Aslı Odman: 'İş yerinde ölüm, üretim maliyetinin bir parçası olarak görülüyor'

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) verilerine göre Türkiye’de iş cinayetleri yalnızca artmakla kalmıyor, aynı zamanda emek rejiminin yapısal bir parçası hâline geliyor. Bu iş cinayetlerinin yıllara yayılan seyrini, resmî verilerle sahadaki gerçekler arasındaki farkı ve özellikle büyük işletmelerde kamuoyuna yansımayan ölümleri, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi öğretim görevlisi ve İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'nin kurucu gönüllülerinden Aslı Odman'la konuştuk.

Aslı Odman, milyonlarca insanın kayıtdışı çalıştığı Türkiye’de göçmen işçilerin en güvencesiz ve en tehlikeli işlerde nasıl sistematik biçimde ölüme itildiğini; dil bariyerleri, sınır dışı edilme korkusu ve hukuksuzluk nedeniyle bu ölümlerin nasıl görünmezleştiğini anlattı. Ayrıca çocuk işçiliğinin artık gizlenen bir sorun olmaktan çıkıp, Merkezî Eğitim Merkezi (MESEM) gibi uygulamalar aracılığıyla kurumsallaştırıldığını ve toplum nezdinde olağanlaştırıldığını vurguladı.

Türkiye’de iş cinayetlerinin yıllara göre seyrine baktığımızda nasıl bir tablo görüyorsunuz? Azalma mı var, yoksa görünmezleşmeden mi söz etmek gerekir?

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) olarak 2011’den bu yana Türkiye genelinde iş cinayetlerini takip ediyor, raporlar hazırlıyor ve 2013’ten itibaren de düzenli veritabanları yayımlıyoruz. Veriler bize açıkça şunu gösteriyor: İş cinayetleri hem mutlak olarak hem de farklı iş kollarındaki istihdama oranla artıyor. Bu artış, Türkiye’deki emek rejiminin bir parçası hâline gelmiş durumda.

Burada mesele "görünmezleşme" değil. Aksine, birçok işçi ancak öldüğünde görünür hâle geliyor. Yani varlıkları, ölüm üzerinden kayda geçiyor. 2024 yılında Sosyal Güvenlik Kurulu’nun açıkladığı verilerin, ilk kez bizim verilerimizin üzerine çıkması da önemli bir kırılma. Bu durum, özellikle büyük işletmelerde kamuoyuna yansımayan, tazminatla kapatılan ölümlerin varlığına işaret ediyor.

Göçmen işçilerin konu olduğu iş cinayetleri ne ölçüde kayıt altına alınabiliyor? Kayıtdışılık ve sınır dışı edilme korkusu süreci nasıl etkiliyor?

Türkiye’de 4-5 milyon civarında göçmen olduğu tahmin ediliyor ancak verilen çalışma izinleri 150-200 bin civarında. Bu da milyonlarca insanın kayıtdışı çalıştığını gösteriyor. Bizim belgelediğimiz iş cinayetlerinde hayatını kaybeden göçmen işçilerin neredeyse hiçbirinin çalışma izni yok. Sigortasızlar. “Yoklar”.

Kayıtdışılık, dil bariyerleri ve sınır dışı edilme korkusu, hem bu ölümlerle ilgili riski artırıyor hem de sonrasında adalet arayışını neredeyse imkansız hâle getiriyor. Göçmen işçiler en tehlikeli, en ağır ve en uzun saatli işlerde çalıştırılıyor çünkü itiraz edebilecek hukuki ve sosyal güvenceleri yok. Ancak öldüklerinde, işçi olduklarını anlıyoruz.

Göçmen işçiler açısından iş güvenliği eğitimleri ne kadar uygulanıyor?

Pratikte bu eğitimlerin neredeyse hiç uygulanmadığını söyleyebiliriz. Zaten kayıtdışı çalışan bir işçiye iş güvenliği eğitimi verilmesi söz konusu bile olmuyor. İşverenler bu sorumluluğu büyük ölçüde yerine getirmiyor. Vatandaş ve sigortalı olanlar için bile eğitimlerin belge üretmek için yapılan bürokratik ve faydasız bir prosedür olduğunu da hatırlamak gerekiyor.

Özellikle geri dönüşüm, inşaat ve tarım gibi sektörlerde göçmen işçilerin hem çalıştırıldığını hem de barındırıldığını görüyoruz. Bu alanlarda iş güvenliği tamamen göz ardı ediliyor.

