Yıldırım Koç’a gecikmiş bir yanıt – Ferda Koç

“Bölücüler, emperyalist taşeronları, milliyetçi burjuvazinin sözcüleri” filan diye güzel güzel dalak şişirirken, Kürt sorununu proleter bir sorun olarak ortaya koyan bir girişimin gündeme gelmesi elbette Y.Koç için keyif kaçırıcı olmalı. Oysa “Kürt bir garip çingenedir, neyine gerek gümüşlü zurna” değil mi…

Yıldırım Koç’un Aydınlık’ta iki gün arka arkaya yazdığı (22-23 Nisan) “Kürt Kökenli Tarım İşçileri” ve “İşçi Sınıfını Etnik Temelde Bölme Çabaları” başlıklı yazılarından geç haberim oldu. Bir arkadaşım haberdar etmeseydi hiç haberim de olmazdı. Ama mademki haberim oldu, yanıt vermek de farz!

Y. Koç, Kürt mevsimlik tarım işçilerinin örgütlenme girişiminden pek rahatsız olmuş. Olayı hemen anlamış: “Bu çok tehlikeli ve zararlı bir süreç”miş!

Neymiş zararlı olan? Demokratik Toplum Kongresi’nin (DTK) “Mezopotamya Mevsimlik Tarım İşçileri Kurultayı” düzenlemesi; Kurultay’da mevsimlik tarım işçiliği sorununun Kürt sorununun en görünen yüzlerinden biri olduğunun ifade edilmesi; Kürdistan’ın göç veren kent merkezlerinde Mevsimlik Tarım İşçileri Dernekleri’nin kurulacak, bu derneklerin bir çatı altında bir araya gelecek olması.

Y. Koç için alarma basma zamanı: İşçi sınıfının birliği elden gidiyor!

İşçi sınıfı hareketinin “allamesi” olarak her konuda ahkam kesen Y. Koç neden bahsettiğinin farkında değil galiba. Biraz anlatalım.

Konumuz “Mevsimlik Tarım İşçileri”. “Mevsimlik tarım işçiliği” diğer üretim sektörlerinden farklı bir istihdam modeline sahip. Mevsimlik tarım işleri, 15 gün ile 2 ay arasında süren dönemsel çalışmalardan oluşuyor. Türkiye’nin 50′ye yakın ilinde tarım üretiminin bir döneminde mevsimlik tarım işçilerinin istihdam edilmesi gerekiyor. Tarım havzalarında oluşan aracılık (simsarlık) sistemleri aracılığıyla angaje edilen işçi aileleri değişken topluluklar halinde yılın 10 ayı boyunca Türkiye’nin her yerindeki değişik büyüklüklerdeki tarım işletmelerinde çalışıyorlar.

Mevsimlik tarım işçiliğinin bu özellikleri onu dünyanın her yerinde etnisite, azınlık, göçmenlik, bölgesel eşitsizlik gibi sorunlarla kaynaşan bir emek formu haline getiriyor. ABD’ye giderseniz başta Meksikalılar olmak üzere Latinoların, Avrupa’ya bakarsanız Doğu Avrupalıların, G. Kore’ye giderseniz Filipinlilerin yani “kağıtsızların”, “en alttakilerin” çalıştırıldıkları bir istihdam alanıdır mevsimlik tarım işçiliği. Güney Amerika’da ve Asya’da ise mevsimlik tarım işçileri “kağıtsızlar”dan çok, bölgesel eşitsizliklerin mağdurları, ezilen halk gruplarının ön planda olduğu bir kompozisyona sahip. Türkiye de bu ikinci grupta.

Türkiye’nin Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) anlaşmasına imza atmasıyla birlikte, Türkiye tarımı neo-liberal dünya tarım piyasasına entegre oldu ve geçimlik tarım hızla eridi, tarımsal üretim piyasalaştırıldı. “Piyasalaştırma”nın emeğin dünyasındaki en önemli karşılığı ise piyasalaştırılan her üretimin üzerinden artık değer elde edilen ücretli emeği işe koşmasıdır. Türkiye’de de aynı şey oldu; mevsimlik tarım işçiliği patladı! Her ne hikmetse aynı dönemde Türkiye’de bir başka “patlama” daha oldu: Mevsimlik tarım işçisi sayısı da “patladı.” Diyarbakırlının dediği gibi, “Bak sen şu Allah’ın işine, nerde bi degirman (değirmen), orda bi su!” Her koşulu kabul etmeye hazır bir “ırgat seli” Türkiye’nin dört bir yanında ortaya çıkıverdi. Her ne hikmetse tam da Türkiye DTÖ anlaşmasına imza koymadan önce binlerce Kürt köyü yakılmış, 1,5 milyon köylü, “yarıcılık”, “marabalık” yaptığı köyünden koparılıp, ilçe ve il merkezlerine göç ettirilmişti.

