İşyeri hekimleri çalışanları meslek hastalıkları hastanelerine özgürce sevk edebilirler mi? - Dr. Ahmet Tellioğlu

8 Ekim Salı günü bir işyeri hekimi arkadaşımızın saat 13:30’da mahkemesi var. Konu teknik olarak “haksız fesih ve işe iade” davası. Esası ise “Neden meslek hastalıkları tanısı konulamıyor?” diye kısaca özetlenebilir. Sevgili Ahmet Tellioğlu’nun, çalışanların sağlığındaki bozulmayı işyeri taramalarında tespit etmek, çalışanları meslek hastalığı öntanısı ile SGK tarafından yetkilendirilmiş Meslek Hastalıkları Hastanesine sevk etmek, tespit ve tedavilerine olanak sağlamak, konulan tanıları işverene bildirmek ve önlem alınmasını talep etmek, önlem alınmayınca durumu Bakanlığın yetkili birimine bildirmek gibi tümüyle 6331’in sağlık gözetim maddelerine uygun faaliyetleri sonrasında iş akdi yaklaşık 3 ay önce feshedilmiştir. Yaşanan bu öykü, aslında bu konudaki ilgili çevrelerde sürekli sorulan bir önemli soruyu da cevaplamış oldu. “Mevzuatın gerektirdiği adımların atılmasına rağmen işverenin iyileştirme çalışmalarına başlamaması halinde işyerimizi Bakanlığa bildirirsek ne olur? ”Bunu yapan var mı?” diye, çeşitli ortamlarda cevabını, bakanlık yetkilileri dahil, kimsenin veremediği bu sorunun cevabı artık var.

Ahmet, öğlen 12:00’de Bakanlığa bildirdi, akşam 18:00’de işten çıkarıldı.

Yarın (Salı günü) mahkemeye basın temsilcilerinin gelmesi ve konunun haber yapılması yararlı olur diye düşündük. Bununla ilgili üyelerimize bilgi vermiş olmamın yanında Basın bağlantılı arkadaşlarımızın bu maili yarınki davaya Basın katılımını sağlaması açısından mümkün olan adreslere göndermelerini rica ederim.

Aşağıda Ahmet’in önce dava ile ilgili yazısı, sonra işten atılması ertesinde bu işyerindeki 479 günlük çalışma döneminin anlatımı, eklerde de; dava dilekçesi, delilleri ve şirketin karşı delilleri bulunmaktadır...

İşyeri hekimleri çalışanları meslek hastalıkları hastanelerine özgürce sevk edebilirler mi?

13 yıldır İstanbul'da çeşitli işletme ve fabrikalarda işyeri hekimliği yapan bir doktorum. Halen de işyeri hekimliği yapıyorum. Şubat 201 2'de Kemerburgaz-İstanbul'da Organik Kimya A.Ş (Çeşitli polimerler ve çeşitli kimyasallar üretiyor. Eski TÜSİAD yöneticilerinden Aldo Kaslowski'nin kurduğu bir firma. Şimdilerde oğulları Simone ve Stefano Kaslowski yönetiyor. Bildiğim kadarıyla aslen italyan vatandaşılar. “Sağlığı yitirmek pahasına elde edilen kazanç, pis-kirli bir kazançtır.” diyen Dr. Ramazzini'nin ülkesinden ) işyeri doktorluğuna başladım. Göreve başlar başlamaz çalışanların sağlık dosyalarını incel edim: benden önceki 2006-20 11 döneminde İstanbul Meslek Hastalıkları Hastanesi (İMHH) Sağlık Kurulu tarafından çalışanlara 20 civarı toksik/zararlı kimyasala maruziyet raporu düzenlenmiş olduğunu gör düm. Fabrika yönetimine durumu bildirdim, yönetimin bu raporları önemsemediğini gördüm. 

Benim İMHH'e sevk ettiğim 10'u aşkın çalışana da yine benzer 'toksik/zararlı kimyasala maruziyet' raporları düzenlen di. Aslında bu beklenir bir şey idi çünkü Organik Kimya çok tehlikeli grupta bir işyeri ve akrilonitril, stiren, akrilamit, akrilat, amonyak gibi son derece tehlikeli (kimileri petrokimya sanayi ürünü kanserojen) hammaddelerden üretim yapıyor.

