Ev işçiliği, derin mevzuu – Serpil Kemalbay

Gündelikçi kadınları hepimiz biliyoruz. Sürekli-düzenli veya düzensiz olarak evlere temizliğe gider; temizlik, ütü, çamaşır,yemek, çocuk bakmak gibi ev işlerini yaparlar. Ayrıca aylıkçı olarak temizlik ya da bakım hizmeti sunan; yaşlı hasta, çocuk bakıcılığı yaparak ekmeğini kazanan kadınlar da var.

Şimdi hepsi için ev işçisi diyoruz. Ev işçiliği tanımı Türkiye’ye son yıllarda girdi. Hızla benimsendi ve artık evlerde ücretli çalışan temizlik, bakım işleri yapan gündelikçi, aylıkçı, göçmen kadın işçiler bir kimlik edindi; ev işçisi oldu.

Fakat bu etiketin altının doldurulması için epeyce bir yol almaya, ağırlık koymaya ihtiyaç var. Ev işçileri olmalı mı? Kimleri kapsıyor? İş tanımları ne? Hakları neler? Hala belirsiz, yasal çerçeveleri karmaşık, sigorta edilebilirlikleri aşırı bürokratik…

Cinsiyetçi iş bölümü ile inmelenmiş kadın emeğinin iş piyasasında konumlanışı oldukça karmaşık ve çetrefilli. Burada da benzer bir durumla yüz yüze geliyoruz. Var iken yok sayılıyoruz.

Ev hizmetlerinde çalışanlar 4857 sayılı İş Kanunu’nda işçi sayılmıyor. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası da ev işçilerini kapsam dışı bıraktı. Öte yandan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu, ev hizmetinde ücretli ve sürekli çalışanları sigortalı sayıyor, öte yandan 30 günden az çalışanlar sosyal güvenceden yararlanamıyor. 6098 sayılı Borçlar Kanunu’na eklenen yeni maddelerle birlikte, Borçlar Kanunu ev işçilerine bir kapı olarak gösteriliyor. Birbiriyle çelişen bu yasalar tam bir kaos yaratıyor. Yasayı uygulamakla görevli olanlar dahi aralarında anlaşamazken ev işçileri ne yapacak?

Son zamanlarda ilk kez bu konular devlet yetkilileri, hükümet ve muhalefet partilerinin de katılımıyla tartışılıyor. Buna sevinelim mi, yoksa üzülelim mi ona yazının sonunda birlikte karar verelim.

Yakın bir tarihte AKP Kadın Kolları, Güldal Akşit başkanlığında bir çalıştay organize etti. Üç milletvekilinin katıldığı bu çalıştaya konuyla irtibatlı pek çok kişi; SSK, Maliye, Göçmen Bürosu, iş müfettişleri, sosyal güvenlik uzmanları, Özel İstihdam Bürosu (ÖİB) dernekleri ve sendikalar (“taraflar”) da katıldı… CHP de benzer bir çalıştay düzenlemişti. Hatta BDP ve CHP konuyla ilgili meclise önerge de verdiler. En son 20 Şubat 2013′de ise ILO “Ev İşçilerine İnsana Yakışır İş Ulusal Konferansı” düzenledi. Konferansa bir Bakan ve dört milletvekili katıldı. Devlet katlarından ilgili, yetkili kişiler ve yine “taraflar” olarak sendikalar bir de Özel İstihdam Bürolarının (ÖİB) Dernek temsilcileri de vardı. Görüldüğü gibi ev işçileri mevzuu AKP’nin de gündeminde. Ancak nasıl, ne şekilde ona daha sonra geleceğiz.

Bunlar kaç kişi?

