İşsizsen mücadele seni bekliyor – F.Serkan Öngel

Bir aşk gibi yaşamak gerekir öfkeyi – E. Cansever

Yaşamak için emeğini satmaktan başka bir çaresi olmayan milyonların en büyük kâbusu işsiz kalmaktır. Çünkü işsizlik, işgücü piyasaları denen ve emeğin bir meta olarak pazara çıktığı yerde, emeğini alacak kimseyi bulamamaktır. Gelirsiz kalmaktır işsiz kalmak. Ne yapacağını bilememektir. Hele beklenmedik bir anda işten çıkartılıp, kapının önüne konulduysanız, yedek işgücü ordusunun bir mensubu haline getirildiyseniz vay halinize. İşçi sınıfının en mağdur kesimidir işsiz işçiler. O yüzden 22 yaşında işsiz kalırsam diye düşünmeye başlayıp, zaman zaman işsiz kalarak, 52 yaşında işsiz olan ve garip şeyler düşünen Nazım’ın Galip Usta’sı yabancımız değildir. Bir de umudunu kesip iş aramaktan vazgeçen ve resmi olarak işsiz sayılmayanlar var ki onlar açısından tablo çok daha kötü.

Türkiye’de işsizlik bir kriz hali. AKP Hükümeti döneminde çift haneli işsizlik rakamları olağan olarak görülüyor. Mücadele “Tek hane mi, çift hane mi olacak?” noktasına kitlenmiş durumda. Son açıklanan verilere göre resmi işsizlik oranı yüzde 10,6, işsiz sayısı ise 2 milyon 890 bine ulaştı. DİSK-AR tarafından yapılan hesaplamada umudu olmadığı için ya da diğer nedenlerle son 3 aydır iş arama kanallarını kullanmayan ve bu nedenle işsiz sayılmayanlar dahil edildiğinde işsizlik oranı yüzde16,4, işsiz sayısı da 4 milyon 859 bin kişi olarak görülüyor.

Yani işsizlik kâbusu sokaklarda kol geziyor. Gözlerimizin içine dikiyor gözlerini. Esneklik, güvencesizlik zemini güçlendikçe, kendimizi bu kâbusun içinde bulma olasılığımız artıyor. Hükümet yeni düzenlemelerle işsizliği bir istihdam kategorisi altında “ne iş olsa yaparım” başlığı altında kurumsallaştırmaya çalışıyor. Bunun son örneği, zaten kayıtlı ücretlilerin yarısını ilgilendiren, 30 ve daha fazla çalışanı olan işyerlerindeki işçilerin sahip olduğu işe iade hakkının kullanmasını zorlaştırmayı amaçlayan hakem heyetleri önermesidir. Yani işsizlik giderek daha fazla yanımıza yöremize ilişmektedir.

Hal böyle olunca işsizlik girdabına sürüklenen milyonların en azından belli bir gelir güvencesine kavuşması amacıyla yürürlükte olan İşsizlik Fonu daha fazla üzerinde durulması gereken bir konu haline geliyor.

İşsizlik Fonu 5. Ecevit Hükümeti döneminde, 1999 tarihinde çıkartıldı. Fon için prim kesintileri 1 Haziran 2000 tarihinde, işsizlik ödemeleri ise Mart 2002 tarihinde başladı.  Dolayısıyla 2000-2001 krizinde işçilerin fondan yararlanma imkânı olmadı. Fonun idaresi Kasım 2002 tarihinden bu yana AKP Hükümetlerinin elinde. Dolayısıyla AKP, iktidar olduğunda önünde hızla büyüyen bir fon buldu. Kaynaklarının nasıl kullanıldığına baktığımızda, İşsizlik Fonu’nun yağmalanan diğer kimi fonlar ile (TSMF, Konut Fonu vb.) aynı kaderi paylaştığı görülüyor. Fon işsizlerin faydalanması için kullanılmaktan çok hükümetin icraatları ve işverenlere teşvik için bir kaynak haline getirilmiştir.

Fon uygulaması başladığından bu yana;

1) Mart 2002 tarihinden 30 Nisan 2013 tarihine kadar geçen 11 yılda yararlanma şartlarını karşılayamadığı için yaklaşık 1 milyon işçi İŞKUR’un kapısından dönmüştür. Yani fona başvuran her dört işsizden biri eksik prim yatırılması, prim süresinin yetersizliği gibi bahanelerle gelirsizliğe mahkum edilmiştir.

2)  Aynı dönemde  işsizler için toplam 6 milyar TL ödeme yapılmıştır. Bu miktar, fon giderlerinin yalnızca  yüzde 27’sidir. Yani yaklaşık olarak  İşsizlik Fonu’ndan yapılan harcamaların sadece dörtte biri işsizlere işsizlik ödeneği olarak dönmüştür.

3) Fondan yapılan harcamaların yarısından çoğu (yüzde 51’i) 2008-2012 yıllarını kapsayan 5 yıl içerisinde “Ekonomik kalkınma ve sosyal gelişme” başlığı altında hükümetin icraatları için yani yol yapımından, enerji santraline kadar pek çok iş için kullanılmıştır. Bu para ile 11 yıl süresince  2 milyonu aşkın işsize işsizlik ödeneği verilebilirdi.

4) Fonun sadece Nisan ayı geliri 985 milyon TL’dir. 221 bin kişiye 100 milyon TL ödeme yapılmıştır. Yani fonda biriken anaparaya dokunmaksızın başka bir harcama yapmaksızın 2 milyon 177 bin kişiye ödeme yapılabilir.

5) Fonun gelirlerinden vergi alınması ise bir başka sorun alanıdır.

Bir de fonun, işsizleri ucuz işgücü olarak kullanmaya yönelen aktif işgücü programları var ki başlı başına bir yazının konusu.

Sonuç olarak, işsizliğin bu denli can yakıcı olarak yaşandığı bir dönemde resmi işsizlerin sadece yüzde 7,6’sı, iş aramayan, umutsuz işsizler dahil edildiğinde yüzde 4,5’i zaten cüzi bir rakam olan (brüt asgari ücretin yüzde 40-yüzde 80’i) işsizlik ödeneğinden faydalanabilmektedir. Bugün İŞKUR’a kayıtlı işsizlerin sayısı 2 milyon 158 bindir. İşsizlik Fonu’nda biriken tutar tüm kayıtlı işsizlere işsizlik ödeneği ödeyebilecek kadar önemli bir gelire sahiptir. Devlet işsizlere ya kendi ilgi ve becerisine uygun bir iş bulmak ya da onlara gelir desteği yapmak zorundadır. Güçlü bir işsizler hareketi, iş bulma ve işsizlik ödeneğinden faydalanma temelinde inşaa edilebilir. İŞKUR binaları önünde toplanan binlerin çığlığı elbette işsizlerin feryadını duymayanların kulağına kar suyu kaçıracaktır. O yüzden fonun kaynaklarının kullanımı açık bir mücadele alanıdır. İşsizlik Fonu’nun sermayeye teşvik, hükümetin icraatlarına kaynak değil, işsiz işçilerin geçimlerine katkı sağlamasının yolu etkin bir işsizler hareketinin örgütlenmesinden geçmektedir.