Bu raporların çalışan sağlığı ve şirketin geleceği açısından son derece önemli olduğunu Organik Kimya yönetimine tekrar ve ısrarla bildir dim: Mailler yazdım, yönetici konumundaki herkese bunun hem çalışanların sağlığı hem de şirketin geleceği açısından önemini anlatmaya çalış tım. En sonunda durumun patronlara bildirilmesi için üst düzey bir yöneticiyle konuştum. Buna cevap İşletme Müdürü Haluk Erceber, Üretim Müdürü Hakan Uygur ve İK Müdürü Asuman Yorulmaz'ın beni toplantıya çağırıp (ki bu kişiler yarınki davada şahit olacaklar:) benden İMHH'e yaptığım sevklerle ilgili hesap sormaları oldu. Ben de 'hekim olarak tıbbi kararlarımı sizlerle tartışmam, tıbbi kararlarımı beğenmiyorsanız bu kararlara nasıl itiraz edeceğiniz kanunlarda-yönetmeliklerde yazılı' diyerek bağımsız hekim pozisyonu mu (ki bu pozisyon yasaların amir hükmüdür) muhafaza e ttim. Toplantının hemen ardından durumu email ile şirket sahiplerine bildir dim: 'tıp bilimi, yasalar ve etik ilkeler çerçevesinde bağımsız şekilde hekimlik yapmamın koşullarını sağlamanızı rica ediyorum' dedim. Şirket sahipleri kendilerine yaptığım bu başvuru hakkında bir soruşturma açmak bir yana beni çağırıp dinlemediler bile.

Bunun ardından şirket yönetimi şirketin İş Sağlığı Güvenliği defterine İMHH'nin kimyasal maruziyet raporlarını yorumlayarak koyduğ um uyarı ve öneri notumu (bu raporlar nedeniyle şirketin üretim alanları havasında zararlı kimyasalların aranması/ölçülmesi gerektiğini ve üretimde kullanılan her bir kimyasalla ilgili olarak çalışanlara tek tek bilgi verilmesini söyleyen bir not) gerekçe göstererek hakkımda doğruluk ve bağlılığa uymayan davranıştan soruşturma aç tılar. Yeterliliğim ve davranışlarımdan kaynaklanan sebeplerden de işten çıkarma cezası verdiler. Ben de işe iade davası açtım. Dava dilekçem ve Organik Kimya'nın cevabi dilekçesi EK'te. (Mahkemeye ilettikleri cevabi dilekçelerinde de bu kez çalışma düzenini ve iş barışını bozduğumu, kaos yarattığımı iddia ediyorlar:)

Bu hikayenin önemi şurada:

Çalışan yaptığı iş ya da işi yaptığı ortam nedeniyle bir hastalığa tutulursan buna meslek hastalığı deniyor.

Avrupa'da her yıl 1000 işçiden yaklaşık 0,4-1,2'ine meslek hastalığı teşhisi konuyor. Bu rakamlara göre bizde de sayının yıllık en az 6000 olması (esasen 10.000-15.000) gerekir oysa 2011'de 695, 2012'de 395 meslek hastalığı teşhisi kondu . Niçin?: Meslek hastalığı tanısı konan çalışana hastalığın yarattığı zarar (maluliyet) ölçüsünce maluliyet aylığı başta olmak üzere çeşitli tazminatlar ödeniyor. Bu tazminatları hastalığa sebep olan işveren ödüyor. İşverenler hem bu tazminatları ödememek hem de işyerleri 'hastalık yapan bir işyeri' olarak anılmasın diye (böyle anılırsa işçilik maliyetleri artıyor, müşteri kayıpları oluyor) çalışanlarına meslek hastası tanısı konsun istemiyorlar. İşte tüm bu nedenlerle hekimler de (başka sebeplerin -meslek hastalığı tanı sisteminin yetersizliği, yetkili hastanelerin deneyimsizliği vb.- de eklenmesiyle) çalışanları meslek hastalığı teşhisi koymaya yetkili hastanelere sevk etmede tutuk davranıyorlar .

Yarın 13:30'da İstanbul 16.İş Mahkemesinde bu dava görülecek. Dava sadece benim davam değil aslında. Dava tüm çalışanları ve hatta tüm işyeri doktorlarını ilgilendiriyor. Mahkeme benim işe iade talebimi karara bağlarken bir yandan işyeri doktorlarının tıbbi yetkilerinin sınır ı konusunda diğer yandan da Meslek Hastanesi Sağlık Kurulu raporlarının tıbbi değeri konusunda karar vermiş olacak: Kanun Meslek Hastalığı Hastanesi meslek hastalığı tanısı koymaya yetkili hastanedir diyor. Dolayısıyla İMHH'nin maruziyet raporları tıbben değerli olmalı. Bakalım mahkeme bu hastanenin maruziyet raporları hakkında ne diyecek. Yine kanun, özellikle de son çıkan 6331 sayılı iş sağlığı ve güvenliği kanunu doktorlar işyerlerinde bağımsız çalışır, dolayısıyla da gerek gördüğünde ça lışanları özgürce istediği hastaneye sevk eder diyor. Kimi işverenlerse 'doktor önce şirketi düşünsün çalışanı meslek hastanesine sevk etmesin ' diyebiliyor. Bakalım İstanbul 16.İş Mahkemesi bu konuda da ne diyecek?

