On dokuzuncu yüzyıl İngiltere’sinde çocuk işçiliği yaygın bir gerçekti. Sanayi devriminin yükselttiği fabrikalar, madenler ve atölyeler ucuz emek istiyordu; bu emeğin en ucuz, en itirazsız ve en savunmasız biçimi ise çocuklardı.
On dokuzuncu yüzyıl Avrupa’sında, özellikle de sanayi devriminin kalbi olan İngiltere’de, baca temizliğinde çocukların çalıştırılması toplumun kanıksadığı ve uzun süre yasal kabul edilen sıradan bir uygulamaydı. Çarpık kentleşme ve artan kömür kullanımıyla birlikte inşa edilen dar ve kıvrımlı bacalara yetişkinlerin girmesi imkânsızdı; bu nedenle ustalar, genellikle yoksul ailelerden satın aldıkları veya yetimhanelerden ucuza kapattıkları dört ile on yaş arasındaki çocukları bu karanlık dehlizlere sokuyordu.
Evet, yoksul ailelerden satın alınan çocuklar bu işlerde kullanılıyordu.
Tırmanan çocuklar olarak bilinen bu küçük işçiler, dirsekleri ve dizleriyle destek alarak daracık bacalarda yukarı doğru sürünürken zifiri karanlıkta boğucu kurumları soluyor, derileri yüzülüyor, sık sık bacalara sıkışarak can veriyor veya ilerleyen yaşlarda ölümcül meslek hastalıklarına yakalanıyordu. Sistemin acımasız çarkları arasında en ucuz ve en savunmasız emek gücü olarak sömürülen bu çocukların yaşadığı cehennem, dönemin egemen sınıfları için evlerini konforlu ve sıcak tutmanın normal bir bedeli olarak görülüyordu ve bu vahşi sömürü düzeni, ciddi yasal yaptırımlar getirilene kadar on yıllar boyunca meşruiyetini korudu.
Üretimde kadınlar ve çocuklar dönemin İngiltere'sinde toplamda üçte ikiye varan bir yer tutuyordu. Çocukların çalışma yaşının 3 ile 4’e kadar inmiş olması ve yaptıkları işlerin ağırlığı, toplumda büyük bir tepkiye neden oluyordu. Tepkiler sonucunda kimi yasal düzenlemeler hayata geçirilmiş olsa da özellikle baca temizliği çocuklar için yaygın bir iş olmayı sürdürdü. Su Bebekleri tam da bu dünyanın ortasında yazıldı. Ancak Charles Kingsley, bu gerçeği kuru bir belge gibi anlatmak yerine bir masalın içine yerleştirdi. Çünkü bazen gerçek, en sert biçimiyle masalların içinde görünür.
Çocuklara baca temizliğinde çalışmayı yasaklatan bir eser
Charles Kingsley tarafından 1862 ile 1863 yılları arasında kaleme alınan ve ilk olarak bir dergide tefrika edildikten sonra 1863 yılında kitaplaştırılan Su Bebekleri, Viktorya dönemi İngiltere’sinin en çarpıcı edebi eserlerinden biridir. Kingsley, sanayi devriminin yarattığı acımasız çalışma koşullarına, özellikle de çocukların maruz kaldığı sömürüye karşı derin bir tepki duyuyordu. Yazar, dönemin yoksulluk, eğitimsizlik ve sınıf eşitsizliği gibi ağır toplumsal sorunlarını kuru bir belge yerine fantastik bir masal formunda anlatmayı tercih etti. Bu tercih, eserin hızla yayılmasını sağlayarak dönemin katı sınıf yapısına ve sömürü düzenine yönelik güçlü bir eleştiri sundu.
Kitabın yayımlanması, dönemin İngiliz kamuoyunda sarsıcı bir etki yarattı ve çocuk işçiliği konusunda daha önce eşi görülmemiş bir farkındalık dalgası oluşturdu. O güne dek sanayinin çarkları arasında görünmez olan baca temizleyicisi çocukların yaşadığı trajedi, küçük Tom’un hikâyesi aracılığıyla orta ve üst sınıfın korunaklı evlerine doğrudan girmiş oldu.
Kingsley’nin çocukluğun nasıl çalındığını gözler önüne seren bu masalı, toplumun vicdanını o denli derinden etkiledi ki, eserin yarattığı büyük kamuoyu baskısı yasal bir değişimi zorunlu kıldı. Nitekim kitabın basılmasından yalnızca bir yıl sonra, 1864 yılında İngiliz parlamentosu çocukların baca temizliğinde çalıştırılmasını engelleyen ve kısıtlayan yeni bir baca temizleyicileri yasasını kabul etmek zorunda kaldı.
