Y a n g ı n  K u l e s i 

 
 
Can Güvenliği ve İş Güvencesi İstiyoruz! 
 
 
 İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi
 
www.guvenlicalisma.org
www.yanginkulesi.org 
 
 
 16 Aralık 2011

 Sayı: 14

 
 
Sağlıklı ve Güvenli Çalışmak İstiyoruz!
 
* AKP, iktidara geldiğinden beri İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nı çıkarmak istiyor. Yıllardır hazırlanan taslaklardan sonra konu Meclis gündemine sunuldu. Peki böyle bir yasaya ihtiyaç var mı? Bu noktada gerçekleri gözler önüne sermek gerekmektedir…  

Türkiye’de Bakanlık verilerine göre en az 24 milyon işçi bulunmaktadır. Ancak yasanın çıkarılma kaygısının milyonlarca işçinin sağlığı ve güvenliği olmadığı adından bile anlaşılmaktadır. İşçi sağlığı yerine “iş sağlığı” kavramının kullanılması gerçek gayenin işçinin değil işin sağlığını yani işletmenin verimliliğini, kârlılığını hedeflediğini ortaya koymaktadır. Bu anlamda yasa AB uyum politikalarının bir devamıdır.

Çalışma Bakanlığı, Türkiye’de emekçilerin sağlığı ve güvenliğinden sorumlu kurumların başında gelmektedir. Ancak Bakanlık, emekçilerin can güvenliğini sağlayacak düzenleme ve denetimleri yerine getireceğine; küresel rekabeti yani işletmelerin kârlılığını gerekçe göstererek emekçileri koruyan mevcut düzenlemeleri dahi ortadan kaldırmakta ve denetim görevini bile gerektiği gibi yerine getirmemektedir.

Zaten Çalışma Bakanlığı’nın emek örgütlerine bakışı açıktır. Bu durum yasa tasarısının tartışmaya açılma sürecinden bellidir. Bakanlık çağrısı üç kamu çalışanı ve üç işçi konfederasyonuna 24 Ekim’de yapıldı. Çağrı metni 25 Ekim’de örgütlere ulaştı ve 27 Ekim’de toplantı yapıldı. Bu kadar kısa bir sürede yasa ile ilgili görüş bildirmek mümkün müdür? Kaldı ki TTB ve TMMOB, DİSK ve KESK’in zorlamasıyla toplantıya sonradan davet edildi. Meslek örgütlerimiz sermaye ve iktidarına karşı attıkları adımlar yüzünden cezalandırılmaya çalışıldı… 

11-15 Eylül 2011 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen 19. Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Kongresi bu anlamda sürece ışık tutmuştu. Gaye çok açık: Sermayenin daha fazla kar uğruna emekçilerin yaşamını hiçe sayması ve bu noktada “iş sağlığı” kavramı ile sağlığın ve güvenliğin pazarlanmak istenmesi… Bakanlık emek örgütlerinin görüşlerini almaktan öte onlara bir sosyal partner rolü biçmektedir. Hak-iş ve Kumlu’nun Türk-İş Genel Yönetimi de bu role taliptir.

Oysa DİSK, KESK, TMMOB ve TTB bu süreçte salt yasayı tartışmak yerine sınıf hareketinde “emeğin korunma mücadelesi”nin kulvarını oluşturma girişimlerini hızlandırmışlardır. İstanbul’da dört emek ve meslek örgütünün yürütücülüğünde ve yine birçok örgütlenmenin içinde bulunduğu İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi çalışmamız tam da bu noktada önemini ortaya koymaktadır. Keza 2-3-4 Aralık’ta Ankara’da düzenlenen 4. İşçi Sağlığı ve Güvenliği Kongresi, birçok işçi şehrinde konu ile ilgili mücadele startını vermek için karar almıştır.

Esasen sorun ayan beyan ortadadır. Bir yanda sermayenin karını azamileştirme çabaları, diğer yanda emeğin korunma mücadelesinin ortaya konması pratiği…

Torba yasalarla, KHK’larla düzenleme yapan, sermaye birikimini sağlayan, madencilerinin ölümüne “kader” deyip onları yaklaşık bir yıldır toprak altında bırakan bir iktidardan birşeyler beklemek olsa olsa havanda su dövmektir. Yapılması gereken işçi sağlığı ve güvenliği mücadelesinin zemininin mütevazi ve ısrarlı adımlarla oluşturulması ve bağımsız bir emek hareketinin politikalarından birisi haline getirilmesidir…

Emek Örgütlerinden Açıklamalar ve Etkinlikler
 
Türkiye (Büyük) Sağlıkçılar Meclisi oybirliğiyle karar verdi: KHK yok hükmündedir!
Devrimci Sağlık İş, Petrol iş, Türk Diş Hekimleri Birliği, Türk Ebeler Derneği, Türk Eczacıları Birliği, Türk Hemşireler Derneği, Türk Medikal Radyoteknoloji Derneği, Türk Tabipleri Birliği, Türkiye Diyetisyenler Derneği ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası tarafından düzenlenen SAĞLIK ÇALIŞANLARININ SAĞLIĞI 3. ULUSAL KONGRESİ’nde gerçekleştirilen Türkiye (Büyük) Sağlıkçılar Meclisi toplantısına farklı sağlık meslek gruplarından yüz elliyi aşkın sağlık çalışanı katıldı. Sağlıkçılar Meclisi toplantısı, 19 Kasım 2011 günü Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Binası Prof. Dr. Abdulkadir Noyan Toplantı Salonu’nda yapıldı. Toplantıda 2 Kasım 2011 gece yarısı yayınlanan 663 sayılı Sağlık Bakanlığı Ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (KHK) görüşüldü. Yapılan oylamada, 663 sayılı Sağlık Bakanlığı Ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname oybirliğiyle reddedilerek sağlık çalışanları için “YOK HÜKMÜNDE” olduğuna karar verildi...
 
