Kaza değil, iş cinayeti Yoğun emek sömürüsü, işçilerin çalışma koşullarının güvencesizliği ile birlikte at başı yürüyor. Her gün yeni iş cinayetleriyle uyanıyor toplum.
İşçiler iş cinayetleriyle sarsılıyor. Yaşam güvenceleri yok. Güvenceli iş, sağlıklı çalışma koşullarından yoksunlar. Sermayede din iman yok. Onun inancıda imanı da daha çok kar, daha çok iş, daha çok sömürü. Emeğin yüceliği değil, en yüce değer onun için emeğin ürettiğidir. Üretene değil, üretilene en yüksek değeri verir sermaye. Bu nedenle işçinin yaşamı onun için çok değerli değildir. Bunun için iş cinayetlerinin önü bir türlü alınamaz. İşçilerin yaşamı güvencelenmez, sermayenin karıdır güvencelenen. İş yaşamı günden güne bozuluyor. Taşeronlaşma, esnek üretim işçilerin canına okuyor. Bu nedenle iş cinayetleri artarak sürmektedir. Türkiye bu konuda dünyada üçüncü, Avrupa’da ise birinci sırada yer almaktadır. Türkiye’de her gün ortalama 4 işçi, yılda 1500 işçi yaşamını yitiriyor. Sosyal Güvenlik Kurumu verilerine göre 1946’dan 2011 yılına kadar 60 bin 843 işçi ihmal sonucu, iş güvenliği yoksunluğundan ötürü, çalışma koşullarının sağlıklı ve güvenli olmamasından kaynaklı yaşamını yitirmiştir. İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi verilerine göre 2012 yılında en az 878 işçi hayatını kaybetti. Diğer sorunlarda olduğu gibi, sorun işçi ölümleri ve iş cinayetleri olduğunda da her gelen yıl gideni aratıyor. 2013 yılı Ocak ayı içinde toplam 22 işçi yaşamını iş cinayetinde yitirdi. 2002’den 2012’ye 10 yılda yaşanan ihmal kaynaklı “iş kazası” sayısı 706 bin 608’dir. Bu “kaza” denilen iş cinayetinde 10 bin 297 işçi yaşamını yitirmiştir. 16 bin işçi bu kazalar nedeniyle iş göremez raporu almıştır. Kısacası sakat kalmıştır. Üstelik bunlar kayıtlara geçen, resmedilen rakamlardır. İş kazalarının en çok yaşandığı illerden biri de Gaziantep’tir. Bölgenin en gelişkin sanayi kenti olması özelliği yanında en çok iş kazası yaşanan il olma özelliğini de taşıyor. Son 6 ay içinde Gaziantep’te 20’ye yakın işçi yaşamını yitirdi. En son Galvaniz fabrikasındaki patlamada 7 işçi parçalanarak, yanarak öldü. Bu işçilerden 2 tanesi Suriye vatandaşı, kayıt dışı çalıştırılıyor. Hiçbir yaşam güvenceleri yok. Tüm haklardan yoksunlar. Organize Sanayi Bölgesi genelinde 175 bin işçi çalışıyor, ancak kayıtlarda 100 bin sigortalı işçi görünüyor. Bu kayıt dışı %46’lık bir orana denk düşüyor. Sendikalı işçi sayısı burada çok düşüktür. Bunlardan biride Galvaniz fabrikasıdır. 1987 yılından bu yana enerji sektöründe imalat ve taahhüt firması olarak üretimde olan Güneydoğu Galvaniz, 2007 yılı başından itibaren Alçak Gerilim, Orta Gerilim ve Yüksek Gerilim Enerji Nakil Hattı Direkleri, Aydınlatma Direkleri ve GSM Anten Direkleri imalatları ile Sıcak Daldırma Galvaniz hizmeti veriyor. Şirket, 25 bin metrekaresi kapalı, 50 bin metrekaresi açık alan olmak üzere toplam 75 bin metrekare alan üzerinde kurulu. 200 üzerinde işçi çalıştığı belirtiliyor. Patlama yeri ünitesinde ise 60 civarı işçinin çalıştığı söyleniyor. Çünkü bu konuda resmi bir rakam verilmiyor. Patlama olduğu gün Antep’teydim. Olayı duyar duymaz birkaç arkadaş birleşip gittik. Olay yerini gözlerimizle gördük. Suskun, konuşmak isteyip de konuşmayan, konuşamayan insanları gördük, dinledik. Patlama yeri tam bir can pazarı. Kan gölüne dönüşen bir işyeri. Parçalanmış insan etleri sağa sola savrulmuş. Her şeyi ucuza getirmek, her şeyi daha çok kar üzerine kurmak sermayenin karakteri. Patlamaya vesile olan kazanda bunun en somut örneği. 