İş Hukukuna İlişkin Sorunlar ve Çözüm Yolları 18. Toplantısı yapıldı

İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası, yürürlüğe gireli bir yılı aştı. Yönetmelikler, ertelemeler, tartışmalar. Konu bilim çevreleri ve hukukçular tarafından masaya yatırılıp, uygulamalar çerçevesinde değerlendirildi. Sonuç, pek iç açıcı görülmüyor. İş kazalarının sürekli artması gerçeği karşısın da, yasal düzenlemenin çerçevesi ne getirdi, yoğun bir şekilde tartışılıyor.
 
Galatasaray Üniversitesi ve İstanbul Barosu. 18 yıla ulaşan bir süreç de, her yıl çalışma yaşamının güncel konularını tartışmaya açıyor. Bu konular da, süreklilik kazanan toplantılar düzenliyor. Bu yıl, "İş Hukukuna İlişkin Sorunlar ve Çözüm Yolları 18. Toplantısı", gelenekselleşen şekilde haziran ayı başında gerçekleştirilecekti. Ancak o süreç de, Gezi olaylarını başlaması nedeniyle toplantı ertelendi. Ertelenen bu toplantı, kasım başında gerçekleştirildi. İki gün boyunca, bu yılın konusu, İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası ve uygulamaları masaya yatırılarak, değerlendirilmeğe çalışıldı.

İş davalarının görüşüldüğü, Yargıtay'ın ilgili dairelerinin başkan ve üyelerinin de katıldığı toplantılar da, oturumları da onlar yönettiler. 

Genç bir bilim kadını, Yard.Doç.Dr. Gaye Baycık, "İş Sağlığı ve Güvenliğine Göre Çalışanların Hak ve Yükümlülükleri" ni ele aldı. Madenci bir aileden gelen, akademik çalışmalarında da bu konuya ağırlık veren, Dr.Baycık, yasanın uygulanmasından doğan sıkıntıları, çelişkileri aktardı. Yargı kararalarını da dikkate alarak, bir durum değerlendirmesi yaptı.

"İşverenin, İşyerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Örgütlenmesi" konusunu ise, bu konuda bir çok çalışması olan, Prof.Dr. Nurşen Caniklioğlu ele aldı. İşverenin yasayı uygulama da yaşadığı sıkıntıları dile getirdi. Düzenlemelerin, uygulamada ki gerçekliklerle bir karşılaştırmasını yaptı.

Bu değerlendirmelerden sonra, Prof.Dr. Kadir Arıcı ise, "İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun Genel Değerlendirmesi" ni yaparken, eleştiri oklarını, düzenlemenin yetersizliği üzerine yöneltti. AB'den getirilmek istenenlerle, ülke gerçekleri üzerinde durdu.

Meslektaşımız, Şeref Özcan zor bir işi yükümlenmişti. "İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununa Göre İdari Tedbir ve Yaptırımlar" ı ele aldı. Yasanın uygulanması ile ilgili kriterleri sergiledi. İş Müfettişleri Derneği adına yaptığı bu sunumda, yasanın uygulanmasından doğan sorunları da aktararak, objektif değerlendirmeler yaptı. 

"İş Kazalarından Doğan Ceza Sorumlulukları"nı ise, iş hukuku dışında bir öğretim üyesi, Ceza Hukuku öğretim üyesi Doç.Dr.Caner Yenidünya sundu. Bir ceza hukukçusunun, is sağlığı ve güvenliğinde ki ceza hükümlerini, genel kriterler çerçevesinde değerlendirmesi de ilginçti.

Toplantı da son sunumu, "İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve Borçlar Kanunu Çerçevesinde İşverenin İş Kazası Meslek Hastalığından Doğan Sorumluluğu" nu, Doç.Dr.Levent Akın değerlendirdi. Zamanın kısalığı, Borçlar Yasası açısından değerlendirmeye yetmese de, sunum içeriğinde olması nedeniyle artık okuyarak bigileneceğiz.

Bu seminerleri düzenleyerek, çalışma yaşamına büyük katkılar yapan, İstanbul Barosu - Galatasaray Üniversitesi işbirliği'nin bu çalışmayı da, kısa sürede kitap haline getirerek belgelemesini bekliyoruz.

