İstanbul Sanayi Odası, Türkiye’nin ilk 500 şirketini açıkladı. Bu listenin üst sıralarında yer alan şirketler genelde metal, enerji ve kimya sektörlerinden geldi. Özellikle metal sektörünün bu listedeki ağırlığı oldukça dikkate değer. Bu listenin yayınlanmasından bir süre sonra MESS (Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası), kendi sektörü için yaptırdığı 2010 yılına ait iş kazaları raporunu yayınladı. Bu raporda oldukça önemli veriler bulunmakla birlikte, rapordan çıkan tek sonuç, kazaların neredeyse tamamının işçinin suçu olması. Metal sektörü, bunca büyük firmanın oluşturduğu bir sektör olmasına rağmen, toplam kalite yönetimi, tam zamanında üretim gibi verimliliği arttıran ve iş güvencesini tahrip eden “örnek” uygulamaları da ilk başlatan sektör. İş güvencesinin olmadığı üretim mekanlarında da iş kazalarının varlığı kaçınılmaz oluyor genelde. Metal sektörünün büyük firmaları, risklerini ve üretim maliyetlerini önemli oranda onların tedarikçi dediği fasonlar ve taşeronlar üzerine yıkarak Türkiye ve bölge çapında giderek büyüyor. MESS’in yaptığı araştırmanın raporlarına girebilen kayıtlı kazalar da işte buralardan geliyor.
Araştırmanın dili ve argümanlarına dair eleştiri hakkımızı saklı tutarak araştırmanın verilerini inceleyelim:
2010 yılı sonuçlarını içeren araştırmada, 154 MESS üyesi işyerinde istihdam edilen mavi ve beyaz yakalı olmak üzere toplam 120 bin 776 çalışana ilişkin sonuçlar yer almış. Araştırma sonuçları, MESS üyesi işyerlerinde iş kazası ve bu kazalar sonucu yaşanan kayıp işgünü oranlarının azaldığını ortaya koymuş. Araştırmada ölümle, maluliyetle, sürekli ve geçici işgörmezlikle sonuçlanan kazaların yanı sıra “işgünü kaybı yaratmayan” basit iş kazaları da istatistiklere yansıtılmış. Sonuçlara göre; 2010 yılında MESS üyesi işyerlerinde 4 bin 918 iş kazası yaşanmış, 11 meslek hastalığı tespit edilmiş. Çalışanların yüzde 4,1’i iş kazasına maruz kalırken, erkek çalışanların yüzde 4,4’ü, kadınların ise yüzde 0,7’si iş kazası geçirmiş. Sözkonusu azalmanın özel sağlık kurumlarının kayıt tutmamasında ya da iş kazalarının ne derece bildirildiğinden veya işsizlik rakamlarından bağımsız olarak ele alınmasının sağlıklı sonuçlar vermediği aşikar. Zira, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Çelik’in iş kazalarının %33 azalması iddiasını da bu kapsamda düşünmek önemli.
Yaşanan iş kazaları sonucunda yaklaşık 88 bin kayıp işgünü kaydedilmiş. Sermaye işini yaptırdığı ve saat başına ücret vererek maliyet hesapladığı işçinin/insanın, yaşamını orada bırakmasını ve canının yanmasını, uzvunu kaybetmesini, hayatı boyunca maruz kalacağı bir hastalığa/sakatlığa maruz kalmasını sadece saat olarak/gün olarak değerlendiriyor. Buna da kayıp işgünü diyor. İşçinin sigortası, iş güvencesinin olması, iş güvenliği için alınan tedbirler nasıl ki bir maliyetse, canımızı yakan kazaları da bir maliyet hesabı sadece. İş kazalarının bölgelere göre dağılıma baktığımızda MESS araştırmasından yerel ve yaygın medyadan elde etmediğimiz bir sonucu görüyoruz. Kazalarda fazla gün kaybı İstanbul bölgesinde meydana gelmiş ve bunu Ankara, Bursa ve İzmir bölgeleri izlemiş. Oysa gözlemlediğimiz, organize sanayi bölgelerinin olduğu her yerden Samsun, Kayseri ve Manisa gibi sanayi kentlerinden de oldukça fazla haber geldiği... Araştırmanın devamında ise en çok iş kazasının Kocaeli’de yaşandığı ifade ediliyor. Ancak, kayıt daha az tutulduğu için midir bilinmez, iş günü kaybında birinci sırada yer almıyor.
Araştırmanın sonuçları, “en fazla iş kazasının haftanın ilk işgünü olması nedeniyle tatil rehavetinin yaşandığı Pazartesi günleri olduğunu”ortaya koymuş. “Diğer günlerde gerçekleşen kazaların oranı Salı yüzde 16,69; Çarşamba yüzde 17,24; Perşembe yüzde 15,82; Cuma yüzde 16,53; Cumartesi yüzde10,98 ve Pazar yüzde 4,6” şeklinde sıralanmış. Oysa hesaplıyoruz ki pazartesi iş kazası oranı yüzde 18,14. Yani pazartesi iş kazasının artışı o kadar yüksek olmadığı gibi, Pazar günü yaşanan kazaların bildirimin de sigorta ödemelerinde sorunlar nedeniyle pazartesi gününe atılması da cabası. Bu şekliyle tatil rehaveti söyleminin de ne derece ideolojik olduğu gözümüze batıyor.