Politikacılar bir sorundan bahsettiğinizde “kaç kişi bunlar?” diye bakıyor olmalılar. Oy potansiyeli ne? Nihayetinde “bu düzen için tehlike oluşturabilirler mi?” diyorlardır. Ya da “vitrin oluşturabilirler mi” diye bakıyorlardır. Evet ev işçileri dediğimizde sadece ev temizleyen, bakıcılık yapan kadın işçileri hesaba vurduğumuzda dahi yüz binlerce ev işçisinden bahsediyoruz. Tahmin edileceği gibi bu konu araştırılmamış, istatistikler yapılmamıştır. ILO’nun “Ev İşçilerine İnsana Yakışır İş Ulusal Konferansı”na sunulmak üzere Gülay Toksöz ve Seyhan Erdoğdu tarafından hazırlanan “Türkiye’de Ev İşçileri” başlıklı taslak raporda, TÜİK Hane Halkı İş Gücü Anketlerinden yola çıkarak belirlenebilen ev işçisi sayısı 150.600 olarak belirtilmiştir. Ancak bu bulgunun da yeterliliği raporu düzenleyenler tarafından sorgulanmıştır. Bu rakamın gerçek sayının çok altında olduğu tahmin edilmektedir. Göçmen ev işçisi sayısı ise yaklaşık 9000. Yapılan yasal düzenlemeler sonucunda kayıtlı göçmen ev işçisi sayısında bir artış yaşanmaktadır. Ancak bu sayı da gerçek rakamları yansıtmamaktadır.

Aslında yüz binlerce ev işçisi olduğu tahmin ediliyor. Bu şartlarda ev işçilerini görmemek için cinsiyet körü olmak, bir de art niyete sahip olmak lazım olsa gerek. Çünkü  ücretli ya da ücretsiz ev işçiliği kapitalizmin kar meselesi.

Patron kim?

Ev hizmetleri sadece üst sınıf tarafından satın alınmıyor. Sosyal politikaların sonucu olarak orta ve ortanın altı sınıflar da ev hizmetleri satın almak zorunda kalabiliyor. Uzun ve yorucu iş saatleri nedeniyle çalışan kadınlar daha uzun aralıklarla olsa da ev hizmeti satın alabiliyor.

Evdeki hizmetler kadının hanesine yazıldığından işler kadından kadına devrediliyormuş gibi görünüyor. Yani bir çeşit taşeronluk ilişkisi varsayılıyor. Ev işçisi de işveren olarak karşısında bir kadın buluyor. Oysa ev hizmetleri sadece ev halkının da, sadece “evin hanımının” da meselesi değil. Kapitalist üretim ilişkileri içindeyiz ve her şey birbirine bağlı. Yeniden üretim sürecinin devşirilmesi meselesi kapitalist üretimin sürecinin parçası olarak bir zincirin halkaları şeklinde bir birine bağlı gelişiyor. Öyleki Başbakan yatak odalarına kadar talimat veriyor: Üç çocuk o da yetmez 5 çocuk… Dolayısıyla ev hizmetleri evlerde sunulan hizmetler olması tesadüf değil bu politikaların bir parçası. Ve bizim itirazımız da bu politikalara olmalı. Patronun kim olduğu, ev işçisinin emeğinin kim tarafından sömürüldüğünün cevabı derinlerde kalıyor.

Nasıl bir iş ilişkisi bu?

“Fatima Aldal’a adalet” kampanyası için Fatima’nın kamu davası olarak yürütülen mahkemesini takip ediyoruz. Her duruşmada öfkeleniyoruz. “İşveren duruşmalara neden gelmiyor”, “işveren Fatima’nın ailesiyle neden görüşmüyor?” diyorduk. Sonunda  geldi.  Altıncı duruşmada işte o “patronu” gördük: Oldukça yaşlı ufak tefek bir kadın. Çok ama çok yavaş hareket edebiliyor. Belki yüreği güm güm atıyor ama sessizce sanık bölümünde oturuyor. Öbür köşede Fatima’nın kocası telaşlı ve kavramaya çalışan gözlerle yüksekte oturan yargıca bakıyor. Şimdi bu iki taraf arasındaki iş ilişki nasıl bir iş ilişkisi? Mahkemede bu iş kazasının yaşanmasında “kimin kusurlu” olduğu ve ne kadar kusurlu olduğu araştırılıyor. Evde işçi çalıştıran kişinin kusuru bir tarafa; burada asıl kusurlu taraf ev işlerini kamusal düzenin bir parçası olarak görmeyip, ücretsiz, görünmeyen emeğin sahibi kadınlar tarafından halledilmesini sağlayan devlettir. Burada bir değil iki  kurban var. Mahkeme yaşlı kadını yargılayarak devletin suçunun üstünü örtüyor.