İstanbul Hekim Meclisi: 21 Aralık'ta g(ö)revdeyiz!
Biz hekimleri yok sayan, talep, görüş ve önerilerimize kulaklarını tıkayan, sorunlarımızı görmezden gelen zihniyete karşı emeğimizi, mesleğimizi, meslek onurumuzu ve geleceğimizi savunacağız"... İstanbul’un dört bir yanından gelen; kamuda, özel sektörde çalışan hekimler, öğretim üyeleri, asistan hekimler, tıp öğrencileri, işyeri hekimleri, kurum hekimleri, aile hekimleri, emekli hekimler bu tarihi çağrıya cevap vererek Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Oditoryumu’nu hınca hınç doldurdu. İstanbul Hekim Meclisi, 4 Aralık 2011 Pazar günü 700’ü aşkın hekimin katılımıyla gerçekleştirildi... Yapılan konuşmalarda; 663 sayılı kararnamenin ve bir parçası olduğu Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın kabul edilemeyeceği ve bu gidişata karşı, süresiz grev de dahil tüm eylem biçimlerinin gündeme getirilmesi önerildi. Hekim meclisinde ortaya konan iradenin tek tek birimlere, hastanelere, fakültelere taşınabilmesinin önemli olduğu bu doğrultuda tüm sağlık çalışanlarını buluşturacak işyeri meclislerinin kurulması gerektiği vurgulandı. Mücadelenin tüm sağlık çalışanlarını ve sağlıkta yaşanan yıkımın mağduru olan kesimleri bir araya getirecek zeminlerde yürütülmesi gerektiği belirtildi.  Bu çerçevede; gerek 18 Aralık 2011 Pazar günü Tünel'den Taksim Meydanı'na yapılacak yürüyüş ve basın açıklamasının, gerekse 21 Aralık 2011 Çarşamba günü ülke genelinde gerçekleştirilecek GöREV etkinliğinin büyük önem taşıdığı ortak bir şekilde dile getirildi... 
 
Bilim insanlarının sorumlulukları konuşuldu
Kocaeli Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu’nun Kocaeli bölgesinde yaşanan çevre ve sağlık sorunlarına ilişkin yapmış olduğu son bilimsel çalışmayı kamuoyu ile paylaşması nedeniyle soruşturmaya uğramıştı. Bu çerçevede TTB, TMMOB, DİSK ve KESK bilim insanlarının çevre ve halk sağlığı konusundaki sorumluluğunu bir kez daha ele almayı gerektiği inancıyla 23 Kasım'da bugün “Çevre ve Halk Sağlığı Sorunları Karşısında Bilim İnsanının Sorumluluğu Sempozyumu” gerçekleştirdi. İstanbul Tabip Odası ev sahipliğinde Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yeni Kurul Salonu’nda gerçekleştirilen Sempozyuma, Prof. Dr. Gençay Gürsoy, TTB İkinci Başkanı Prof. Dr. Özdemir Aktan, TTB Merkez Konsey Üyesi Dr. Osman Öztürk, Yıldız Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Beyza Üstün, CHP Milletvekili Sacit Yıldız’ın yanı sıra çeşitli çevre örgütleri destek verdi... 
 
Van Depremi birinci ay değerlendirmesi - TTB / SES
Türk Tabipleri Birliği ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası 23 Ekim 2011 Van - Erciş depreminin olduğu günden bugüne, bölgede değerlendirmeler yapmış, elde ettiği bilgiler ışığında yaptığı tespit ve çözüm önerilerini kamuoyu, Sağlık Bakanlığı ve ilgililerle paylaşmıştır. Van depreminin ardından bir ay geçti. Van’da halk depremin kronikleşen ve giderek derinleşen etkileri altında yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Bu bir ayda depremde yitirilenlerin acısı yetmezmiş gibi açlıktan, soğuktan, yangından çocuklar öldü, binlercesi hastalandı, hastalanıyor. Depremzedeler coplandı. Yerel mülki idareciler ve hükümetin yönetim ve “hizmet” anlayışı, depremin etkilerini azaltmak bir yana, depremzedelerin acısının katlanmasına yol açtı. Deprem ve kayıpları nedeniyle daha çok desteğe ve hizmete gereksinim duyan yurttaşların yaşadıklarını ifade etmelerine bile tahammül edilemeyen bir deprem bölgesi... Baskıcı yönetim anlayışı ve hizmet sunmadaki yetersizlikler nedeniyle artan yıkıcı etki...
 
İSİG Meclisi: Silikozis kader değildir, önlenebilir...
İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi olarak 1 Aralık'ta Okmeydanı Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi önündeydik. Kasım ayı iş kazaları / meslek hastalıkları raporunu ve diş teknisyenlerinde görülen silikozis hastalığı sonucu yaşanan ölümleri kamuoyu ile paylaştık. Açıklamamızı kendisi de silikozis hastası olan diş teknisyeni arkadaşımız Namık Albayrak okudu. Kasım ayında en az 57 işçinin yaşamını yitirdiğini ve yine en az 1976 işçinin yaralandığını belirtirken; 2011 yılında 4 diş teknisyeninin silikozis sonucu aramızdan ayrıldığını ve bu durumun nedeninin güvencesizlik olduğunu kamuoyu ile paylaştık. Eylemimize emek ve meslek örgütlerinden birçok arkadaşımızın katıldı. Aylık değerlendirme metnimizin tamamını aşağıda okuyabilirsiniz... Güvencesiz çalışma koşulları işçilerin hayatlarını almaya devam ediyor. Kasım ayında basından ulaşabildiğimiz kadarıyla en az 57 işçi hayatını kaybetti, yine en az 1976 işçi yaralandı. En az diyoruz, çünkü bu tablo buzdağının görünen yüzüdür, basın ve yayın organlarından tespit edilebilenlerdir. Ne yazık ki işçi ölümleri ve yaralanmaları çok daha fazladır ve tespit edilememektedir. Ancak ülkemizde devlet sağlık ve güvenlik önlemlerini almadığı / denetlemediği gibi, ölüm ve yaralanmaların tespitini de tam olarak yapmamaktadır... 
 
