Güvenle büyü Türkiye - Özgür Hüseyin Akış

Televizyonlarda bir reklam dolaşıyor Çalışma ve Sosyal güvenlik bakanlığının çekmiş olduğu bu reklam filmi işçi sağlığını konu alıyor. Birçok tiyatro sanatçısının rol aldığı bu sosyal duyarlılık projesinde iş güvenliğine vurgu yaparak güvenle büyü Türkiye sloganını kullanıyorlar.

Şubat ayında açıklanan resmi rakamlarda 50 işçi iş cinayetleri sonucu yaşamını yitirmiş. Bu açıklamanın yapıldığı günlerde 1992 de Zonguldak’ta grizu patlaması sonucu 262 işçinin yaşamını yitirmesi nedeniyle yapılacak anma haberini okuyorum gazetede, sonra çalışma bakanlığının iş güvenliği kitabında bir cümle dikkatimi çekiyor hiç kimse çalıştığı işyerinde yaralanmamalı ve hayatını kaybetmemeli. Reklam filmi ve kitaplar bu sorunun çözmesine yönelik niyetlerse pratik de uygulanışı nasıl, taşeron firmaların alınacak önlemlerle karından feragat etmeleri çok mümkün değil çalışma bakanlığı da bunun farkında olsa gerek.

İş cinayetlerinin en fazla olduğu sektör inşaat sektörü bu sektörde çalışan işçilerin mevsimlik işçi olmaları bu kısa dönem zarfında sigortalarının yatırılmadığını da düşünürsek yasal düzenlemelerin güvencesiz çalıştırmada ki esneklik sendikal örgütlenme önündeki engeller de düşünüldüğünde çok bir anlam ifade etmiyor. İnşaat sektöründeki taşeronlaştırma uzun çalışma saatleri, bu sektördeki taşeron firmaların reklam filmini ne kadar ciddiye alacaklarını göreceğiz. Mart ayında açıklanacak olan iş cinayetleri raporu sosyal duyarlılık projesinin başarıya ulaşıp ulaşmadığını gösterecek.

Bir ülkenin Çalışma bakanı bu kadar işçi dostu olursa, o ülkenin başbakanı işçiyle sarmaş dolaş olur. Hak-iş ’de imdadına yetişir. 8 Mart Dünya Kadın günü vesilesiyle toplayıp kadın üyelerini başbakanın ne kadar işçi dostu olduğunu kendi ağzından anlatmasını ister.

Bugün de Recep Tayyip Erdoğan ismi sendika olan HAK-İş’in düzenlemiş olduğu 8 Mart kadın günü münasebetiyle konuşma yapıyor. İşçi ve işverenin nasılda birbirine muhtaç olduğunu bu bağlantının hiçbir zaman kopmamasını grev yapan işçilerin niyetinin fabrikaya kapatmak olduğunu söylüyor.

Salvolara devam ediyor. Kadınların örgütlü yaşamda aktif olmasını çok istediğini bunun başarıldığı için çok memnun olduğunu söylüyor ve o kadar kadını görünce dayanamıyor, ben 3 çocuk istemek konusunda ısrar ediyorum ha diyor. Oradan bir kadının eliyle beş diye işaret etmesi aşka getiriyor. Avrupa ülkeleri yaşlanıyor, o yüzden krizden kurtulamıyor. Türkiye nüfusu da yaşlanmaya devam ediyormuş aman dikkat edelim. Çocuk işçi sayısı azalır. Genç nüfus bir ülkenin kalkınması için çok önemliymiş. Ucuz iş gücü bulmak da sermaye zorlanır. Başbakanın işçi dostu konuşmalarından anlaşılan işçilerin sermayenin çıkarları için ikna etmek. Sermaye-sendika-işçi eşittir AKP. Hak-iş kitaplar da yazılan tanımın sendika tanımın bile içini doldurmamayı sıkın etmiyor. İşçinin hakları savunan bir kurum sermayenin ve iktidarın işçiler üzerinden etkisini artırmak için uğraş veriyor.

İstediği örgütlülük ve sendika iş de bu taşeronu savunan, güvencesizliğe karşı sesini çıkartmayan sermayeyi incitmeyen bir sendika da kadınların örgütlü olmasının ne sakıncası olabilir ki.

İstemediği sendikacılık anlayışı Nisan ayın ’da kongreye gitme kararı almış. Bu istemediği sendikacılık anlayışının güçlenmeye ve Sokak’ta mücadele etmeye ihtiyacı var. Nefes vermeye çalışmak da fayda var. Çünkü Alternatifler AKP’nin siyasi tarzının dışın da hareket etmeyecekleri kesin.

DİSK’in açıklamalarında içinden geçtiğimiz sürecin emekçiler açısından felaket olduğu tespiti yapılmış. Bundan sonraki süreci mücadele bayrağını yükseltmek AKP iktidarının bu saldırılarını durdurmak olduğu taşerona karşı mücadelenin yükselteceği belirtilmiş.