Tabii bu gerçeklerin Y. Koç’a sökmeyeceğini de biliyoruz. Kürt hareketini “emperyalizmin taşeronu olarak ayaklananlar” olarak nitelendiren Y. Koç, bu gerçeği de “bükecek” ve “tamam işte, emperyalistler Türkiye tarımını piyasalaştırırken, PKK’de Kürt halkını göçe zorlayacak devlet uygulamalarını harekete geçirerek emperyalistlerin ihtiyaç duyduğu işçi kitlesinin yaratılmasına taşeronluk yaptı” diyebilecektir. Ama adama DTÖ anlaşmasını imzalayanın da Kürt köylerini yakanın da aynı “devlet” olduğunu hatırlatırlar!

Öte yandan mevsimlik tarım işçilerine reva görülen bütün uygulamaların; düşük ve güvenliksiz ücret, iğrenç barınma koşulları, kriminalizasyona dayalı emek disiplini vb. Kürt kimliğine yönelik devlet politikaları ve şoven toplumsal reaksiyonlarla kaynaşmış olduğu izanı olan herkesin görebileceği bir gerçektir.

Demek ki neymiş; dünyanın her yanında olduğu gibi, Türkiye’de de mevsimlik tarım işçiliği “tarımın neo-liberal küreselleşmesi” ile birlikte “patlayan” ve yine dünyanın her yerinde olduğu gibi etnisite sorunlarıyla, bölgesel geri bıraktırılmışlık sorunlarıyla, ezilen halk sorunlarıyla kaynaşan bir sorunmuş! Bu nedenle de mevsimlik tarım işçiliğine karşı mücadele bir yanıyla emekçi halkın çıkarlarına uygun devrimci bir toprak ve tarım rejimi için mücadele diğer yanıyla da şovenizme, yeni sömürgecilik siyasetinin empoze ettiği bölgesel eşitsizliklere, “ezilen halk” kümeleri üreten dışlama, yok sayma politikalarına karşı mücadeleyi gerektirir miş; biri olmadan diğeri olmaz mış!

Zaten Kürt Mevsimlik Tarım İşçileri de Mezopotamya Mevsimlik Tarım İşçileri Kurultayı’nda bu gerçeklerin bilincinde olarak, “Ekolojiye ve gıda güvenliğine öncelik veren köklü bir tarım reformunu; her ne ad altında (yani ister yerli ya da yabancı bir şirketin, ister ağa veya şeyhin isterse de devletin) olursa olsun büyük toprak mülkiyetine kısıtlama getirilmesini ve toprağın yoksul köylüye dağıtılmasını içeren bir toprak reformunu” istemlerinin birinci sırasına yazdılar. Tabii ki işçiler yalnızca “Tarım ve Toprak Reformu” istemekle kalmadılar, Kürt işçilere yönelik ayrımcı, dışlayıcı politikaların, uygulamaların ve hareketlerin önlenebilmesi, “eşit yurttaşlar”, “toplumun eşit üyeleri” olarak muamele görmeleri için ihtiyaç duydukları önlem ve politikaları da talep ettiler. (Kurultay duyurusunun yapıldığı basın açıklamasını dahi “gözden kaçırmayan” -ama benim kurultayda yaptığım konuşmayla karıştıran- Y. Koç her ne hikmetse 10 Nisan’da Sendika.Org’da yayınlanan Kurultay Sonuç Bildirgesini görmemiş.)

Yıldırım Koç, mevsimlik tarım işçilerinin örgütlenmesinin, küçük gruplar halinde konup göçtükleri binlerce tarım işletmesinde tam toprak sahibiyle karşı karşıya geldikleri anda “örgütlenebileceğini” sanıyor olmalı ki, örgütlenmeye, göç yoluna çıktıkları şehirlerde başlamalarını tehdit olarak algılıyor.

Çok kısa sürelerle, değişken topluluklar halinde yer değiştiren mevsimlik tarım işçilerinin örgütlenmesinin yüzde 90′ının yaşadığı 8-9 şehirden başlatılmasından daha akılcı ne olabilir? Bu gerçeği Y. Koç bilmez mi; elbette bilir. Ama birincisi namazda gözü olmayanın ezanda kulağı olmaz; ikincisi maksadı üzüm yemek değil, bağcı dövmek. Onun meselesi yüzde 90-95′i Kürt ve Kürdistanlı olan mevsimlik tarım işçilerini ve mevsimlik tarım işçiliği ile tanımlı köylü mücadelesi alanını Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi ve Türkiye Devrimci Hareketi’nin birlikte örgütlemesi yolunda ciddi bir adımın atılmış olması. Belki de Y. Koç’un asıl sorunu, Kürt Ulusal Özgürlük Hareketindeki “işçi-yoksul köylü damarının” belki de ilk defa bu kadar somut bir biçimde ve proleter bir bakış açısıyla kendisini ortaya koymuş olmasıdır. “Bölücüler, emperyalist taşeronları, milliyetçi burjuvazinin sözcüleri” filan diye güzel güzel dalak şişirirken, Kürt sorununu proleter bir sorun olarak ortaya koyan bir girişimin gündeme gelmesi elbette Y.Koç için keyif kaçırıcı olmalı. Oysa “Kürt bir garip çingenedir, neyine gerek gümüşlü zurna” değil mi…(Burada “gümüşlü zurna”, sınıf mücadelesi ve sosyalizm oluyor.)