İşçi Sağlığı ve Güvenliği Kongresi sona erdi
DİSK, KESK, TMMOB ve TTB tarafından Ankara'da İnşaat Mühendisleri Odası Konferans Salonu'nda düzenlenen ''İşçi Sağlığı ve Güvenliği Kongresi'' başladı. "Esnekleşme ve İşçi Sağlığı" ana temasıyla düzenlenen kongre saat 09.30 ve 10.15 arası yapılan açılış konuşmalarıyla başladı. Bu bölümde beş konuşma gerçekleştirildi. Kongre Başkanı Onur Hamzaoğlu'nun (Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı) yaptığı konuşmayla kongrenin startı verildi. Onur Hamzaoğlu bu kongrenin sınıfın bütün bileşenlerini örgütleyen bir unsur olmasını istediklerini vurguladı. Bu konuşmanın ardından kongreyi düzenleyen DİSK, KESK, TMMOB ve TTB adına konuşmalar gerçekleştirildi. DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, işçi sağlığı ve güvenliği konusunun, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de işçi sınıfının en temel sorunları arasında yer aldığını söyledi...
 
 Mehmet Torun: İlkel koşullarda çalışan maden işletmeleri var
Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi'nin, Türkiye Taşkömürü Kurumu İş Güvenliği ve Eğitim Daire Başkanlığı salonunda düzenlediği, 'Maden İşletmelerinde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği' konulu sempozyumun açılışında konuşan Maden Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Torun:  Hızlı teknolojik gelişmeler bir yandan insanın refahına hizmet ederken, öte yandan insan hayatı ve çevre için tehlikeleri de beraberinde getirmiştir. Özellikle sanayileşmenin ve kütle üretim süreçlerinin ön plana çıktığı geride bıraktığımız 20. yüzyıl; yoğun makineleşme ve üretim sürecine giren yüzlerce kimyasal maddenin yol açtığı meslek hastalıkları ve iş kazalarının yoğunlaştığı bir yüzyıl olarak hatırlanacaktır. Üretim sürecine giren her yeni madde, her yeni makine, araç ve gereç insan sağlığı, işyeri güvenliği, çevre sağlığı ve çevre güvenliği için tehdit oluşturmaktadır. Bir bakıma yükselen refahın faturası, insanlığa iş kazaları, meslek hastalıkları ve çevre kirlenmesi olarak kesilmektedir. Sağlıklı çalışma ortamı ve çevresi iş barışının, hızlı ve sağlıklı kalkınmanın da ön şartıdır. Çünkü iş kazaları ve meslek hastalıkları sonuçları itibariyle insan hayatını ve sağlığını tehdit etmesinin yanı sıra işletmeleri de ağır faturalara mahkum etmektedir...
 
4 Aralık Dünya Madenciler Günümüz kutlu olsun
Maden emekçileri olarak yaşamımızı yeniden üretmeye çalıştığımız çalışma hayatı, yasalarda ağır ve tehlikeli iş kolu olarak tanımlanmaktadır. Bu tabir bizleri yönetenler tarafından öyle benimsenmiştir ki "çok güzel öldüler", "takdiri ilahi", "madencilerin kaderinde var" gibi beyanatlarla kamuoyu yönlendirilmeye çalışılmaktadır. Odamız kayıtlarına göre içinde bulunduğumuz yıl içerisinde 71 maden emekçisini kar hırsı için ayırdılar dünyadan. Halen biri maden mühendisi, biri jeoloji mühendisi meslektaşlarımız olmak üzere dokuz maden emekçisi on milyonlarca ton dekapaj malzemesinin altında beklemektedir. Maden emekçileri yaşamlarını yitirirken olayın nedenleri, niçinleri araştırılıp iş kazalarının azaltılması için çalışma yapılması gerekirken, "iş kazası mı", "iş cinayeti mi " tartışmaları yapılarak adı da konulmuş ağır ve tehlikeli işlerin mukadderatında var deyip geçiyor büyüklerimiz!!!
 
Basın emekçileri: "Yıpranmıyoruz, ölüyoruz!"
Van'da meydana gelen 5.6'lık depremin ardından yıkılan Bayram Oteli'nin enkazı altında kalarak yaşamını yitiren DHA muhabirleri Cem Emir ve Sabahattin Yılmaz için meslektaşları Ankara'da eylemdeydi. Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Ankara Şubesi'nin çağrısıyla 14 Kasım saat 18.00'da İnsan Hakları Anıtı önünde biraraya gelen basın emekçileri yıpranma haklarını geri istedi. TGS Ankara Şube Başkanı Göksel Yıldırım tarafından okunan basın açıklamasında bir dizi ihmal ve vurdumduymazlık sonucunda arkadaşlarını kaybettiklerini, rantın insan hayatını nasıl hiçe saydığını Van'da gördüklerini söyledi. Basın emekçilerinin yıpranma hakkının öneminin Van'da bir kez daha gözler önüne serildiğini ifade eden Yıldırım, "Yıpranma hakkı, diğer meslek grupları için nasıl haksa haberciler içinde hak olmalıdır" dedi. Yıldırım hükümeti ve meclisi gazetecilerin yıpranma hakkını iade etmeye, medya patronlarını da çalışma koşullarını düzeltmeye davet etti... 
 