5 tonluk ısı kapasiteli kazan yerine, 2 tonluk ısı kapasiteli kazan alınıyor. Hem de orijinal değil, yan sanayi ürünü. Tüm uyarılara kulaklarını tıkamış patron. Kazanın takılıp deneme anında ise hiçbir iş güvenliği tedbiri alınmıyor. Bir yandan kazan takılıp montaj işi yapılırken, diğer yandan işçiler aynı çatı altında çalışmaya devam ediyorlar. Öyle çok büyük ölçekli bir patlama oluyor ki, 40 ton yüklü tır kamyonu bile hava kalkıp iniyor. Patlama sonrası gazeteciler içeri alınmıyor. Patlamayı duyup gelen işçileri yemekhaneye toplayıp susmaları “öğütleniyor”. Olayın akabinde 1 hafta içinde ölü ve yaralı işçi sayısında ise net bir rakam verilmedi. Uzun süre bu rakamlar çok değişti. Sonuçta 7 işçi yaşamını yitirirken 15 işçinin de yaralandığı resmedildi. Bunlardan iki işçi kayıt dışı çalıştırılan Suriye vatandaşı. Yaralılar içinde de Suriye vatandaşı işçi olduğu belirtiliyor. Çalışma hakları bile yasal olarak olmayan göçmen işçiler ucuz iş gücü olarak kayıt dışı çalıştırılıyor. Ölümleri ve yaralı durumları bile gizlenmeye çalışılıyor. Ailelerine “çalışmıyorlar, oraya ziyarete gittiler” söyletiliyor. Acılarını bile gizlemeleri öğütleniyor. Suriyeli bir işçinin babası ile Adli Tıp-Morg önünde görüştük. Oğlunun da patlamada öldüğünü söyledi sorunca. Sonra yanındaki bir başka Suriyelinin Arapça uyarısı üzerine “oğlum orda çalışmıyordu, ziyarete gitmişti” demek zorunda kaldı içi yanan baba bizlere. Galvaniz için tanıtım panolarında “çeliğin hayat bulduğu yer” yazıyor. Fabrikada çalışan işçiler ise “çeliğin hayat bulduğu yer, işçilere mezar oldu” diyor haklı olarak. Çünkü kapitalizm öldürmeye devam ediyor, hem hayatı öldürüyor, hem de hayatları söndürüyor hala. Patlama olayından, ölen işçileri toprağa verdikten sonra Çalışma Bakanı Faruk Çelik basın toplantısı yaparak, Galvaniz fabrikasının iş sicilinin iyi olmadığını, daha önceki yıllarda iki kez denetim sonucu para cezası aldığını açıkladı. Ne yazık ki, iş güvenliği konusunda sicili cezalı olan bir işyeri çalışma alanını daha çok büyütüyor ve geliştiriyor, gerekli denetimler zamanında yapılmadığı gibi, güvenlik takibi de yapılmıyor. Bunu yapacak olan yine ilgili bakanlık. Ölen işçilerin canı ve kanı üzerinden konuşmak bu kadar kolay olmamalı. Gaziantep Sanayi Odası başkanlarından da olan A. Konukoğlu 7 işçinin ölümünü “münferit bir olay” ve “sıradan bir vaka” gibi açıklarken, Güneydoğu Galvaniz Fabrikasının patronu şu açıklamayı yaptı: “Firmamız başarılı ve büyük bir firmadır. Alınan tüm önlemlere rağmen ne yazık ki, bazen bu tip kazalar olmaktadır. Hiç kimse ne çalışanının ne de başka birinin bu tip bir kazaya maruz kalmasını istemez”. Hükümet sözcüleri, Çalışma Bakanlığı yetkililerinin açıklamaları da ağız birliği yapmış gibi hep bu yönlüdür. “takdiri ilahi”, “trafik kazası gibi bir şey, bu kadar büyütmeyin”, “güzel ölümler”, “neyse 8 ölü” gibi açıklamaları da hükümet tarafının ek açıklamaları olarak buna eklemeliyiz. Görüldüğü gibi sermayenin tepkisi de, dili de birdir bu konularda. Rakamların bu soğuk dili bile iş yaşamı ve çalışma koşullarının işçiler bakımından ne kadar ağır ve yaşam tehlikesi taşıdığını göstermektedir. Taşeronlaştırma, esnek üretim, sendikasızlaştırma, daha çok kar hırsı, ucuz işgücü istihdamı bu tür iş cinayetlerinin artmasını koşulluyor. Sağlıksız ve güvencesiz çalışma koşulları ölümleri arttırıyor. Türkiye’de her seferinde “kaza” denilen iş cinayetlerinde olan işçiye oluyor. Her seferinde ölen işçiler. Bunca kazada hiçbir işveren, hiçbir patron, işletme müdürleri yaşamını yitirmedi. İşçilerin canı bu kadar ucuz, bu kadar önemsiz, bu kadar kazalı-ölümlü. Sermaye sahiplerinin iş ve can güvenliği ise bu kadar güvencelidir. Ölüm onlardan bu kadar uzaktır. Neden eşit değil? İşçi ölümlerinin ardından ilgili ve yetkili kişi ve kurumlar ‘güzel ölümler’, ‘takdiri ilahi’, ‘bu kadar büyütmeyin, trafik kazası gibi bir şey’ diyerek kanıksatmaya, olağan bir şey gibi göstermeye çalışıyorlar. Sorumlular açığa çıkartılacak deniyor her seferinde. Ancak, bunların açığa çıktığı, yargılanıp cezalandırılanlar olmadı bugüne kadar. Aklımızda ceza alan bir işveren yok, ama ölen işçi kardeşlerimizin adları hep aklımızda. Adalet ne zaman tecelli eder, kestiremeyiz şu an. Ancak adaletin çarkı işçiden, emekçiden, yoksuldan yana pek dönmüyor bu memlekette. İşçilerin, emekçilerin adalet arayışları, adalet yürüyüşleri acılı çığlıklarıyla sürüyor. Emeğin, emekçinin acıları derin, yürüyüşleri uzundur. Yolları engebeli, dolambaçlı ve sarptır. Ellerinde kan yoktur. Elleri utandırmaz onları. Ama işçilerin adaleti adil, alınları ak, ekmekleri paktır. Hayatı yaratan onlardır.