‘Güzel ölmemek’ için… - Fatih Polat

Zonguldak havzası, kömür üretiminin başladığı 1848 yılından bugüne kadar, madencilerin pek çok eylemine ev sahipliği yaptı. Havzadaki ilk eylem 1908’e dayanır. Bir Fransız şirketine bağlı olan madenlerde çalışan işçiler, kendileri için kurulan dispanserin masraflarını işverenin karşılanması talebiyle grev yaptılar. Grev kazanımla sonuçlandı.
 
Havzada iş koşullarının düzeltilmesi için birçok eylem gerçekleştirildi. 1965 yılında Kozlu’da patlak veren direniş bunlardan biriydi. İki işçinin yaşamını yitirdiği eylem, sendika yönetiminin uzlaşmacı tutumu nedeniyle yenilgiyle sonuçlandı. 13 Haziran 1969’da bu kez Alpagut’ta çalışan işçiler, ücretlerinin ödenmemesi üzerine maden ocaklarını işgal ettiler. İşçiler bu kez başardılar ve 35 gün süren bu direnişin ardından taleplerinin tamamı kabul edildi.
 
Sendikal örgütlenmenin yasaklandığı ve emekçilerin örgütlerinin dağıtıldığı 12 Eylül darbesi sonrasında kamu emekçilerinin sendikaşma mücadelesi bakımından bir sıçrama noktasını ifade eden ‘89 bahar eylemlerinin ardından Zonguldak maden işçileri 4 Ocak 1991’de 100 bini aşan kitleyle 4 gün sürecek, siyasal iktidarın da değişmesine neden olacak Ankara yürüyüşünü gerçekleştirdi.
 
1990 yılı, kamu kesimi toplu iş sözleşmelerini imzalanacağı yıldı. Türk-İş’in yılın ilk yarısında imzaladığı sözleşmeler işçileri tatmin etmemişti. Maden işçilerinin de aralarında bulunduğu diğer bir grup sektördeki işçilerin sözleşmeleri ise yılın ikinci yarısında imzalanacaktı. Bu süreçte toplanan Genel Maden-İş kurultayında, hükümete eylemli bir tepki vermenin gerektiği sonucuna varılarak, maden işçilerinin 30 Kasımda greve çıkmaları kararı alındı. Kurultayda sorunun sadece maden işçisinin değil, tüm Zonguldak’ın sorunu olduğu vurgulandı. Grevin kapsamı da maden ocaklarının kapatılması ve özelleştirilmek istenmesine karşı mücadeleyi de kapsayacak biçimde genişletildi.
 
Grev başlamadan önce, Zonguldak’a jandarma, komando ve çevik kuvvet yığılmaya başlandı. 30 Kasım sabahı ilk grev pankartı asıldı. İşçilerin tam desteğini alan Genel-Maden İş Sendikasının Genel Başkanı Şemdi Denizer, “Biz madenciler olarak ilk kıvılcımı çaktık. Grevimiz tarihin en büyük grevlerinden biridir. Biz üretmiyoruz. Türkiye işçi sınıfı da üretmesin” diye çağrı yaptı.
 
Kentte, grevin üçüncü gününde binlerce işçinin katıldığı yürüyüşler artık düzenli hale gelmişti. Polis engelleyemiyordu. Bir gün sonra bütün bir kent grevdeydi. Esnaf kepenk indirmişti ve on binlerce kişi sokaklardaydı.
 
Grev başladığı sırada, Türkiye’nin gündeminde Körfez krizi vardı ve Türkiye’nin de olası bir savaşa girip girmemesi tartışılıyordu. Hükümet grevi ertelemek için, -daha sonra da benzer örneklerini göreceğimiz gibi- savaş bahanesini de gümdeme getirirken, işçiler, yürüyüşlerde savaş karşıtı sloganlar da atıyorlardı.
 
O dönemde üniversite öğrencisiydim ve birkaç arkadaşımla birlikte Zonguldak’a gelip bu eylemlere katılmıştım.  
 
Büyük Zonguldak Grevi ve Ankara yürüyüşü, işçiler Ankara’ya ulaşmadan sonlandırılmış olsa da geriye önemli bir miras bıraktı. Bu onurlu mirasın sahibi olan Zonguldak maden işçileri dün de, taşeronun yasaklanmasına karşı eylemdeydiler.
 
7 Ocakta TTK Kozlu İşletmesi’nde, taşeron şirketin hazırlık işlerini yaptığı sahada meydana gelen kazada sekiz madenci yaşamını yitirmişti ve bu onlar için bardağı taşıran son damla olmuştu.
 
Bu miting, Çalışma Bakanı Ömer Dinçer’in Kozlu’da can veren madenciler için söylediği “güzel öldüler” sözlerinde ifadesini bulan anlayışa bir isyandır. Kentin çeşitli noktalarında, otobüs duraklarında GMİS imzalı afişlerde su söz yeralıyor: “Güzel ölmek istemiyoruz.”
 
Sabahın erken saatlerinde Türkiye Maden İş Yatağan Şubesi’ne üye işçiler davul, zurna eşliğinde kentin meydanına coşku ile girdiler.
 
Aynı saatte Kozlu’da Genel Maden İş Sendikası’na üye işçiler, Şehit Madenci Anıtı önünde toplanmıştı. İki bin dolayında işçi, oradan eylemin yapılacağı alana doğru yürüyüşe geçmişti. Saat 12.30’a doğru işçiler alana değişik kollarda girmeye başladılar.
 
Bir pasajın bütün alanı ve alana giriş noktalarını gören bir katından bakıyoruz. Türk-İş’e bağlı bütün sendikalar kendi pankart ve kortejleriyle alana giriyorlar. Madenci dışındaki iş kollarından gelenler kalabalık değiller, ancak buradalar. ‘İşte Zonguldak, işçi madenci’ sloganları atılıyor. Beşiktaş’ın çarşı grubu da, ‘Çarşı, taşeronlaştırmaya karşı’ yazılı pankartıyla alana kendi renkleriyle giriyorlar. İşçiler “bizi satanı biz de satarız” diye haykırırken, kürsüden de madencilerin hükümetin de düşmesine yol açan 1991’deki Ankara yürüyüşüne vurgu yapılarak “Ankara yürüyüşüne var mısınız” diye sorulduğunda alanda “varız” sesi yükseldi.
 
Bugün burada hava bütün geçmişte olduğu gibi bütün kenti etkilemiş durumda. Balıkçı Hayri Baş, “Zonguldak bugün gerçek kimliğine büründü” diyor.
 
Madencinin büyük greviyle tarih yazdığı ‘kara elmas diyarında’ 22 yıl sonra, madencinin önemli bir eylemine daha tanıklık ettik.  Madenciler o gün olduğu gibi bugün de, sadece kendileri için değil bütün işçi sınıfı için ayaktaydı. Emeğin başkenti yine kımıl kımıldı. Gördük ve şahitlik ettik.. Ne güzel!…