Elbette niyetimiz bugünün görevlerinde, karşımızda vücut bulan ev işvereninin buradaki hizmet alıcısı olarak varlığının üstünden atlamak değil. Sadece kapitalist düzenin zıvanadan çıkardığı bu iş ilişkileri yumağını kökünden kopartıp atmanın önemine dikkat çekmek istiyoruz.

Ev iş yerlerindeki iş ilişkisi klasik bir iş sözleşmesinin dışında farklı dinamiklerin etkisiyle gerçekleşiyor. İş güvencesi, iş güvenliği, tatil, izin hakkı, emzirme, doğum izni vb. hakların sözü bile edilmeye değmiyor. Pek çok ev işvereni bakımından “İşçi hakları yok, oh ne güzel” durumu yaşanıyor. Hatta gündelikçi ev işçilerinin ücretlerini örnek gösterip “onlar da çok kazanıyor ama” diyenler var. Hakların yerine başka şeyler ikame edilmiş. Hamarat “kadın” ve iyilik timsali “hanım” modeli geçerliliğini koruyor. Yani “hayali akrabalık”, fedakarlık, güvenilirlik, yardım, hibe, kollama, himaye… Madem hak yok, o halde biz de vicdan verelim. Tabii vermek isteyen için geçerli… Bakın ne yaratıcı bir yazılı olmayan iş sözleşmesi. Üstelik kadınlar arasında yapılıyor.

Ev hizmetleri devlet tarafından ücretsiz sunulsun parolası

Kadının ücretsiz ev emeği olarak tanımlanan “sevgi emeği” giderse hayattan geriye ne kalır? Bu soruya soruyla cevap vermek en iyisi. Kapitalist düzende yaşayıp kapitalist olamayan ilişkileri bir tek kadınların sırtından güzellemek nasıl bir şey? Kadında kendini gösteren iyi değerlerden söz ediyoruz. Ancak bu değerler her kesin sahip kılmak için çabalayan bir toplum düzenini yaratmalıyız. Karı merkeze alan dünyaya karşı çıkmadan bu değerleri tek başına var etmek nereye kadar. Düzende her taş yerinde dururken sevgi emeğine methiyeler dizmek sadece kadının emeğini yağmalamaya, bedenine ve kimliğine el koymaya yarar.

Ev emeğini; yeniden üretim meselesini, emek sömürüsünü kritik etmeden ele aldığımızda okkanın altında hep kadınlar kalıyor. O nedenle “ev hizmetleri devlet tarafından ücretsiz sunulsun” parolası önem kazanıyor. Üstelik böylece hem kadınların hem erkelerin söz konusu hizmetleri kamusal alanda sunmaları savunulabilir. Evdeki işlerin adil paylaşımı için mücadele yükseltilebilir.

Evde yaşlı-engelli bakana devletin ücret yardımı

Bu konuda hükümet bir atraksiyon yapıp evde yaşlı engelli bakana ücret bağladı. Bu sayının 400 bin civarında olduğu biliniyor. Ancak ücretler sosyal yardım başlığı altında veriliyor ve sigorta emeklilik hakkı gibi sosyal haklar tanınmıyor. Yani “bu işler zaten kadının görevi de; hükümetimiz kadını – aslında aileyi- koruyor, destekliyor” gibi bir mantığa dayandırılıyor. Fakat neden sadece yaşlı, engelli bakanlara? Evdeki “görevler” yüzünden iş piyasasına çıkamayan ya da iş olanağı yaratılmadığı için eve hapsedilip ücretsiz köle olarak çalıştırılan bütün kadınlara ücret ve sosyal güvence getirilmesi gerekmez mi? Burada hak verme değil ihsan eyleme söz konusu olduğundan olacak, bu kadarını yeterli bulmuşlar. Gerisini almak ise biz ezilen-sömürülen kadınlara kalmış.

Peki ev işçileri ne istiyor?

Ev işçileri kölelik statüsünün sona ermesini, başka işçiler gibi işçi olduklarının, iş yasasında eşit haklara sahip olduklarının kabul edilmesini istiyor. Buna devlet yetkilileri açıkça olmaz demese de; “evin özel alan” olması gerekçe gösterilerek yan çizilmeye çalışılıyor. Onlara göre iş yerlerinin denetlenmesi gibi evlerin de denetlenmesi mümkün olmayacağından bu sorun çözülemiyor.

