Demokrasi ve Özgürlük Üzerine Notlar (III): İntiharlara "hizmet" - Burak Gürbüz

France Telecom'da çalışanlar bir süredir intihar ediyorlar. Bu konuda basınımızda az da olsa yazılar, yorumlar çıktı. Tüm intihar vakalarının aynı şirkette olması ilginç ama daha ilginci bu olayların hizmet sektörüne dahil olan bir şirketten çıkması.

Bu gelişmenin sorumlusu kapitalizmdir tabii ki fakat ondan da öte piyasalaşmadır. Açıklamaya çalışalım: Klasik kapitalist üretim sürecinde emekçinin ticarete konu olan malı üretimi esnasında yer aldığını, emek değer yarattığını ama daha sonra ücretini alıp ticari sürecin dışında kaldığını biliyoruz. Emekçinin üretim sürecinin içinde yer alıp ticari sürecin dışında tutulması, yine emekçinin ürettiği ürüne yabancılaşmasını beraberinde getirmektedir. Aynı zamanda üretim araçlarını elinde bulunduranlarla bu araçlardan yoksun olup emeğini satanlar arasında ki sınıfsal antagonizmanın keskinleşmesini de sağlayacaktır. Dolayısıyla klasik anlamda toplumsal ilişkileri belirleyen ticarettir. Emekçi hem o ticarete konu olan malın değerini yaratmış hemde ticari ilişkilerden soyutlanmıştır. Bu soyutlanma beraberinde sınıf çatışmalarını getirecektir doğal olarak.

Ama günümüze baktığımızda emek sürecinin sadece üretim sürecine dahil olmadığını ama aynı zamanda ticari sürecin içinde de yer aldığını görmekteyiz. Tabii burada konu edilen olay hizmet sektörüdür. Gerçi bu yeni bir sektör değildir fakat tek farkı günümüzde yaygınlaşmış olmasıdır. Bu bağlamda piyasalaşma dediğimiz sürecin kendisini oluşturmaktadır Öyle ki günümüzde bir malın ticari değerinden daha fazla kullanım değeri önem kazanmaya başlamıştır. Böylece bir malın kullanım değeri ticari değerini de belirlemektedir ki bu da değerin üretim sürecinden kopması anlamına gelmektedir. Yani bir malın değeri üretim süreçlerinden bağımsız piyasa mekanizmaları tarafından belirlenir. Fakat hizmet sektöründe bu gelişim de yetersiz kalmaktadır. Çünkü bir de ticarete konu olan mal, tüketicinin istekleri, arzuları doğrultusunda şekil değiştirecektir. O zaman tüketicilerin kendi özel talepleri, istekleri üretim sürecini ve ticarete konu olan malın şeklini belirleyen önemli etkenlerden biri haline gelmiştir. Zaten günümüzde geçen yüzyıla nazaran yeni, büyük buluşlardan çok, ürünün yenilenmesi, yeniden dizayn edilip geliştirilmesi vardır.

Malın kullanım değeri üzerinden hareket eden tüketiciye yönelik bir üretim sürecinde emekçi piyasanın göbeğinde ticaretin tam içinde olacaktır. Emekçinin görev tanımı içinde tüketicinin memnun olmasını sağlama yükümlülüğü vardır. Bu bağlamda bir malın ticari değerinin belirlenmesinde o malın kullanım değerini yapay bir şekilde emekçi tarafından piyasa ortamında pompalanması da vardır. O zaman emekçi ticari sürecin içinde müşteri denen tüketici ile karşı karşıyadır. O zaman emekçi ile tüketici, hizmet arzı ile talebine dönüşmekte, emekçi kah hizmet satan, kah hizmet alan konumuna gelmektedir. Dolayısıyla emekçi sadece malın üretilmesi sürecinde değil aynı zamanda malın pazarlanıp satılması sürecinde de yer almaktadır. Sermayedara göre en verimli emekçi o malı en fazla satan veya müşteriyi en fazla memnun eden eleman “ayın elemanı” olacaktır. O zaman emekçi ne kadar daha fazla çalışıp ne kadar daha fazla üretilmiş malın kullanım değerini tüketiciler nezdinde parlatırsa o kadar daha sermayenin has adamı olacaktır. Bu bağlamda emek sömürüsü sorgulanmaz olduğu gibi, sınıflar arası antagonizma da zayıflayacaktır.