Y. Koç’un yazılarını okurken Türkiye İşçi Sınıfı hareketi için de çok hayıflandım. Yıllarca Türk-İş’te Genel Başkan Danışmanlığı yapan, sendikal harekete yön veren pozisyonlarda bulunan bir “uzman”ın şu söylediklerine bakın bir: “Etnik ayrımcılığa dayalı bu tür örgütlenme girişimleri, özellikle Güneydoğu Anadolu dışındaki bölgelerde yaratacağı tepkilerle, emperyalistlerin Türkiye’de iç savaş çıkarma planlarına destek verir.” Yani mevsimlik tarım işçileri örgütlenirse, çalışmaya gittikleri yerlerde toprak sahipleri üzerlerine ırkçı linç çetelerini salar, bundan da iç savaş çıkar… Öyleyse Kürt mevsimlik tarım işçilerinin önünde iki yol var: Ya mevsimlik tarım işine gitmeyecekler, ya da “bu işin kaderinde bu var” deyip uğradıkları bütün baskı ve hakareti sineye çekecekler ama asla örgütlenmeyecekler.

Y. Koç, göçe çıkılan Kürt illerinde kurulacak derneklerin ortak bir çatı altında toplanmasının hedeflenmesinden pek muzdarip. Bunun işçi sınıfının etnik temelde bölünmesi demek olduğunu ileri sürüyor. Ama bilmediği veya görmezden geldiği bir şey var: Mezopotamya Mevsimlik Tarım İşçileri Kurultayı, “mevsimlik tarım işçilerinin dernekleri, kurumları ve temsilcilikleri aracılığıyla, Türkiye’deki tüm mevsimlik tarım işçilerinin ekonomik ve demokratik mücadelesini yürütecek bir Mevsimlik Tarım İşçileri Sendikasını hedef alan çalışmalar yürütmeyi” de karar altına aldı. Yani Kürt illerinde, Kürt işçiler tarafından kurulacak derneklerle başlayan bu örgütlenmenin hedefi bir “Kürdistan sendikası” veya “Kürt sendikası” kurmak değil, bir “Türkiye Mevsimlik Tarım İşçileri Sendikası” kurmak! Yani Kürt mevsimlik tarım işçileri Türkiye işçi sınıfını “etnik esasa göre bölmenin” değil, Türkiye işçi sınıfı hareketine güçlü bir ordu katmanın peşindeler.

Y. Koç herkesten söz ediyor, emperyalistlerden, ağalardan, şeyhlerden, PKK’den, özelleştirmeci iktidarlardan ama bir türlü sıra örgütlü mevsimlik tarım işçisinin ekonomik mücadelesinin muhataplarına gelmiyor, gelmiyor… Y. Koç örgütlü mevsimlik tarım işçileri için bir “toplu görüşme ve sözleşme” düzeneğini hiç aklından geçirmiyor olmalı. Bir “sendikacı” için fazlasıyla garip bir durum. Bir “namazda gözü olmayanın” durumu daha…

Neyse ki Kürt Mevsimlik Tarım işçileri “bu kafada” değiller. Bu nedenle işverenlerle muhatabiyetlerini, “devlet, şirketler ve toprak sahipleri”ni içine alan bir müzakere düzlemiyle karşılarına almayı hedefliyorlar.

Y. Koç’un “sınıfsal” perspektifi de bir tuhaf. Koç, mevsimlik tarım işçileri için tarihte kalmış (yoksa “yakılan köylerinin yıkıntıları arasında kalmış” mı desek) Kürt sınıf düşmanlarından, ağalardan, şeyhlerden söz edip duruyor. Mevsimlik tarım işçilerini ağalar ve şeyhler mi çalıştırıyor; yoksa ağalar ve şeyhler köylerinden kovdukları için mi Kürt köylüleri mevsimlik tarım işçisi olmak zorunda kalmışlar; mevsimlik tarım işçileri ağalara ve şeyhlere karşı mücadele ederlerse mevsimlik tarım işçiliğinin koşullarını düzeltmiş mi olacaklar anlaşılmıyor. Ama Y. Koç’un, bugünkü neoliberal yeni sömürgecilik politikalarının Kürtler içinde ürettiği egemenlik ve sömürü ilişkilerini anlayamadığı kesin. Yine bir “namazda gözü olmayanın” durumu… Mevsimlik tarım işçiliğinin Kürtler içerisinde ürettiği bir “sömürü zinciri” de var elbette. Bu sömürü zinciri “aracılık sistemi” ile oluşturuluyor ve Y. Koç çok üzülecek ama Mezopotamya Mevsimlik Tarım İşçileri Kurultayı’nın hazırlık sürecinde ve kurultayda “aracılar”ın bu örgütlenmenin “yanında veya içerisinde olamayacağı”, tersine hedefinde olacağı gayet açık bir biçimde saptandı, programlaştırıldı.

Y. Koç bütün bunları ve daha fazlasını isterse Mezopotamya Mevsimlik Tarım İşçileri Kurultayı Sonuç Bildirisi’nde ve Kararları’nda bulabilirdi ama “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak” rahatına geliyorsa kendisi bilir… Allah rahatlık versin!