İyi çalışmalar dileklerimle 
Selamlar, Saygılar

Dr. Ahmet Tellioğlu
 
UYARI : Sevgili arkadaşlar bu mailde geçen tüm kişiler ve kuruluşlargerçek, olaylar ise özet ve gerçektir!

(Mesela sabık işyeri hekimi benim!)

İstanbul'da çok tehlikeli sınıfta bir işyeri.

Yaklaşık 400 çalışan. 200'ü üretim, 75'i AR-GE (bakanlık tescilli AR-GE), diğerleri ofis lojistik.

Çeşitli polimerler, türlü kimyasallar üretilmekte. Kimyasallar, ağırlıklar (itilen, çekilen, kaldırılan) ve tozlar temel tehlikelerdir.

1.Gün: İşyeri Hekimi çalışmaya başlar: 20 saat/hafta. İşveren temsilcisi ve İK Müdürü herşeyin modern ve yasalara uygun olmasını istemektedir (ne güzel:)

50.Gün: İşyeri Hekimi çalışanlarla/yöneticilerle yaptığı görüşmeler ve 4 ay önce İstanbul Meslek Hastalıkları Hastanesi (İMHH) tarafından yapılan sağlık taraması sonuçları ışığında temel işyeri durum saptamalarını yapar ve işverenle paylaşır: sağlık taramasına katılan işçiler taramayı yıllık muayene zannetmektedir risk değerlendirmesi çalışmalarına işyeri hekimi katılmamıştır, işe giriş tetkikleri risklere göre yapılandırılmamıştır, işyerinde işlevsel bir İSİG Kurulu yoktur, noter onaylı defter yoktur vb...

110. Gün: İşyeri Hekimi tarafından İMHH'e sevk edilen kimi tarama sonuçları şüpheli çalışanlar hakkında 'toksik/zararlı'kimyasala maruziyet raporları düzenlenir.

130. Gün: Bir üretim biriminde pilot olarak yapılan ikinci taramada işyeri hekimi KKD'lerin kimyasal maruziyete karşıyeterince koruyucu olmadığını görür.

180. Gün:İşyeri Hekimi tüm mevcut kişisel sağlık dosyalarının inceler, sonuçlarını yöneticilerle paylaşır:İşyerinde son 10 yılda düzensiz olarak ve çalışanları kısmen kapsayan sağlık taramaları yapılmıştır: Kimin hangi değerlendirmeyle taramalara katıldığı belli değildir. Son 3 yılda da 20'i aşkın çalışan hakkında 'toksik/zararlı kimyasala maruziyet' raporları düzenlenmiştir. İşyeri Hekimi uyarır: 'Sağlık taramalarının risk değerlendirmesi temelinde yapılması gerekir ve bu toksik maruziyet raporları son derece önemlidir'.

240. Gün işyeri hekimi lomber diskopati vakaları ışığında işvereni ağırlıklarla ilgili olarak özel olarak uyarır.

300.Gün: Risk altındaki tüm çalışanların sağlık taraması yapılır: 20'i aşkın çalışanın sonuçlarında maruziyet şüphesi vardır.

410. Gün: İşyeri Hekimi maruziyetlerle ilgili olarak işvereni uyarır: O güne değin düzenlenmiş maruziyet raporları ve kendi değerlendirmeleri temelinde ortam havasında olması muhtemel kimyasal isimlerini de anarak işveren temsilcisi ve ilgili yöneticilerden uygun ortam ölçümlerini talep eder. (Mail ortamında)

440. Gün:İşyeri hekimi o yıl içinde İMHH tarafından ilave 10'u aşkın maruziyet raporu düzenlenmiş olmasından hareketle tüm yöneticileri toksikolojik izlem sonuçları ışığında kimyasallar konusunda tekrar uyarır (Mail ortamında)

460. Gün: İşyeri Hekimi ilgili yöneticilerden birini 'kimyasal maruziyet raporları' hakkında genel müdürü bilgilendirmesi' konusunda hassaten uyarır; 'bu raporların bu gün değilse de yarın çalışanları ciddi sağlık sorunlarının beklediğine işaret ettiğini, bunun şirket bakımından ciddi sorun olarak kabul edilmesi gerektiğini' söyler (Bu arada işyeri hekiminin maruziyet şüphesi ile İMHH'e sevk ettiği çalışanların tetkikleri sürmektedir. Her hafta 1 ya da 2 çalışan İMHH'de tetkik edilmekte ve hakkında maruziyet raporu düzenlenmektedir.)