Emek sömürüsü sorgulanmayacaktır, çünkü sömürü ile piyasaların gelişmesi arasında doğrusal bir ilişki vardır. Emek sömürüsü bir sorun olmaktan çıkacaktır çünkü sömürü ile tüketicilerin memnuniyetini sağlama arasında pozitif bir korelasyon mevcuttur. Bu gelişme sınıflar arası çıkar farklılıklarını da muğlaklaştıracaktır. Çünkü hizmet alan ile hizmet veren emekçi sınıfı kendisini sermaye sınıfından farklı görmekte zorlanacaktır. Sonuçta kişiye özel hizmetin pazarlanması ve emekçilerin de bu hizmetlerden yararlanabilmesi (kredi kartları, cep telefonu tarifeleri, satış sonrası hizmetler vs...) hem emekçiyi piyasa sürecinin içine konumlandıracak hem de emekçiyi müşteri haline getirecektir.

Şimdi intiharlara gelmeye çalışalım. Bu yeni süreç emekçiyi kendi sınıfından, kendi sınıfıyla dayanışmasından koparmakta müşteri ile karşı karşıya bırakmaktadır. O zaman kapitalist-işçi sınıfı çatışması, kullanıcı-müşteri ile hizmet veren emekçi arasında oluşmaktadır. Büyük çoğunlukta da müşteri emekçi ile hizmet veren emekçi arasında oluşmaktadır. Müşteriye hizmet götürmenin sınırı yoktur şiarından hareketle her saat, her daim hizmet veren emekçi, müşteri tarafından tacize uğrayabilir. Bu durum çalışma sürecindeki stresi artırmaktadır. Emekçinin ticaret sürecine sokulması ve sorumluluğunun arttırılması stresi iki katına çıkarmaktadır. Böylece sermayedar hem emek sömürüsüne devam etmekte hem de kendisinin yaşaması gereken stresi emekçiye devretmektedir.

Stresi arttıran ikinci önemli konu hizmet sektörü piyasasın da oluşan olası bir arz ile talep arasındaki dengesizliğin “sıfır” zaman boyutudur. Çünkü böyle bir dengesizliğin sonuçları zamana yayılmayıp hemen etkisini göstermektedir. Yani bir başka deyişle müşterinin verilen hizmetten memnun olmaması onun hemen harekete geçmesini ve memnuniyetsizliğini emekçiye iletmesine sebep olmaktadır. O zaman hizmetler sektöründe piyasa vakit kaybetmeden ve çok çabuk dengeyi bulup müşteriyi memnun etmek zorundadır. İşte bu süreç emekçi üzerinde yoğunluğu ve yorgunluğu daha da arttırmaktadır. Müşterinin ya da tüketicinin aslında kendisinin de bir hizmet emekçisi olduğunu unutması toplumsal hareketlere, sendikal faaliyetlere ilgiyi beraberinde düşürmektedir. Örneğin Taksim meydanında bir toplumsal gösteri, sermaye tarafından hizmete şartlanmış emekçinin ulaşımını etkilediği vakit buna tepki göstermektedir. Veya trafiği kapatıp siyasal bir tepki de bulunmak yine aynı şekilde toplumdan tepki görecektir.

Dolayısıyla sınıf dayanışmasından soyutlanmış, kendi sınıfından koparılmış emekçilerin, yukarıda dilimiz döndüğünce bahsettiğimiz ağır iş koşullarından bunaldıkları vakit ellerinden tek bir şey gelmektedir: intihar etmek. Tıpkı rekabete dayanamayıp iflas etmiş şirketler gibidirler. Doğal seleksiyon işleyecektir ve güçsüz ayıklanacaktır. O zaman artan sömürüden, artan baskıdan, artan adaletsizlikten birey olarak kurtulmanın tek yolu kalmaktadır. Ölmek.

26 Ekim 2009 / Sol