Basın emekçilerinin hakları abluka altında
DİSK- KESK- TMMOB ve TTB'nin 2-3-4 Aralık'ta Ankara’da gerçekleştireceği İşçi Sağlığı ve Güvenliği Kongresi öncesinde; TTB Genel Merkezi’nde “Basın Çalışanlarının Sağlığı” konulu bir çalıştay düzenlendi. Van'daki depremde yaşamını yitiren basın emekçileri Cem Emir ve Sabahattin Yılmaz’ın anılmasıyla başlayan çalıştayda, basın çalışanlarının kırpılan sosyal hakları, çözülen dayanışması ve artan örgütsüzlüğü ve meslekten kaynaklanan sağlık sorunları tartışıldı. Çalıştaya Türkiye Haber Kameramanları Derneği Genel Sekreteri Celal Çevirgen, Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Bulut, Evrensel Gazetesi Ankara Temsilcisi Sultan Özer ve gazeteci yazar Doğan Tılıç konuşmacı olarak katıldı. BirGün yazarı Doğan Tılıç, sermaye, iktidar, medya ilişkisine dikkat çekti ve basın çalışanlarının en büyük sorunlarından birinin örgütsüzlük olduğunu vurguladı. Basın çalışanlarının örgütsüzlüğünün Türkiye’ye özgü bir durum olmadığının, tüm dünyada sendikal hareketin gücünü yitirmesiyle paralel bir süreç olduğunu söyleyen Tılıç, yalnızca toplumsal hareket sendikacılığı akımının güçlü olduğu Güney Afrika ve Latin Amerika ülkelerinde hatırı sayılır bir basın çalışanları mücadelesinden söz edilebileceğinin altını çizdi. Bir başka sorunun ise sınıf perspektifinin yitirilmesi olduğunu söyleyen Tılıç, günümüz gazeteciliğinde had safhada bir meslek içi rekabetin olduğunu ve basın çalışanlarının kendilerini işçi sınıfının bir parçası olarak görmediklerini söyledi...

 İşçi Aileleri
 
Karadon madenci aileleri grizu faciasını yeniden yaşadı
Zonguldak’ta, 17 Mayıs 2010 tarihinde 30 maden işçisinin öldüğü grizu faciasıyla ilgili davada, aileler grizu acısını yeniden yaşadı. Ölen işçilerin yakınları, bir kurum yetkilisinin mahkemedeki ifadesine tepki gösterdi... İlk bilirkişi raporunun yetersiz bulunmasının ardından ikinci bilirkişi raporuyla yeniden başlayan davanın ilk duruşması Zonguldak 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı. 25 sanık, 9 mağdur, 4 mağdur ve sanık ve 52 müştekinin katıldığı davada, sanıklardan Türkiye Taşkömürü Kurumu(TTK) elektrik teknikeri Hasan Karakaş savunmasını verdi. İddiaları kabul etmeyen Karakaş, sabah saatlerinde bozulan metan gazı ölçen sensörlerin, olay yerine gönderilen 2 uzmanın çalışması sonucu onarıldığını söyledi. Karakaş, “Biz sabah sensörleri onardık. Bizim görevimiz yalnızca sensörlerin elektriksel çalışmasını ve arızaların giderilmesini sağlamaktır. Bilirkişi raporunda sensörlerin çalışmadığı yazılmıştır, bu cihaz son dakikaya kadar aşağıdaki verileri yukarıya vermiştir” şeklinde savunma yaptı...
 
Bükköy maden işçi aileleri yürüyorlar
İki sene önce Bükköy Madencilik'e bağlı maden ocağında grizu patlamasında yaşamını yitiren 19 maden işçisinin yakınları, Bursa'da bir anma yürüyüşü düzenledi. Bursa Yorum gazetesinin haberine göre 10 Aralık 2009’da Mustafakemalpaşa İlçesi’nde bulunan Bükköy Madencilik’e bağlı bir maden ocağında meydana gelen grizu patlamasında 19 madenci hayatını kaybetmişti. Olayın ardından açılan ve 2 yılın sonunda halen daha sonuçlanmayan davanın 22 Aralık’taki duruşmasına dikkat çekmek ve yaşananları unutturmamak için bugün hayatını kaybeden maden işçilerinin yakınları Bursa’da bir yürüyüş gerçekleştirdi. Daha sonra otobüslerle Kent Meydanı'nda toplanan madenci yakınları 'Madenler işçiye mezar olmasın', 'Artık ölmek istemiyoruz' sloganlarını atarak, Atatürk Anıtı Önüne yürüdü. Burada ölen madencilerin yakınları adına basın açıklaması yapan Nihat Hanay, Türkiye'nin bu davaya sahip çıkması gerektiğini belirterek, "Bizlerin böyle yeni bir acıya dayanacak gücü yok. Acılar bir daha yaşanmamalı. Bu dava milat olmalı. Denetlemeler yapılmalı. Bu mücadelemizin başarıya ulaşacağına inanıyorum. Başka çocuklar yetim, eşler dul kalmasın, analar ağlamasın. Bu acıyı hekimler değil, hakimler dindirir. Herkes görevini doğru yapsın. İki yıldır bekliyoruz. Suçlular yakalansın. 22 Aralık günü yapılacak karar duruşmasında cezalandırılsın. Bu yürüyüşü düzenlememizin bir nedeni de, kamuoyunun dikkatini davaya çekmektir" dedi... 
 