Yetişkinlere yazılan masallar
Tom, kuzey bölgesindeki büyük bir kasabada yaşardı. Bu kasabada temizlenecek bir sürü baca ve Tom’un kazanıp patronunun harcayacağı bir sürü para vardı.
Çocuk edebiyatı çoğu zaman masumiyetle, hayal gücüyle ve mutlulukla anılır. Oysa bazı çocuk kitapları vardır ki, çocuklara yazılmış gibi görünür ama aslında yetişkinlerin kurduğu dünyanın acımasızlığını anlatır. Charles Kingsley’nin 1863 tarihli Su bebekleri kitabı tam da böyle bir metindir. İlk bakışta dereye düşüp su bebeğine dönüşen küçük Tom’un fantastik hikâyesini anlatıyor gibi görünür. Ama kitabın sayfaları arasında dolaşan asıl şey yoksulluğun, çocuk emeğinin ve sınıf eşitsizliğinin karanlık yüzüdür. Karanlığı resmeden kitabın, derinliğe inip köklerini gören ve soruna neden olan sistemi eleştiren bir çözüm sunan tarafı var mıdır derseniz, rahatlıkla hayır diyebilirim.
Ama Charles Kingsley’in eserleri, sorun için bir çözüm sunmasa da çözüm için bir ilham kaynağı oldu.
Eserde geçen Tom yalnızca bir çocuk değildir; o, sanayi çağının dişlileri arasına sıkışmış bütün çocukların adıdır bir yanıyla. Bir baca temizleyicisidir. Karanlık bacalara sürünerek giren, kurum yutan, dayak yiyen ve çalışmadığında aç kalan bir çocuktur. Daha kitabın başında Kingsley, okurun gözünün içine baka baka bir gerçeği gösterir: Çocuklar oyun oynaması gerekirken çalıştırılmaktadır. Üstelik bu çalışma yalnızca yoksulluğun sonucu değil, zenginlerin konforunun bedelidir.
Tom’un su bebeğine dönüşmesi sadece bir kaçış değil, aynı zamanda insanlık dışı bir düzenden kopuşun simgesi olarak okunur. Karada onu ezen bir dünya vardır: Patronlar, dayak, açlık, kir ve aşağılanma. Suyun altında ise başka bir ihtimal, yani öğrenmenin, değişmenin ve insanca yaşamanın ihtimali belirir.
Fakat burada durup şu soruyu sormak gerekir: Neden bir çocuğun insan olabilmesi için gerçek dünyadan kaçması gerekir?
İşte kitabın en sarsıcı tarafı budur. Su Bebekleri, çocukların yaşadığı cehennemi anlatırken kurtuluşu gerçek hayatta değil masalda arar. Çünkü Kingsley’nin kendi dünyasında sistem değişmez; değişmesi gereken çocukların kendisidir. Masala göre Tom daha iyi, daha terbiyeli ve daha çalışkan olursa kurtulacaktır.
Oysa bugün biliyoruz ki mesele çocukların iyi olması değil, onları çalıştıran düzenin kötü olması ve bu kötülüğü bizzat üretmesidir.
Bu yüzden Su Bebekleri’ni yeniden okurken onu yalnızca nostaljik bir çocuk klasiği olarak görmek yetmiyor. Kitap, bugün hâlâ dünyanın birçok yerinde süren çocuk işçiliğinin aynası olarak da okunuyor.
Türkiye’de sanayide, tarımda, sokakta ve atölyelerde çalışan çocuklar ise ülkenin bir gerçeği. Mevsimlik tarım işçisi çocuklar, tekstil atölyelerinde çalışanlar, sanayi sitelerinde hayatını kaybeden çıraklar bu gerçeğin bir parçası.
Aradan yüz altmış yıl geçmiş olsa da Tom’un hikâyesi henüz bitmiş değildir.
Belki de Su Bebekleri’nin bugün hâlâ önemli olmasının nedeni budur: Kitap bize çocukların neden masallara sığındığını değil, neden gerçek hayatta çocuk olamadığını sorar. Ve bu sorunun cevabı yalnızca edebiyatın değil; siyasetin, ekonominin ve toplumsal vicdanın konusudur. Tam da bugünlerde, çocukların çocukluğunu yaşamasına izin verilmediğinde bu durumun nelere yol açtığını, sonuçlarını tartıştığımız katliamlarla karşılaşıp yüzeysel önlemleri çözüm sandığımız açıklamalar duyarız.
Çocukların suya düşüp başka bir dünyaya kaçmasına gerek kalmayacak bir dünya kuramadığımız sürece her Tom yeniden doğacak; bacaların, atölyelerin ve fabrikaların karanlığında kaybolmaya devam edecektir.