MESS’e göre toplam kazaların yaşa göre dağılımında, 26-35 yaş aralığı yüzde 54 oranıyla ilk sırayı almış. İstihdamın yüksek olduğu yaşaralığı olduğu için kazaların bu yaş grubunda daha sık görülmesi de olağan. Ancak biz buradan söyle bir sonuca da ulaşabiliriz: İşçinin güçlü ve dayanıklı olduğu bir yaş aralığı olduğu için, çalışma ortamındaki risklere karşı da çok daha tedbirli olunan bir dönem. Kazaya ve meslek hastalığına sebep olabilecek ortamların varlığı halinde bile kazaları azaltan bir faktör olarak çeşitli araştırmalarda alınmıştır. Bu haliyla eğer kazaların yüzde 50’sinden fazlasına bu yaş grubu maruz kalıyorsa işyerlerinde önemli riskler altında çalıştıkları söylenebilir.
MESS raporundaki bir başka saptama ise kazaların yüzde 48’i mesleki/teknik lise mezunları arasında yaşanmış olması. Bu durum bize işgücünün niteliliği hakkında fikir vermekte ve “eğitim şart” söyleminin gerçeklliğinide sorgulanır hale getirmektedir. İşçiye ne kadar eğitim de verilse, çalışılan ortamdaki riskler ortadan kaldırılmadıkça iş kazalarının eğitimlerle azaltılması mümkün değildir. Eğer böyle olsaydı, mühendislerin iş kazası geçirdiklerini duymazdık.
MESS raporuna göre nedenlerine göre iş kazalarının dağılımında, istatistikler 2009 yılında olduğu gibi geçen yıl da en fazla iş kazasının, yüzde 19 oranıyla "bir nesnenin kesmesi’’ ve yüzde 18 oranıyla "iki nesne arasında sıkışma’’ nedeniyle yaşandığını göstermiş. Bu nedenlerle oluşan kazalar sonucunda yaralanma türleri, ezilme ve kesik şeklinde sıralanmış. En fazla zarar gören uzuv da el parmakları olmuş. Bu tür kazalar, işçinin dikkatsizliği durumunda hesap edilerek alınan önlemlerle engellenebilir niteliktedir. Makinalara yaptırılan ufak bir sensör ya da kesici kısma konulan engel bu kazaları önlemek için yeterlidir.
''MESS Üyelerinde İş Kazaları ve Meslek Hastalıkları İstatistikleri'' araştırmasına göre, iş kazalarının yüzde 78'i, “güvensiz hareketler, dikkatsiz çalışma ve kişisel koruyucu kullanmama'' gibi nedenlerden meydana gelmiş. Bu konuda biraz izlenim aktaralım: Genelde, üretimde çalışan işçilere pek ergonomik olmayan, ucuz kişisel koruyucu verilir. Mühendislerin ve kadrolu işçilerle taşeron ve fasonda çalışan işçilerin üretim alanındaki statü farkı kişisel koruyuculara doğrudan yansır. Dolayısıyla hızlı ve hatasız iş yapma baskısı altındaki işçi bu koruyucu donanımı istese de, kullanması gerektiğini bilse de kullanamaz. Kaldı ki örneğin yüksekten düşen veya üzerine ağır cisim düşen işçinin koruyucu donanımı hayatta kalmasını sağlamayabilir.
MESS Raporu'nun sonuna bir değerlendirme yaparak, işçi sağlığı ve güvenliği konusuna verdikleri önemi ve konuya bakışlarını özetlemiştir. Bu değerlendirmeye göre, “İş sağlığı ve güvenliği çalışmalarında başarıya ulaşmak için başta konunun işletme politikalarına entegre edilmesi” öne çıkmıştır. Konunun sadece tekil işletmelerin inisiyatifine bırakılamayacak kadar önemli olması bir yana şimdiye kadar İSİG tedbirlerine sadece maliyet olarak bakan firmaların işletme politikalarına konuyu enterge etmeleri vurgusu olsa olsa tedbirlere dair bir temenni niteliğindedir. Zira, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının canımızı yakan bir sorun olarak kamuoyunda görünürlüğü ile doğan ihtiyaç kâr amaçlı özel firmalardan oluşan bir piyasanın doğmasına daneden olmuştur.
Bunların yanında MESS sınıfsal bir refleksle temennilerin yanı sıra şöyle demekte: “Ancak, metal sanayinde faaliyet gösteren ve çoğunluğu ağır ve tehlikeli işler kapsamında olan üye işyerlerinin yapılan işin niteliği gereği farklı iş sağlığı ve güvenliği risklerine ve bunun doğal sonucu olarak farklı iş kazası oranlarına sahip olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle, mevcut durumun değerlendirilmesi bakımından iş dalı bazında da karşılaştırma yapılması önem taşıyor.”
Tam da sırası gelmişken soralım: ağır ve tehlikeli işler olması nedeniyle sektör kazalarının fazlalığını, diğer sektörlerden farklı değerlendirilmesini isteyen MESS’e soralım: Türkiye'nin en büyük 10 firmasından 8'inin temsilciğini üstlenen sektörün iş kazaları ve meslek hastalıklarında da birinci sırada olması tesadüf mü?
Nevra Akdemir / Güvenli Çalışma