Ev Eksenli / Evde Çalışma
 
İşçi olduğunu bilmeyen kadınlar
Evde çalışan kadınların emeği görülmez. Kadın, parça başına fabrikalara iş yapar, mağazalara kıyafetler diker, belki de danışmanlık hizmeti verir. TÜİK’in ev ekseninde çalışan kadın verilerine ulaşmak zordur. Bu veriler gerçeği de yansıtmaz. Çünkü çalışan kadın kendisini çalışıyor olarak tanımlamaz, dolayısıyla kayıtlara da geçmezler. Devlet, “siz zaten işçisiniz” diyor, ama kayıtdışı çalışmalarına da göz yumuyor. Evlerinde maaşsız, sigortasız çalışan kadınlar, Ankara’da Ev eksenli Çalışan Kadınlar 2. Ülke Konferansı’nda buluştular. 2- 3- 4 Aralık tarihlerinde Eyüpoğlu Otel’de gerçekleşen konferans için kadınlar, ürettikleri reçeller, kazaklar, el işleri, salçaları, takıları, dantellerini de alıp, Ankara’ya geldiler. Neredeyse her ilden kadın vardı: Diyarbakır, Antalya, İzmir, Maraş, Erzurum, Ağrı... Hatta Bulgaristan, Makedonya ve Romanya’dan...

Söyleşiler / Raporlar 
 
Bilime tecrit - Onur Hamzaoğlu ile söyleşi
Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, halka karşı sorumluluğunu yerine getirdiği için hükümetin yönlendirmesiyle üniversitede tecrit edilmek isteniyor. Son günlerde Dilovası’da gökten yağan beyaz yapışkan toz bölge halkını tedirgin ederken, akıllara Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu’nun “Sanayi bacalarının kustuğu ağır metallerin, bebekleri ve kadınları ölümcül hastalıklara maruz bıraktığı” saptamasını getirdi. Bilimsel raporu açıkladığı için başına gelmeyen kalmayan Hamzaoğlu ise tecrit ediliyor ve Kocaeli Üniversitesi Rektörü izin verdiği takdirde, TCK’nin 213. maddesi uyarınca 2 ila 4 yıl arasında hapis istemiyle yargılanacak. Hamzaoğlu ise bilim insanı duyarlılığı ile “Cezayı soruşturmayı boş verelim. Peki, Dilovası’nda insanların hali ne olacak” diye soruyor...
 
Patronlara karşı kendimizi koruyalım! - İşçi Meclisi
Emeğin korunması mücadelesini işçiler kendileri verir. Bu mücadele işçi sınıfının öz savaşımı, özgüveni, öz onuru, öz örgütlenmesinin geliştirilmesi mücadelesidir... Biz işçiler, patronlara karşı kendimizi korumalıyız. Çünkü patronlar tarafından öldürülüyoruz, sakat bırakılıyoruz, hasta ediliyoruz. İnanmayanlar için, buyurun, rakamlar ortada: Dünyada her yıl 350.000 işçi iş kazasında ölüyor. Dünyada her yıl 1.700.000 işçi meslek hastalıklarından dolayı ölüyor. Dünyada her yıl 270.000.000 (270 milyon!) iş kazası meydana geliyor. Dünyada her yıl 160.000.000 (160 milyon!) işçi meslek hastalıklarına yakalanıyor. Dünyada her yıl 438.000 işçi, işyerindeki zehirli maddelerden dolayı hayatını yitiriyor... Latin Amerika’da maden işçilerinin %37’si, Hindistan’da taş kalem işçilerinin %50’si ve taş kırma işçilerinin %36’sı bu hastalığa yakalanmış durumdadır. Dünyada her gün yaklaşık 6000 işçi, iş kazası ve meslek hastalıkları nedeniyle ölüyor. Her gün altı bin işçi! Her bir saat başına 250 işçi ölüyor… Bu rakamları biz uydurmuyoruz. ILO (Dünya Çalışma Örgütü)’nün resmi rakamları bunlar...
 
Kapitalist sistem işçi sağlığının düşmanıdır - Tevfik Güneş ile söyleşi
Konfederasyonumuz, KESK, TMMOB ve TTB ile ortaklaşa bir kongre düzenleyerek, işçi sağlığı ve güvenliği alanındaki güncel sorunları masaya yatıracaktır. Dört örgüt tarafından 2-3-4 Aralık 2011 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilecek olan “2011 İşçi Sağlığı ve Güvenliği Kongresi”nin hazırlıkları tüm hızıyla sürmektedir. Esnek ve güvencesiz istihdam ve çalışma biçimlerinin giderek yaygınlaştığı ve esnekleşmenin işçi sağlığına zararlarının giderek arttığı göz önünde bulundurularak kongrenin ana teması “Esnekleşme” olarak belirlenmiştir. Kongre hazırlıkları, konfederasyonumuzun da iki kişiyle katıldığı Kongre Düzenleme Kurulu tarafından yürütülmektedir. 4 örgütün ortak kararı ile Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu Kongre Başkanı olarak kararlaştırılmıştır. İşçi Sağlığı Kongrelerinin ilki 1978 yılında, ikincisi ise 1988 yılında Türk Tabipleri Birliği tarafından düzenlenmiştir. Üçüncü kongre ise 1998 yılında DİSK, KESK, TMMOB, TTB ve Türk-İş tarafından ortaklaşa düzenlenmiştir. Şüphesiz önceki kongrelerin de önemli ve anlamlı sonuçları olmuştur...
 
