'Grev işçilerin silahı olmaktan çıkarılıyor' - İrfan Kaygısız ile söyleşi

İZELMAN ve İZENERJİ'de grevin engellenmesini ETHA'ya değerlendiren sendika uzmanı İrfan Kaygısız, AKP Hükümeti'nin hem üretim hem de yaşam alanlarını denetim altına almaya çalıştığını söyledi: "Grev hakkı kağıt üzerinde var ama fiilen uygulama alanı bırakılmıyor. Grevi işçilerin silahı olmaktan çıkarma çabası söz konusu. Hükümet her alana saldırıyor, grev hakkına çok açıktan bir saldırı var. Sendikal hareketi dizayn ediyor. Bu, işçileri ve sınıf mücadelesini denetim altına alması demek."

İSTANBUL- İZELMAN ve İZENERJİ'deki grevin engellenmesi, AKP Hükümeti'nin kamudaki grevlere yaklaşımını tartışmaya açtı. Sendika uzmanı İrfan Kaygısız, İZELMAN ve İZENERJİ'nin, son dönemde greve müdahale edilen 4. kamu işletmesi olduğuna dikkat çekti. AKP'nin grev hakkına çok açıktan saldırdığını belirten Kaygısız, böylece sendikal hareketin dizayn edilmeye ve sınıf mücadelesinin denetim altına alınmaya çalışıldığının altını çizdi. Kaygısız'a göre, AKP yaşam alanlarının yanı sıra üretim alanlarını da denetim altına almaya çalışıyor. Kaygısız, İZELMAN ve İZENERJİ'deki grevin engellenmesi konusunda ise Yüksek Hakem Kurulu'nun yetkisini aştığını belirtirken, YHK'nın antidemokratik yapısına da dikkat çekti.

Genel-İş Sendikası'nın, İzmir Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden İZELMAN ve İZENERJİ'de grev kararı almasına rağmen, Yüksek Hakem Kurulu, sendika temsilcilerinin muhalefetine rağmen oy çokluğu ile toplu iş sözleşmesini kabul etti. Böylece grev engellenmiş oldu. Bu, son dönemde kamu işletmelerindeki grevlere yönelik müdahalenin son halkasını oluşturdu. Daha önce ÇAYKUR'daki grev, mevsimlik işçi hamlesiyle boşa düşürüldü. THY'de grevdeki işçilerin yerine özel bir şirketin işçileri çalıştırılarak grev kırıcılığı yapıldı. Darphane'de ise işçilerin daha önce ürettiği mallar piyasaya sürüldü.

GREV HAKKI TEHLİKEDE
 
AKP Hükümeti'nin, geçen yıl çıkardığı 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu ile grev hakkını sınırlamasının yanı sıra fiili olarak da grevlere müdahale etmesi, işçilerin en temel hakkı olan grev silahına yönelik tehditleri bir kez daha gündeme getirdi.

Birleşik Metal-İş Sendikası Toplu İş Sözleşmesi uzmanı İrfan Kaygısız, ETHA'ya yaptığı açıklamada, Yüksek Hakem Kurulu'nun antidemokratik yapısını eleştirirken, AKP'nin grev hakkına saldırılarına ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.

Kaygısız, Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'na göre, Yüksek Hakem Kurulu'nun bir Yargıtay daire başkanı, Bakanlar Kurulu'nca belirlenen bir kişi, YÖK tarafından belirlenen bir kişi, Çalışma Bakanlığı Çalışma Genel Müdürlüğü'nden bir kişi, işçi temsilcisi iki ve işveren temsilcisi iki kişi olmak üzere toplam 8 üyeden oluştuğunu hatırlattı.

