Fransa, insanlığın belleğinde 2003 Ağustos’undaki sıcak hava dalgası sırasında meydana gelen ölümlerle yer alır. O yıl çoğu yaşlı ve bakımevlerinde olmak üzere 15 binden fazla kişi sıcaklara bağlı olarak hayatını kaybetti. Türkiye’de bu durum şaşkınlıkla karşılandı ve tutucu bir bakışla ele alınıp aile bağlarının zayıflığı ile ilişkilendirildi.
Aşırı sıcaklar 2010’ların ikinci yarısında yeniden başgöstermesi daha yaygın ve derin etkilerle oldu. Haziran 2017’de 478 ölüm kaydedildi. 2018’de 15 günde 1480 can kaybı oldu. 2019’da Haziran ve Temmuz’da iki kez gelen aşırı sıcaklarda ölen bin 435 kişi artık yaşlılarla sınırlı değildi, sıcaklık bütün yaş gruplarını vuruyordu. 2020’de ülkenin özellikle kuzeyini etkileyen üç aşırı sıcak dalgasında bin 924, 2022’de yine üç dalga ve Covid vakalarındaki artış sonucu 2 bin 816 kişi yaşamını yitirdi. 2023’de dört aşırı sıcak hava dalgasında bin 500, 2024 ve 2025 yıllarında ise 670 ve bin 900 kişinin ölümü kayıtlara geçti.
Milyonlarca insanı etkileyen aşırı sıcaklar karşısında tekelci burjuvazinin devleti gerekmedikçe dışarı çıkılmaması duyuruları dışında bir şey yapmadı. Her birinde havuz tesisi bulunan belediyeler biraz sorumluluk aldı ve kentlerde, özellikle tatile gitme imkanı bulunmayan yoksul yerleşim birimlerinde havuzlara girişi ücretsiz yaptı -çoluk çocuk doluşulan havuzlar hiç değilse serinleme yönünden işimize yaradı. Öte yandan 2017’den itibaren postane hizmetlerine ‘anneme/babama göz kulak ol’ diye kodlayabileceğimiz bir iş ilave edilerek evlerinde tek başına yaşayan yaşlıların durumu postacılar tarafından belirli aralıklarla kontrol edildi.
Durum her yıl daha da şiddetlendi. Bir yandan insanlar fizik sınırlar zorlanarak, suya yüklenerek 10-15 gün süren sıcak atakları atlatmaya çalışırken o bittiğinde ne zaman yenisi gelecek diye düşünmeden de yapamıyor. Çalışma ve işle ilgili zorunluluklar ise en yüksek handikapı oluşturuyor. Geçen yıl işçi sınıfının patlamamış öfkesini ensesinde hisseden hükümet, sıcak havalardaki patron sorumlulukları ile ilgili bir kararname çıkarmak zorunda kaldı: 30 Haziran 2025 günü ülkenin doğusundaki Doubs’da 35 yaşındaki bir inşaat işçisinin sıcaklardan dolayı kalp krizi geçirerek ölmesinin tam ertesi günü! 1 Temmuz tarihli (bütün sektörlere yönelik) kararnameye göre patron çalışma saat ve yerlerini değiştirmek ve duruma adapte etmek, suya erişimi sağlamak, musluk suyu yoksa kişi başı en az üç litre içme suyu temin etmek, güneş siperliği, vantilatör gibi ekipmanlarla güneş ışınlarının etkisini azaltacak önlemler almak, aşırı sıcakların olduğu saatlerdeki ağır ve tehlikeli işleri durdurmak, daha sık mola vermek, işçilere nefes alabilen ve serin tutan kıyafetler, koruyucu başlık, gözlük temin etmek ve başta hamile kadınlar olmak üzere hassas durumdaki işçilere daha özel bir dikkat göstermek zorundaydı. Bu önlemlerin alınmadığı tespit edildiği takdirde, çalışma müfettişleri patrona resmi bir uyarıda bulunup uygulanmasını isteyeceklerdi. Geçen yaz işyerlerinde bin 500 kontrol uygulaması yapıldı.
Ne var ki, “aşırı sıcağa maruz kalan işçilerin sağlık ve güvenliği için risk tespit edildiği takdirde” gibi muğlak ve hiçbir azami sıcaklık sınırı koyulmayan bu kararname patronları ne açık ne de kapalı mekanlarda durdurabilirdi. Daha kötüsü ise bu yı Fransa’nın tarihinde ilk defa Mayıs ayında sıcak konusunda kırmızı alarmla karşılaşıldı. Mayıs ve Haziran’da ve Temmuz başındaki evrelerde sıcaklıklar 38-42 derecelerde pik yaptı. Bu koşullarda 2 bin 25 sıcağa bağlı ölüm kayda geçti. İşçi ölümleri giderek daha fazla duyulmaya başlandı. Onlardan biri de ülkenin güneyinde bir evin damında çalışan 19 yaşındaki bir inşaat işçisiydi.