Yıpranmadılar öldürüldüler (Kasım 2011 iş kazaları raporu) - Sendika.Org
Cem ve Sebahattin kardeşimizi Van’daki Bayram Otel’in enkazında bıraktık. 9 Kasım günü meydana gelen 5,6 büyüklüğündeki orta şiddetteki deprem, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı ‘teknik ekip’ tarafından “oturulabilir” denilen, Van Valisi’nin halkı evlerinde oturmaya çağırdığı, Bayram Otel’in yıkılmasına neden oldu. Otelin enkazında hayatını kaybeden onlarca insanın içinde iki de basın emekçisi vardı... 1 Ekim 2008’de SSGSS yasası ile gazetecilerin 1978’den beri sahip oldukları ‘yıpranma hakkı’ ellerinden alındı. Yasayla birlikte “işçinin daha erken emekli olmasına ve emekli aylığını görece daha fazla almasını sağlayan yıpranma hakkı” sadece madenciler, itfaiyeciler, askerler ve polislere tanındı. Zor şartlar altında çalışan gazeteciler 3 yıl boyunca çeşitli eylemler yaparak sorunlarını dile getirdi ancak SSGSS’nin mimarlarından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik 11 Temmuz 2011 tarihinde şu açıklamayı yaptı gazetecilerin yıpranma hakkı için: “Yıpranmadan yıpranma payı olur mu? Yıpranacaksınız ki, yıpranma payını hak edesiniz”... 
 
DİSK-AR: Açlık sınırı 992 TL, yoksulluk sınırı 5 asgari ücrete denk...
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kasım ayına ilişkin yoksulluk ve açlık sınırı rakamlarını açıkladı. Buna göre 4 kişilik bir aile için açlık sınırı 992 lira oldu. Yoksulluk sınırı ise, 3 bin 136 lira olarak hesaplandı. Böylece yoksulluk sınırı, 5 asgari ücret oldu. DİSK konuyla ilgili değerlendirmesinde, "Bugün asgari ücret, işçinin ailesi ile beslenmek için yapması gereken harcamanın 3'te 2'si, insanca yaşamak için yapması gereken harcamanın 5'te 1'dir" dedi. DİSK, şu taleplerde bulundu: "Asgari ücret Tespit Komisyonu, işçilerin ağırlığı artırılarak demokratikleştirilmeli, emek örgütlerinin katılımı konusundaki sınırlandırmalar kaldırılmalıdır. Görüşmeler, kamuoyuna açık hale getirilmeli, anlaşmazlık durumunda işçilerin üretimden gelen güçlerini kullanabilecekleri yasal zeminler oluşturulmalıdır. Asgari Ücret,  işçinin ailesi ile birlikte tüm zorunlu ihtiyaçlarını karşılayacak biçimde, insan onuruna yakışan bir düzeyde tespit edilmelidir. Asgari ücretin herkese bölge, yaş, işkolu vb. ayrımı yapılmaksızın aynı oranda belirlenmesi esas alınmalı, asgari ücrette uygulanan ve yeni yasa tasarısı ile daha fazla kişinin mağdur edilmesine yol açacak yaş uygulaması kaldırılmalı, bölgesel asgari ücret uygulanması yolundaki girişimlerden uzak durulmalıdır. Asgari ücret gelir  dağılımını düzenleyici yönde belirlenmeli ve ekonomik büyümeden pay almalıdır. Evlerde yapılan işler için de asgari ücret uygulamasına gidilmelidir"...

 Çevre ve Halk Sağlığı
 
AKP altın tekellerine kol kanat gerdi 
Kazdağları ve bölgede yaşayan halk, ‘altın madenciliği’ adı altında yapılan çalışmalar nedeniyle ciddi tehdit altında bulunurken; CHP Çanakkale Milletvekili Serdar Soydan, konuyla ilgili Meclis Araştırması açılmasını istedi. Önerge üzerine söz alan İstanbul Milletvekili Levent Tüzel de, “Kazdağları sondajlar nedeniyle adeta delik deşik edilmiş durumda” dedi.Önerge AKP’lilerin oylarıyla reddedildi. CHP’li Soydan “Kaz Dağları’nda yaşanan çevresel sorunların ivedilikle çözülmesi, sağlıklı ve dengeli bir çevre için gereken yasal tedbirlerin tespit edilmesi” amacıyla Meclis araştırması açılmasını istedi.  Soydan, “Bölgede yaşanan çevresel sorunların ivedilikle çözülmesi ve yaşanabilir ve üretilebilir bir çevre için gereken yasal tedbirlerin tespit edilmesi amacıyla bir Meclis Araştırmasına ihtiyaç bulunmaktadır” dedi...
 
"Ankaralının sağlığı tehlikede"
Kimya Mühendisleri Odası Hava Kalitesi Takip Merkezi Başkanı Erkin Etike, Ankara'da ekim, kasım ve aralık aylarında hava kirliliğiyle ilgili sınırların defalarca aşıldığını belirterek, Ankaralıların sağlığının tehdit altında olduğunu iddia etti. Etike, düzenlediği basın toplantısında, Ankara'daki hava kirliliği değerlerinin halk sağlığını tehdit edecek boyutlara ulaştığına ilişkin saptamalarını, 23 Mart ve 9 Eylül tarihlerinde kamuoyuna duyurduklarını anımsattı.Önlem alınmadığı için kirliliğin artarak sürdüğünü belirten Etike, ekim, kasım ve aralık aylarında, “PM10” adı verilen kirletici bakımından sınırların birden çok kez aşıldığını savundu. Etike, Çevre ve Şehircilik Bakanlığına ait Sıhhiye Hava Kalitesi Ölçüm İstasyonu'nda 3-6 Ekim ve 12-17 Ekim tarihleri arasındaki 10 günün ölçümlerinin ilan edilmediğini ileri sürerek, şöyle konuştu: “Buna rağmen ekim ayının diğer günlerinde sınır değer 7 gün ve uyarı eşiği 2 gün boyunca aşılmıştır. Hava kirliliği değerlerini kamuoyuna düzenli ve güncel olarak ilan etmek, bakanlığın mevzuat ile tanımlanan görevidir. Bakanlık ilan edilmeyen ölçümleri de ilan etmeli ve ilan edilmiş ölçümler üzerinde değişiklik yapmamalıdır. 2011 yılı içinde üçüncü kez açıklıyoruz. Çevre ve Şehircilik Bakanlığının resmi ölçüm istasyonlarının verileri Ankara'nın havasının kirli olduğunu ispatlıyor. 2011 yılının ekim, kasım ve aralık aylarında hava kirliliği ile ilgili sınırlar defalarca aşıldı. Ankaralıların sağlığı tehdit altındadır"...

