'İptal edilen HES projeleri yasayla hayata geçirilecek' - Baran Bozoğlu ile söyleşi

Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı'nın Meclis Genel Kurulu gündemine alınması bekleniyor. Başta hidroelektrik santrali (HES) projelerinin önünü açmayı hedefleyen yasa tasarısı çevrecilerin tepkisini topladı. Çevre Mühendisleri Odası Genel Başkanı Baran Bozoğlu yasa tasarısını ETHA'ya değerlendirdi.

Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı’na itirazınız nelerdir?

Kanunun hazırlık süreci uzun bir süreç. Dünya Çevre Günü'nde Çevre Komisyonu'ndan geçen bu tasarı ne yazık ki Meclis'ten geçmiş bir durumda. Maddenin temelini oluşturan ilkeler başlığında zaten sıkıntı başlıyor. 3. maddenin A bendinde 'koruma ve kullanma dengesi ilkeleri' ortaya konulmuş durumda. Aslında kanunun korumadan çok 'kullanma' dengesini ön plana çıkaracağına hiç kuşku duymuyoruz. Kullanma ibaresinin bu kanunda en son olmaması gereken ilke olduğunu düşünüyoruz. Bunun bir ilke olarak ortaya konulması, aslında sonun baştan yaratılacağının bir göstergesidir. Bunun daha sonrasında buna atıf yaparak 'Bu doğal alanı kullanmamız gerekiyor' diyerek, Avrupa Birliği şartlarına göre yüzde 15 olması gereken ve Türkiye'de yüzde 4 civarında olan koruma alanlarının kullanılması şartıyla karşılaşıyoruz. Yine 6. maddede 'yeniden değerlendirme' başlığı var. Aslında 3. maddeyle paralel bir madde. Bu madde Türkiye'de yüzde 3-4 olan koruma alanlarının yeniden değerlendirilmesi anlamını taşıyor. Bu da demek oluyor ki gerekirse 'koruma' statüsünden kaldırılması anlamına geliyor. Bu sayede çevre tahribatı yaratacak tesislerin, bu ibareler kaldırılarak önü açılmış olacaktır. Kanunun diğer maddesinde Milli Parklar Kanunu'nun kaldırılması da öngörülüyor. Bu milletvekillerinin konuya ilişkin yazılarında da çok açık bir şekilde belirtilmiş durumda. Bu kanunun kaldırılması da HES'lerin önünü açmak anlamına geliyor. Yine kanundaki 8. maddede 'ekolojik etki değerlendirmesi, üstün kamu yararı' ibaresi geçiyor. Üstün kamu yararı tam olarak doğayı korumayı sağlayacak şekilde tanımlanmamış durumda. Bu kavramın kanunda yeterince açıklanmadığı ve netleştirilmesi gerektiği görülüyor.

YAŞAM ALANLARININ TAHRİP EDİLMESİNE KARŞI ÇIKALIM

Bu daha çok 'Türkiye elektrik üretiminde dışa bağımlı olmasın' denilerek karşımıza çıkacak maddelerden biri galiba.

Biliyorsunuz ki Loç Vadisi'nde devam eden santral inşaatları, üstün kamu yararı adı altında zaten devam ediyor. Bu tasarıya karşı çıkan demokratik kitle örgütleri, partiler ve kurumlar, ülkenin geleceğine kötü yönde etki edecek bir amaç taşımıyorlar. Tam tersine bu tasarıyla yaşam alanlarımızın tahrip edilmesine karşı çıkıyorlar.

Hidro elektrik santrallarının yapılma aşamasında kullanılan 'cansuyu' kavramı çok ilginçtir ki, ÇED raporlarında, bakanlık yazışmalarında geçmektedir. Düşünün, bizler nasıl canlıların cansuyunu nasıl belirleyebiliriz? Bizler gibi diğer canlıların da su ihtiyaçları yapay bir şekilde belirlenemez. Cansuyu gibi bilimdışı bir kavramın bu metinlerde geçmesi tüyler ürpertici.

Yine 10. maddede 'iş birliği ve işletme yetkisi' diye bir kavram var. Bu taslakla Çeşitlilik Danışma Kurulu diye bir yapı oluşturulmuş durumda. Özel sektörlerin de bu kurulda yer alması dikkat çekici. Siyasi ve ekonomik gücü olan bu sektörlerin kurulda yer alması, doğal alanların korunmasında olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Çünkü hepimiz biliyoruz ki özel sektörlerin tek kaygısı daha fazla para kazanmaktır. 

BAKANLIK ÇEVRE SORUNLARINDAN BİR HABER

Bu kurulda yer alan akademisyenler ve çevre örgütleri temsilcilerinin sayısı da oldukça düşük. Bu durumda onların etki gücü de oldukça zayıf kalıyor. 

Aslında bu tasarı ilk çıktığı zaman bu kurulun bileşenleri tamamen devlet kurumları ve özel sektörlerden oluşuyordu. Demokratik kitle örgütlerinin girebilmesi için ciddi çabalarımız oldu ve başardık. Fakat bu da yetersiz. Siz de biliyorsunuz ki çevre mücadelesi yürüten kuruluşlarının söz hakkına sahip olmalarını istemiyorlar.

Bu konular önemli olduğu için biliyoruz ki bu süreçler daha geniş zaman dilimi içerisinde yapılmalı. Maalesef Türkiye'de bu tarz tartışmalar yapmak için bir araya dahi gelemiyoruz.

Yaptığımız son açıklamada Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın ülkedeki çevre sorunlarından bir haber olduğunu koyduk. Çevre Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı ve Devlet Su işleri'ne bir yazı yazarak Ergene ve Gediz Havzaları'nda yaşanan çevre kirliliğini öğrenmek istedik. Bize verilen cevap şu, 'Bizim bir bilgimiz yok. Bu konuda Orman ve Su İşleri Bakanlığı havza planı hazırlıyor.' Düşünün ki ülkenin çevre sorunlarıyla ilgilenmesi gereken en önemli kurumlarının sorunlardan haberi yok. Şu bir gerçektir ki başta Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olmak üzere diğer devlet kurumlar teknik ve bilimsel bilgi ve envantere sahip değiller. Durum böyle olmasına rağmen bizim yaşam alanlarımızı etkileyen çevre ile ilgili hiçbir bilgisi olmayan kurumlar kendilerine çalışmayı görev edinmişler.

İPTAL EDİLEN HES PROJELERİNİN ÖNÜ AÇILACAK

Bu yasa tasarısı yürürlüğe girdikten sonra ne tür sorunlar yaşanacak? İptal edilen HES projeleri bu yasayla hayata mı geçmiş olacak?

Mahkemelerin bu zamana kadar iptal ettiği HES projeleri bu yasayla maalesef tekrardan hayata geçirilecek. Doğal SİT alanlarında yapılması güç olan projelerin yapımı kolaylaşacaktır. Bütün engellerin kaldırıldığı ve insanların sessiz kalmasının istendiği bir ortam yaratılmaya çalışılmaktadır. Umuyoruz ki bu tasarıda 2/B'de olduğu gibi doğa katliamcılara affa uğramasın.