462 Gün: İşyeri hekimi o hafta lomber HNP ve servikal HNP tanıları almış 3 çalışanı (1 üretim, 2 ofis) Meslek Hastalığı şüphesiyle İMHH'e sevk eder.

467. Gün:Üretim müdürü sevklerdenşikayetle 'bunu konuşalım' der. (mail ortamında ve kopyalanamaz, print edilemez bir maille)

468. Gün:İşveren temsilcisiİMHH'e yapılan sevklerle ilgili olarak işyeri hekimi'ni toplantıya çağırır ve işyeri hekiminin göreve başladığı günden bu güne İMHH sevk ettiği kişilerin listesini talep eder. (mail ortamında)

469. Gün: İşveren temsilcisi ve iki ilgili yönetici ile toplantı:işveren temsilcisi, üretim müdürü ve İK müdürü işyeri hekimine çalışanlarıgereksiz yere İMHH'ne sevk ettiğini' söyleyerek kendisinden bu kadar fazla sayıda çalışanı İMHH'e sevk etmemesini isterler, halihazırdaki sevkleri açıklamasını isterler. 'Sevklerin şirket çıkarlarını tehdit ettiğini, bu kadar sevk ve sonucunda da meslek hastalığı tanısı olursa bunun hesabını kimsenin şirkete veremeyeceğini' ifade ederler.

İşyeri Hekimi: 'Benim tıbbi kararlarımı şirket çıkarı motifiyle tartışamazsınız. Tıbbi kararlarımla ilgili kuşku ya da problemleriniz varsa yasalarda yazılı usulleri izleyerek itiraz edebilirsiniz.' İşyeri hekimi kararlarının hesap sorar tarzda tartışılması karşısında yöneticilere'hekimlerin her türlü ortamda görevlerini tıp meslek ilkeleri ve yasalar çerçevesinde bağımsız bir biçimde yapmaları esastır, mesleki bağımsızlığımdan taviz vermem' der kendisini baskı altına almalarına izin vermeyeceğini bildirir. Toplantının ardından da durumu şirketin genel müdürüne (aynı zamanda sahibi) mail yazar: Bahse konu toplantı ve yöneticilerden şikayetle 'burada tıp meslek ilkeleri ve ilgili yasalar çerçevesinde bağımsız şekilde işyeri hekimliği yapabilmek için yardımınızı istiyorum' der.

İŞYERİHEKİMİNE YARDIM GELİYOR

473. Gün: İşyeri hekimi daha önce iki kez tüm şirket yönetcilerine mail olarak bildirdiği kimyasallarla ilgili öneri ve uyarılarını noter onaylı deftere geçer.

474. Gün: Üretim müdürü işyeri hekiminin 2 ay ve sonra da 1 ay önce yolladığı kimyasallarla ilgili maili 'o bizde yok, bu bizde yok, şu da zaten kapalı proses ediliyor' biçiminde yanıtlar.

475. Gün Sabah Saatleri:İşyeri Hekimi üretim müdürüne cevap yazar: 'tamam sen haklı ol da bu sayısıotuzu aşan maruziyet raporlarını ne yapalım? ben görmezden mi geleyim şirket görmezden mi gelsin' diye sorar.

ŞİRKET KİMYASAL MARUZİYET RAPORLARINA KARŞI DUYARLILIĞINI HEMEN SERGİLİYOR

476. Gün Öğle Vakti: İşveren temsilcisi 'noter onaylı deftere şirkette bulunmayan kimyasallardan hareketle şirketi suçlayıcı ifadeler yazdığı bunun da doğruluk ve sadakatle bağdaşmadığı' gerekçesiyle işyeri hekiminden savunma ister. (Bahse konu işveren temsilcisi o güne değin noter onaylı defterle hiç ilgilenmemiş ilk sayfası hariç imzalamamıştır. Hatta işyeri hekimi noter onaylı defterle ilgili işveren sorumluluklarına dikkat çeken bir mail de iletmiştir kendisine)

478. Gün:İşyeri Hekimi savunmasını verir: Hekim bağımsızlığını, hekim sorumluluğunu, noter onaylıdefterin amacını ve kimyasallarla ilgili son 2 aylık olayı anlatır.

479. Gün Öğle Vakti: İşyeri hekimi durumu Tabip Odası ve Çalışma Bakanlığı'na bildirir.

479. Gün akşam Üzeri: İşyeri Hekimi'nin sözleşmesi fesh edilir.