Hukuk
 
Festus Okey'in katiline ödül gibi ceza
Festus Okey'i gözaltında öldürülmesiyle ilgili davanın karar duruşmasında mahkeme heyeti, sanık polisin "taksirle adam öldürme" suçundan 4 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırılmasına karar verdi. Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde Nijeryalı göçmen Festus Okey'i silahla vurarak öldüren polis Cengiz Yıldız'ın yargılandığı davadan 13 Aralık'ta karar çıktı. Beyoğlu 21. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen karar duruşmasında, Festus Okey'in ağabeyi Tochukwu Gamellah Ogu yeniden müdahillik başvurusunda bulundu. Ogu'nun müdahillik talebi ikinci kez reddedildi. Mahkeme, Okey'in pasaportu, Ogu'nun doğum belgesi ve Okey için Nijerya'da düzenlenen cenaze törenine ilişkin fotoğraflardan oluşan belgelerin, Festus Okey'in kimliğinin tespiti konusunda yeterli olmadığını ileri sürdü. Okey'in avukatları Can Atalay ve Alptekin Ocak soruşturmanın gerektiği gibi yapılmadığını ve hala Okey'in kayıp gömleğinin bulunmadığını söyledi. Avukatlar, etkin soruşturma yapılabilmesi ve olayın aydınlatılması için müdahillik taleplerinin önemli olduğunu vurguladı...
 
OSTİM davası 22 Aralık'ta
OSTİM ve İvedik Organize bölgelerinde meydana gelen patlamaların ardında açılan davanın görülmesine devam edildi. Mahkeme Büyükşehir Belediyesi ve bakanlıkların sorumluluklarının bilirkişi tarafından araştırılmasına karar verdi. Adliye önünde açıklama yapan aileler, adalet talebini yineledi. Ankara'da OSTİM ve İvedik bölgelerinde geçtiğimiz yıl meydana gelen patlamalara ilişkin davanın 3. Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Olaya ilişkin 3 tanık ifade verdi. OSTİM ve İVEDİK patlamalarında yaşamını yitiren işçilerin ailelerinin avukatları, Çalışma Bakanlığı, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin sorumlu olduğunu belirterek, davaya dahil edilmelerini talep etti. Mahkeme, Bakanlıklar ve Belediyenin sorumluluğunun belirlenmesi için bilirkişi araştırması yapılmasına karar verdi. Duruşma, 22 Aralık'a ertelendi... 
 
Hamzaoğlu davası sürüyor
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Onur Hamzoğlu’nun, Büyükşehir Belediyesi Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu hakkında açtığı davanın üçüncü duruşması görüldü. Davada Karaosmanoğlu’nun konuşmalarının yer aldığı yerel gazete muhabiri, Karaosmanoğlu’nun hakaretlerini doğruladı. Kocaeli Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu’nun Dilovası ilçesinde yaptığı araştırmalar sonucunda hamile kadınların sütünde ve kakasında ağır metaller bulunduğunu ortaya çıkarması üzerine, kendisini şarlatanlıkla suçlayan Belediye Başkanı Karaosmanoğlu hakkında açtığı davanın üçüncü duruşması görüldü. Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu ve ekibi, Dilovası ilçesindeki hamile kadınların sütünde ve bebeklerin kakasında ağır metaller bulunduğunu ortaya çıkaran araştırmaya dayanarak, bölgede kanser vakalarının ihmaller sonucu arttığına dikkat çeken bilimsel verileri kamuoyuyla paylamış, Büyükşehir Belediyesi Başkanı’nca da ‘’şarlatanlık’’ yapmakla suçlanmıştı... 
 
İş kazasında dört parmağı kopan gencin hukuk savaşı
Çalı Sanayi Bölgesi'ndeki bir geri dönüşüm firmasında çalışan 28 yaşındaki Emin Adıgözel, iki yıl önce gece vardiyasında lastikle teli ayıran makineye sağ elini kaptırdı. Dört parmağı kopan genç, elinin bileğinden itibaren kesilme riskiyle, 3 kez operasyon geçirdi. Sağ elindeki sadece başparmağını hareket ettirebilen Emin Adıgözel, olayın ardından eski çalıştığı işyerine karşı hukuk savaşı başlattı. Emin Adıgözel'e Şevket Yılmaz Eğitim ve Araştırma Hastanesi yüzde 39, Yüksek Sağlık Şurası yüzde 20.20 maluliyet oranı verdi. Emin Adıgözel iki kurum arasındaki oran çelişkisinin giderilmesi için gerekli itirazda bulundu. İki yıldır işsiz olan genç, sürüncemede bırakılan maluliyet oranının mağduru olduğunu ifade etti. Maluliyet oranı yeterli olmadığı için engelli statüsünden yararlanamadığını ifade eden Emin Adıgözel, şöyle konuştu: "Bu oran, yüzde 40 olsa engellileri çalıştırmakla yükümlü olan işyerlerinde görev alabilirim. Bu oranı bir hastane farklı diğeri farklı verdi. Gerekli itirazda bulundum. Sonucun 6 aydan önce gelmeyeceği ifade ediliyor. Normal olarak müracaatta bulunduğum işyerleri ise parmaklarımı görünce beni çalıştırmak istemiyor. İki yıldır işsizim. Sigorta tarafından bağlanan aylık 130 lira ile geçinmeye çalışıyorum. Yetkililere sesleniyorum, çalışmak için iş istiyorum. Maluliyet oranımdaki çelişki bir an önce giderilsin. Benim durumumda olan birçok kişi, engelli maaşı alıyor. Ben çalışmak istiyorum"...