Türkiye’de çocuk işçiliğin geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çocuk işçiliği Türkiye’de giderek normalleşiyor. Özellikle MESEM sistemiyle birlikte çocuk emeği "mesleki eğitim" adı altında meşrulaştırılıyor. Bu, artık gizlenen değil, açıkça kabul edilen bir durum.

Bu nedenle mesele görünmezlik değil; tam tersine, çocuk işçiliğin olağanlaştırılması. Bu durum hem emek rejimini disipline eden hem de toplumu duyarsızlaştıran bir işlev görüyor.

Çocuk işçilerin maruz kaldığı iş cinayetlerine dair veri tutmak neden zor?

Aslında çocuk işçi ölümleri tamamen görünmez değil; çoğu zaman üçüncü sayfa haberlerinde yer buluyor. Ancak yapısal sorun şu: Çocukların çalışması zaten büyük ölçüde kayıtdışı. En başta tarımda mevsimlik gezici tarım işçisi olarak. Ama çocuk işçilik gittikçe daha fazla kentlere ve sanayiye kayıyor.

Resmî çalışma yaşı sınırlarının ötesinde, çok küçük yaşlarda çalışan çocuklar var. Sokakta çalışırken hayatını kaybeden çocuklar bile var. Bu nedenle veriye ulaşmak zorlaşıyor.

Devletin çocuk işçiliğiyle mücadele politikaları ise niyetsiz. MESEM gibi uygulamalar, mücadele etmek yerine bu durumu kurumsallaştırıyor.

İş cinayetlerinde yargı süreçleri neden uzun ve etkisiz?

Yargı süreçlerinin etkisiz olmasının temel nedeni siyasi iradenin işverenlerden yana yönü ve yargının bağımsız olmaması. Devletin yasama, yürütme ve yargı organları, sermaye birikimiyle iç içe geçmiş durumda.

"İşveren vekili" sistemi nedeniyle gerçek sorumlular yargı önüne çıkmıyor. Davalar çoğunlukla alt düzey çalışanlarla sınırlı kalıyor. Ayrıca kamu görevlilerinin yargılanması da çoğu zaman engelleniyor.

Bunun yanında davalar genellikle "taksir" kapsamında görülüyor. Oysa çoğu iş cinayetinde "olası kast" vardır. Taksirle verilen cezalar para cezasına dönüşüyor ve bu da cezasızlık kültürünü besliyor.

“Fıtrat” söylemi hâlâ etkili mi?

Bu söylemin bugün belirleyici olduğunu düşünmüyorum. Daha çok ideolojik bir süsleme işlevi görüyor.

Asıl belirleyici olan, neoliberal sistemin riskleri bireyselleştirmesi. Yani iş cinayetleri, kader ya da doğa meselesi gibi sunulmak yerine, bireyin sorumluluğuna, “kültürüne”, davranışına indirgeniyor. Bu da sistemsel sorumluluğu, işçi sağlığı alanının da ürün kalitesi gibi yatırım yapılması gereken bir alan olduğunu görünmez kılıyor.

Verilerinizi nasıl topluyorsunuz? Medyada neden yeterince yer bulmuyor?

Verilerimizi günbegün basın taramalarıyla, sahadan gelen bilgilerle ve yerel kaynaklarla topluyoruz. Türkiye’nin dört bir yanından işçiler, sendikalar ve yerel ağlar da bize bilgi aktarıyor.

Ancak özellikle göçmen ve çocuk işçilerin ölümleri medyada yeterince yer bulmuyor. Bunun nedeni hem bu ölümlerin "olağan" kabul edilmesi hem de ana akım basının sınıfsal rengi.

İş cinayetlerinin tamamen önlenebilir olduğunu söylüyorsunuz. Sizce neden önlenmiyor? Bunun için en acil adım ne olmalı?

İş cinayetleri tamamen önlenebilir. Ancak mevcut sistemde bu ölümler, üretim maliyetinin bir parçası olarak görülüyor.

Kısa vadede en acil adım, gerçek sorumluların yargılanması ve cezasızlık kültürünün kırılmasıdır. İş güvenliğinin bir yatırım alanı olarak tanımlanması, önlemlerinin sıkı denetimi ve kayıtdışı çalışmanın engellenmesi de hayati önemde.

Ama asıl mesele, emek rejiminin bu hâliyle bizzat hayatını, sağlığını ve onurunu ortaya koyan emekçiler tarafından kolektif olarak ve faillerine karşı sorgulanması. Çalışırken yaşamak, ruh ve beden sağlığımızı ve onurumuz korumak için bir diğerimize ihtiyacımız var.

Vartan Estukyan / Aposto