EMEK VE DOĞA DÜŞMANI NEOLİBERAL AKIL SORGULANIYOR
Ülkenin farklı yerlerinde ve Paris bölgesinin de civarında ve içinde yangınlar da patlak verince durum daha da sert bir hal aldı. Doğa ve insan kapitalizmin elinde can veriyor, her tür canlı çığlık çığlığa yangınlarda mahvoluyor. Avrupa çapında (Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda, İsviçre ve Lüksemburg) Haziran ayında sıcaklardan dolayı ölenlerin sayısı 12 bini aştı. İngiltere ve Galler’de de en az 2 bin 200 kişi öldü. Ormanlarda ise 2017’nin “rekoru” 2025’te kırılmış, 1 milyon hektardan fazla alan harap olmuştu. İspanya ve Güney Fransa alev alevdi. Yangınlara müdahale eden itfaiyecilerden de ölüm haberleri geliyordu. Türkiye’de hiç yabancısı olmadığımız tarzda yangın söndürme uçaklarının nerede olduğu, neden yetmediği soruları ortamı kapladı. Yanıtı bulmak zor olmadı: Bu yıl geri püskürtülen 1 Mayıs’ta çalışmanın yasal olarak serbestleştirilmesi neoliberal iştahının sahibi, Macron’un serisinden gelen, şimdilerde cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyası yürüten eski başbakan Gabriel Attal, 2024 yılında sivil savunmaya, özel olarak da iki Canadair yangın söndürme uçağının alınmasını gereksiz bulmuş ve bütçeden 53 milyon euro ayrılmasını engellemişti. Ki biz bu neoliberal aklın insanlık dışı kararların bir sonucunu pandemi döneminde maske yokluğu ile deneyimlemiştik!
Uçaklar konusunda ateşten top Gabriel Attal’ın elinde kalsa da, sorun sistemseldir. Kapitalizm ve onun mantalitesinden kopamamamış her sistem sorunları kriz yumağı haline getirir, acilleştirir. Ama aynı kapitalizm bize bizzat kendi pratiğinden çıkardığı bir ders olarak “Bir şey acilse geç kalınmıştır” der. Emeğin ve doğanın korunması için kırmızı alarm zamanı gelmiş ve geçiyordu.
GECİKMİŞ BİR TOPLANTI
9 Temmuz günü CGT sendikasının genel merkezinde yapılan toplantıda iklim değişikliğinin yol açtığı çalışma koşullarına karşı bir acil eylem planı açıklandı. Toplantıya CGT genel sekreteri Sophie Binet’nin yanı sıra sağlık, inşaat, ulaşım, enerji, kamu hizmetlerinde örgütlü sendikaların temsilcileri katıldı.
Toplantının başında Mayıs ayından beri Fransa’yı kasıp kavuran sıcak hava dalgalarının çarpıcı sonucu verildi: “İşyerlerinde 10 can kaybımız var.” Daha çarpıcı olan ise Çalışma Bakanının sendikalara bu konuda görüşmek için 2026 sonuna randevu önermiş olması. Sophie Binet konuşmasında “Kadın ve erkek işçilerin sıcak hava dalgası ile randevusu Noel’de değil. Onunla bugün karşı karşıyalar zaten. Daha yazın başındayız ve yaz boyunca daha birçok sıcak hava dalgası etabını yaşayacağız,” diyor. “Bakan derhal sıcak hava nedeniyle meydana gelen ölümlerle ilgili resmi rakamları açıklamak zorunda.”
Toplantıda 4 Temmuz’da online olarak yapılan anketin sonuçları da açıklanıyor. Şimdiye dek 5 bin işçinin yanıtladığı ankette, yüzde 40’dan fazlası patronlarının sıcak havalara karşı hiçbir önlem almadığı belirtiliyor. Üç işçiden biri bu koşullarda sağlığından endişe ve korku hissediyor. Sonuçlar, sendikayı hızla organize olmaya, teyakkuzda kalmaya ve riskleri ortadan kaldırmak için greve başvurmaya yöneltiyor. Bunun için sıcak havaya maruziyet ölçümü için internet üzerinden interaktif bir tablo açıklanıyor.