 Anmalar
 
Dr. Nejat Yazıcıoğlu'nu özlemle andık...
1981-86 yılları arasında İstanbul Tabip Odası Genel Sekreterliği görevini yürüten, Türkiye’de işçi sağlığı ve meslek hastalıkları konusunda önemli çalışmalar yapan Dr. Nejat Yazıcıoğlu’nu, aramızdan ayrılışının 17. Yılında saygı ve özlemle Zincirlikuyu'da ki mezarı başında andık. Anmaya ailesi ve yakın dostlarının yanı sıra odamızı temsilen Dr. Nazmi Algan, Dr. Metin Günay ve Dr. Turabi Yerli katıldı. Dr. Nazmi Algan yaptığı kısa konuşmasında, Dr. Nejat Yazıcıoğlu'nun önderliğinde İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'ni kurduklarını belirterek, çalışmaları onun öğretileriyle yürüttüklerini belirtti. Dr. Algan aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen Dr. Nejat Yazıcıoğlu'nun eksikliğini hala derinden hissettiklerini ifade etti... 
 
 Belgesel / Sinema
 
Derin Çığlık / 263 - Metin Kaya
Ödüllü yönetmen Metin Kaya, Kozlu grizu faciasını her yönüyle beyaz perdeye aktardı. Zonguldaklı Yönetmen Metin Kaya’nın son filmi “Derin Çığlık/263”, yakın bir zamanda gösterime girecek. Birgün Gazetesi, yarın tam sayfa olarak sinema tarihçisi ve eleştirmeni Zahit Atam’ın Metin Kaya ile yapılan son filmi “Derin Çığlık/263” ile ilgili söyleşiyi, TTK Kozlu Müessesesi’nde 3 Mart 1992 yılında yaşanan ve 263 maden işçisinin hayatını kaybettiği bu anlamlı günde yayınlayacak. Yönetmen Metin Kaya, yeni filmiyle ilgili şunları söyledi: “1992 yılında 263 maden işçisinin öldüğü adını da ‘Derin Çığlık/263’ olarak koyduğumuz filmde, grizunun nedenlerini-nasıllarını teknik olarak aramıyoruz, bir Zonguldak öyküsü anlatıyoruz. Zonguldak’ta ocakları, üretimi, anlatıyoruz ve Zonguldak’ta felaketleri tarif ettiğimiz grizuda maden işçileri ve çevrede yarattığı etkileri anlatıyoruz...
 
Makaleler 
 
21 Aralık gündönümü - Osman Öztürk

Meslek Hastalıkları
 
İstanbul'da bir diş teknisyeni slikozis sonucu hayatını kaybetti
Diş teknisyenlerini denetimsizlik öldürüyor
 
İşkollarından Haberler
 
İŞ-KUR işsizleri, kapıya dayandı
Niğde’de bacağını helezon makinesine kaptıran fabrika işçisi hayatını kaybetti
Deri işçileri Meclis'ten seslendi
İzmir'de işçi servisi kaza yaptı: 1 ölü, 5 yaralı
İstanbul Park Otel yangınında gözden kaçmaması gereken nokta
Şırnak’ta baraj inşaatında toprak kayması: 3 işçi hayatını kaybetti

 Dünyadan Haberler
 
İran: Altı ayda iş kazaları sonucu 778 işçi hayatını kaybetti
Çin'in Şintai kentindeki kimya tesisinde patlama: 14 ölü, 5 yaralı
ABD'de film setinde iş cinayeti: 1 ölü
Fukuşima'nın direktörü çok hasta
 Kıbrıs'ta iş kazası: 1 tarım işçisi hayatını kaybetti

 
 
Yangın Kulesi Haftalık Bülteni İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi tarafından çıkarılmaktadır.
 
Meclis hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız...

Yangın Kulesi
 
Ayda bir elektronik bülten olarak yayınlanır.
Her türlü katkı, görüş ve eleştiri için: guvenlicalisma@gmail.com 
Twitter hesabı: http://twitter.com/guvenlicalisma
Facebook hesabı: http://www.facebook.com/guvenli.calisma



 





 
 
" /> Yangın Kulesi / 16 Aralık 2011 (İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi E-Bülteni) - İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi

Yangın Kulesi / 16 Aralık 2011 (İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi E-Bülteni)

Oysa DİSK, KESK, TMMOB ve TTB bu süreçte salt yasayı tartışmak yerine sınıf hareketinde “emeğin korunma mücadelesi”nin kulvarını oluşturma girişimlerini hızlandırmışlardır. İstanbul’da dört emek ve meslek örgütünün yürütücülüğünde ve yine birçok örgütlenmenin içinde bulunduğu İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi çalışmamız tam da bu noktada önemini ortaya koymaktadır. Keza 2-3-4 Aralık’ta Ankara’da düzenlenen 4. İşçi Sağlığı ve Güvenliği Kongresi, birçok işçi şehrinde konu ile ilgili mücadele startını vermek için karar almıştır.

Esasen sorun ayan beyan ortadadır. Bir yanda sermayenin karını azamileştirme çabaları, diğer yanda emeğin korunma mücadelesinin ortaya konması pratiği…

Torba yasalarla, KHK’larla düzenleme yapan, sermaye birikimini sağlayan, madencilerinin ölümüne “kader” deyip onları yaklaşık bir yıldır toprak altında bırakan bir iktidardan birşeyler beklemek olsa olsa havanda su dövmektir. Yapılması gereken işçi sağlığı ve güvenliği mücadelesinin zemininin mütevazi ve ısrarlı adımlarla oluşturulması ve bağımsız bir emek hareketinin politikalarından birisi haline getirilmesidir…