İzleyenler arasında, kişisel katılımları ile bazı iş müfettişi arkadaşlarımız da vardı. Zaman zaman katkıda da bulundular. ama
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın, İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdrlüğü'nün, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı'nın, uygulamalarını yakından ilgilendiren bu bilimsel toplantıya, görebildiğim kadarıyla, kurumsal bir katılım ve bilgilenmeme olmamasını ise, büyük bir eksiklik olarak görüyorum. Aynı şekilde işçi ve işveren sendika ve konfederasyonlarından da kurumsal katılım olmaması bu kurumlar açısında da, büyük bir esikliktir.

Yasal düzenlemeyi hazırlayan, gerçekleştiren teknik ekip, eğer bu ve benzeri toplantıları izleyebilse, sanırım, yasa da bu denli hukuksal boşluklar olmayacağı gibi, düzenlenen yönetmeliklerin, sık sık Danıştay'dan dönmesi sonucunu da yaşanmaz diye, düşünmekten kendimi alamadım.,

Seminer sonrasın da bir çok konuya açıklık getirilmesinin yanısıra, bazı ilginç saptamalar da yapıldı. Bir buçuk yıl öncesi, yani yasanın çıkmasından önce iş sağlığı ve güvenliği konusunun pek gündem de yer almayışı, üzerinde durulduktan sonra, yasa ile birlikte yeni bir sektör oluştuğunun altı çizildi. Uzmanlık belgesi veren, bir çok yeni ticari kuruluşun oluştuğu ve eğitim kurumlarının kurulduğu, kurs ve sertifika verilmesi programlarının arttığı belirtildi. Bu kervana, üniversitelerin de katılıp, sertifika programları düzenlediği de aktarıldı. Bu sertifike verme eğitimlerinin içeriği ve ücreti konusunda eleştiriler yöneltildi.

RİSK Değerlendirme raporlarının düzenlenmesin de, alınan ücretler konusunda çok çeşitli rakkamlar öne sürüldüğünün belirtilmesinin yanı sıra, raporların yaşama geçirilmeyip, dosyada bulundurularak, "yaptık" anlayışını yaygınlaşmağa başladığının ve bu durumun bir yarar getirilmeyip, sadece ticari bir alış veriş gerçekleştirildiği üzerinde de duruldu.

Bu çalışmaların ve sektörleşmenin, uygulamaya nasıl bir katkı yaptığının henüz ölçülemediği ve iş kazalarının azaltılması konusunda ki katkısının, belirlenemediği de aktarıldı.

İş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin satın alınması ya da taşeronlara verilmesi konusunun, sakıncaları ve işverenin yükümlülüğünün devam ettiğinin unutulmaması gerektiği, bu farkındalığın yaratılmasının önemi üzerinde de duruldu.

Yasa'nın, üçüncü ve dördüncü dönem uygulama sürecinin, yani temmuz 2013 ve temmuz 2014 yıllarında ki, kapsama almaların ertelenmesinin, yasal hazırlıkların, yeterince uygulama açısından değerlendirme yapılmadan çıkarıldığı eleştirisi de, sıkça dile getirildi.

Sonuç olarak, yasanın uygulamaya getirdiklerinden çok, düzenlemenin eksik ve uygulanabilirliği konusunda ki, çelişkilere dikkat çekildi. Ceza düzenlemelerinin ise, caydırıcı olma özelliğinden çok, işyerlerinin kapanması sonucu doğuracağı belirtildi. Ayrıca, devletin yükümlülüklerini, Sosyal Güvenlik Kurumu' na devretmesi de, kurumun bu görevleri kendi gelirleri ile karşılaması da, eleştirilen konuların başında yer aldı.

Yasanın, çalışma yaşamında iş kazalarının azalmasını sağladığı konusunda, basında sınırlı olarak da olsa yer alan haberleri dikkate aldığımız da, durumun pek de iç açıcı olmadığı, açık olarak görülmektedir. 

Örneğin, kapatılan bir maden ocağının, üretimini sürdürmesi, aynı maden ocağın da, defalarca ölümlü iş kazalarının olması, haberlerini değerlendirirken, herhal de bunu, günümüz de artık, "KADER" olarak değerlendiremeyiz.