Bir yandan işçilerin yaşamını ve sağlığını koruma önceliği işletilirken aynı zamanda yasaların değişimi için de mücadele gerekiyor. En başta İş Yasasında bedenen çalışılan işlerde 28, masa başı işlerde 30 derecenin sıcaklık eşiği olarak sabitlenmesi, aynı zamanda rüzgar ve nem koşullarının hesaba katılması ve ücret kesintisi olmaksızın yarı zamanlı çalışmanın bütün sektörleri kapsaması. Aynı zamanda ise önlem almayarak işçilerin ölümüne sebep olan patronlar için cezaların artırılması ve çalışma müfettişliğine ayrılan kaynakların artırılması.
Toplantıda söz alan federasyon temsilcileri çalışma koşullarının trajik tablosunu verdiler. İnşaat, ağaç ve marangoz işleri sendikası sekreteri Frédéric Mau, yol yapımında neredeyse 75 dereceye maruz kalındığını söyledi. “Bu fizyolojik bir şey, 100 derecede insanın kanı fokurdamaya başlar…” Ticaret ve Hizmet sendikası sekreteri Amel Kefti Fransa’nın dört bir yanında büyük işletmelerde dayanılmaz çalışma koşullarına karşı mücadelelerin doğduğunu anlattı. Sağlık ve Sosyal Hizmet sendikası sekreteri Barbara Filhol hastanelerdeki çalışma koşulları üzerinde durdu: “Serumla ayakta duran sağlık çalışanları var.” 8 Eylül’de “Fransa’nın kurtarmayı başaramadığı insanlar için” tüm hastane ve bakımevlerinde tüm sendikaların ortak kararıyla bir dakikalık saygı duruşunun yapılacağını duyurdu.
TALEPLER NE KADAR GERİDE OLDUĞUMUZU GÖSTERİYOR
Sıcak havalara karşı işçilerin korunması ile ilgili taleplerin sıralanması, sorunu ne düzeyde yaşadığımızı gösteriyor. Öyle ki, aşağıda 34 derecede sıcakta çalışan işçilere talep etmeleri söylenenler bize bunların olmadığını anlatıyor.(1)
“Sizin durumunuzda şunların olması gerekirdi:
Gün boyu içilebilir suya erişimin sağlanması
Çalışma saatleri, hızı, sıcağa maruz kalma süresi ve molaların adapte edilmesi.
Maruziyetin azaltılması: Şemsiye, havalandırma, korunma, iş ortamının değiştirilmesi.
Güneş ışınlarından koruyucu ya da adapte edilmiş ekipmanların sağlanması.
Riskler, alarm durumu gibi konularda işçilerin bilgilendirilmesi ve formasyon.
Hastalanma ve acil durumda alarm prosedürü ve ne yapılacağı konusunda prosedür organize etme.
Acil önlemler
İşçi temsilcisi, amir vb.nin hızla uyarılması.
İşin azaltılması veya durdurulması.
Mola istenmesi, soğuk su ve serin veya gölgelik bir yerde dinlenme talep edilmesi.
Yalnız kalmamak. İş arkadaşları arasında birbirini gözetme ve ilkyardım prosedürü organize etme.
CGT’nin talepleri:
Sıcak havalarda tehlikeli işlerin durdurulması.
Ücrette hiçbir kısıntı olmaksızın ve çalışma müfettişinin müdahalesini beklemeksizin işten kaçınma hakkı.
Çalışma saatleri ve temposunun uyarlanması.
Ücret kısıntısı olmaksızın ek molalar koyulması.
Özellikle sıcak havalarla ilgili olan riskler konusunda patronlar üzerindeki denetimlerin artırılması.”
**
Avrupa İklim Raporu Copernicus’a (Nisan 2026) göre Avrupa dünyanın en hızlı ısınan kıtası olmaya devam etmektedir. Üst üste dört yıldır sadece hava değil, kara değil, denizler de en yüksek dereceleri kaydediyor. Denize girdiğinizde artık ürpermeniz bile mümkün olmayan bir kıtadan söz ediyoruz. Bu kıtanın ne iklim/ekoloji, ne sınıfsal, ne toplumsal ne siyasal sorunları önceki sınıf dengelerinin ve onun ilişki biçimlerinin içinde kalarak çözülebilir. Sendikalar ölümlerin artması ile alarm zilini çalsa bile bu halleriyle onun gereğini kapsayamaz ve bu düzeyde yürütemezler. Nitekim sorun yumağı büyürken eylem çağrıları bu yıl da Eylül ortalarını işaret etmektedir.
(1): Önlemler daha çok açık havada çalışma gibi algılansa (ve bu doğru olsa) da, tek bir işkolu ile ilgili olmayıp tüm sektörleri kesiyor. Hastaneler, süpermarketler, toplu taşıma gibi işkolları alarm veriyor..
