir şans olarak görüyor, çalışmaya ve ‘yaşamaya’ devam ediyoruz. İnsan olduğumuzu, insan gibi muamale görmemiz gerektiğini aklımıza bile getirmeden...

Peki neden? Sırf patron dediğimiz, biz milyonlarca işçiyi sömüren, servetine servet katan bir avuç asalak rahat bir hayat sürsün diye! Ve sömürüyü o kadar kabullenmişlik var ki, kendimiz için istemediğimiz iyi, insana yakışır bir hayatı patronlar için isteyip onların hakkı olduğunu düşündük. Onlar da bu sömürüde sınır tanımadılar. Emeğimizi sömürmeleri yetmiyormuş gibi artık canımızı da istiyorlar.

Patronların aşırı kâr hırsına Aliağa Gemi Söküm Tersanesi'nde 2 arkadaşımızı daha kurban verdik. Doğan Balcı ve Davut Özdemir. Olay çok bilindik. Sökülecek gemideki su tahliye edilecek, tahliye için kullanılan benzinli pompanın zehirli gazı makine dairesine dolar ve burada çalışmaya zorlanan 8 işçi karbonmonoksit gazından zehirlenir 2 işçi hayatını kaybeder. İş güvenliği önlemleri ise ibretlik, çünkü hiçbir önlem yok. Geminin tahliye işlerimleri için hiçbir izin belgesi yok, herşey keyfi. Benzinli motor yerine elektrikli motor kullanılması zehirlenme bile yaşanmamasını sağlayacaktı. Yani bu kadar basit bir önlemdi. Ama patronlar için en ucuz şey, her zaman olduğu gibi yine işçiydi.

Cinayetin ardından bildik senaryolar yaşandı. Gemiz Söküm Patronları Derneği ve devletin ilgili kurumları düzenli denetleme yaptıklarını ve bir sorun olmadığını, bu olayda sorumlunun tersane yönetimi değil, sadec e o patron olduğunu söyleyerek daha önce diğer şirketlerde ölen işçilerin sorumluluğu onlarda değilmiş gibi işin içinden sıyırdılar kendilerini. Bütün suçu patrona attılar. Patron da kendini ibretlik bir cümleyle akladı: “işçiler makine dairesine meraktan girdiler, meraklarının kurbanı oldular.” Yaptıkları işin hayatlarına mal olacağını, tersaneler gerçeğini, işçi hayatının ne kadar ucuz olduğunu her gün yanı başında yaşayarak gören işçiler, o makine dairesine girmeye biz ne kadar meraklıysak o kadar meraklıydılar!

İş cinayetlerine kurban gitmek kaderimiz değildir. Her gün görüyoruz, duyuyoruz, yaşandığını biliyoruz diye hayatımızda normal bir olaymış gibi bakmak patronların ekmeğine yağ sürmektir. Biz işçiyiz, insanız. İnsanca yaşamayı ve insanca çalışmayı insan olduğumuz için hak ediyoruz. Preslerde, döküm fabrikalarında, kot kumlamada, inşaatlarda, madenlerde hayatımızı ona hiç değer vermeyen, insanlıktan nasibini almamış insan soylusu farklı yaratıklar olan patronlara vermek zorunda değiliz. Ama onların istediği düzende, onlar için çalıştığımız sürece, kar düzeni için çalıştığımız sürece, yani her şey onların istediği gibi sürdüğü sürece belki yarın iş cinayetlerine kurban giden sen, ben, eş-dost, akraba ve en yakın arkadaşımız ve belki de çocuğumuz olacak. Belki de gözümüzün önünde olacak bu !..

Emeğin ve insanın sömürülmediği, paranın ve paraya dayalı bir sistemin olmadığı, emeğin en yüce değerlerden olduğu başka bir dünya var. Bu dünyada patron yok, kâr yok, para yok, sömürü yok, iş cinayeti yok... Bu dünyanın adı SOSYALİZM. Başka kurtuluş yok. Kurtuluş için birleşmekten örgütlenmekten başka yol yok!

Kırıklar 1 Nolu F Tipi Hapishanesi