O halde buradan çıkan sonuç evlerde değil kamusal alanda bu hizmetlerin devlet tarafından ulaşılabilir hizmetler olarak sunulması olmalı. Ama hayır. Tam tersine neoliberal saldırılar ve yaşlanan nüfusla birlikte ev işçiliğine talep her gün artıyor. Bu tamamen politik bir tercih. Ve kadın bedeni, kadın kimliği bu politik tercihlerden kaynaklı olarak şiddetli bir saldırı altında.

Kiralık işçilik: Köle pazarı

Öte taraftan devlet Özel İstihdam Büroları’nı devreye soktu. Şimdiye kadar İş-Kur gibi çalışan bu büroların, zamanla kiralık işçi büroları olarak işlevli kılınması planlanıyor.

Özel İstihdam Büroları ve danışmanlık adı altında faaliyet gösteren yüzlerce firma var. Bunlar devletin boş bıraktığı, özellikle bakım hizmetleri alanını sömürüyor, kölelik koşullarına mecbur bırakılan ev işçilerinin sırtından para kazanıyorlar.

Hükümet yetkilileri açıkça sahiplenmese de başkalarının ağzından çalıştaylarda tartışılan konulardan biriydi. Ev işçisi bu ofislerde sigortalanacak, kiralık işçi bürosunun işçisi olup evlerde çalışacak. Gerektiğinde devlet  de bu ofisleri denetleyecek… Bir kere bu firmaların kendileri kayıtsız. Diyelim ki kayıt altına alındı, her şey kurallı işliyor. Peki ya iş güvenliği, iş kazaları, mesleki riskler, taciz, tecavüz, mobbing… Bunları da mı ÖİB ya da kiralık işçi bürolarını denetleyerek tespit edilecek?

Ev işçilerine adres olarak gösterilen Özel İstihdam Büroları’nın çözüm olmadığı açık ama dert çözüm üretmek değil, neoliberal politikaları hayata geçirmek. Hükümet yetkilileri kafalarındaki formül önemli çünkü bir gecede yasa çıkarabiliyorlar. Bunun ne olduğunu ortaya koymasalar da ÖİB yönünde bir eğilim içerisinde oldukları görülüyor. En azından gündelikçi ev işçileri için ÖİB adres olarak gösterebilirler.

Bunun önüne geçmek ancak örgütlü bir karşı çıkışla mümkün olabilir. Açık ki; Özel İstihdam Büroları ve kiralık işçi büroları sadece ev işçileri için değil. Yakaları ne renk olursa olsun bütün işçiler için büyük bir tehlike olarak kapıda. Yani yine ev işçileri ve “klasik işçilerin” göbekleri birbirine bağlı.

Talepler

Ev işçiliği derin bir mevzuu. Yürünecek çok yol, aşılacak çok engel var. Ancak bu günden yarına ev işçilerinin kölelik koşulları değişmek zorunda. Ayrımcılığa son verilmeli. Ev işçileri de diğer işçilerle aynı haklara sahip olmalıdır. Ev işçileri 4857 sayılı İş Yasası’na ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’na alınmalıdır. Ev işçilerinin sigortalılığı için teşvik sistemi uygulanmalı ve en az 5 yıl sigorta genel bütçeden karşılanmalıdır. “ILO C189” imzalanmalı, ev kadınlarına sosyal güvence sağlanmalıdır.

Kadınlar olarak bu kadarla yetinemeyiz. Mücadeleyi daha da ileri taşıyacağız elbet. Cinsiyetçi politikalar son verilmeli, ev hizmetleri, bakım emeği  kamusal alana taşınmalıdır. Her evde tek tek bu hizmetlerin sunulması akıl karı değildir, erkek egemen kapitalizmin karı gereğidir. Kanıksayamayız, doğal karşılayamayız. Bir de bu konu tartışılırken sözü edilmeyen evdeki erkeler var. İşler onların sırtına kalmadığından olsa gerek, adları geçmiyor. Sesleri de çıkmıyor.  Ev işleri kadının değil, evde yaşayan herkesindir. Ne kaldıysa geriye eşit paylaşılmalıdır.

Serpil Kemalbay

İmece Kadın Sendikası Girişimi