Kurul'un yapısında bu yasada kısmi değişiklik yapıldığını belirten Kaygısız, "Sözüm ona işçi sendikalarının temsiliyeti arttırıldı" dedi. Kaygısız, daha önce en fazla üyeye sahip konfederasyonun temsilcisi varken, şimdi en fazla üyeye sahip iki konfederasyon temsilcisi ile TİS yapılan iş yerinde örgütlü sendikanın bağlı olduğu konfederasyondan bir temsilcinin yer aldığını anımsattı. Kaygısız, yani Türk-İş ve Hak-İş'ten birer temsilcinin Kurul'un daimi üyesi olduğunu, DİSK'in daimi temsil yetkisi olmadığını ama İzmir Büyükşehir Belediyesi'nde Genel-İş örgütlü olduğu için DİSK'ten de bir temsilcinin katıldığı söyledi. Kaygısız, "İki işçi temsilcisini çıkar, içinden 6'sı işveren örgütü ve hükümetten oluşuyor" dedi.

YKH YETKİSİNİ AŞARAK GREV HAKKINI GASP ETTİ
 
Yüksek Hakem Kurulu'nun İZELMAN ve İNERJİ için aldığı kararda yetki aşımı olduğunu belirten Kaygısız, İZELMAN ve İZENERJİ'de şehiriçi ulaşım gibi bazı iş yerlerinin grev yasağı kapsamına girdiğini hatırlattı.

Kaygısız, "Grev yasağı kapsamında olan iş yerlerinde sözleşmede anlaşma sağlanamazsa işçi ya da işveren Yüksek Hakem Kurulu'na başvurur. İşveren grev yasağı kapsamında diyerek YHK'na başvurdu ve Kurul da yetkisini aşan bir şekilde, kendisine verilen yetkiyi 'yanlış' yorumlayarak bir hak gaspına gitti ve grevi erteledi. İşletmenin bütünü grev yasağı kapsamında değil. Kurul bütüne dair karar veremez. Sadece grev yasağı kapsamı olan iş yerleri için karar verebilir. Doğrudan haksız ve hukuksuz bir biçimde sürece müdahale etti. Açıkça grev hakkını gasp etmiştir" diye konuştu.

Kaygısız, Kurul'un daha önceki benzer kararlar (Eskişehir Belediyesi ve ASKİ) ile Yargıtay kararlarını yok saydığını da ekledi.

YAŞAM ALANLARINA VE ÜRETİM ALANLARINA MÜDAHALE
 
"Ancak buradaki sorun sadece bileşenin yapısından kaynaklanmıyor" diyen sendika uzmanı Kaygısız, bunun, kamu iş yerlerindeki grevlere hükümet ve devlet eliyle yapılan müdahalenin son örneği olduğunu dile getirdi. Kaygısız, "Sorun hukuki bir tartışma değil elbette, işçilerin grev hakkının gasp edilmesi ve sendikal hareketin denetim altına alınması girişimini bir parçası" dedi.

Son aylarda kamuda grev yapmanın zorlaştığını belirten Kaygısız, "Eskiden özel sektörde grev yapmak daha zordu, özel sektör daha saldırgandı, kamuda grev yapmak daha kolaydı. Ama şimdi son 3 greve bakıyoruz (ÇAYKUR, THY, Darphane), bununla dördüncü. Benzer içerikli farklı sorunlar yaşanıyor.

Kaygısız, şöyle konuştu: "Kamuda grev hakkı üzerine ciddi bir denetim getirildi. Aslında grevi fiili olarak hak olmaktan çıkarma eğilimi var. Bunu sadece hükümetin işçilere yönelik saldırısıyla açıklayamayız. Bu saldırılar elbette var ama son dönem Gezi tartışmaları açısından bakıldığında AKP'nin hem üretim hem de yaşam alanlarını denetim altına alma girişimi söz konusu. Mesela son olarak havacılık işkolundaki bakım hizmetleri metal işkoluna geçirildi. Orada Hak-İş'i örgütlüyorlar. Grev hakkı kağıt üzerinde var ama fiilen uygulama alanı bırakılmıyor. Birkaç greve müdahale sonraki grev girişimi ya da niyetleri açısından da 'kötü örnek' oluyor. Yani bir iş yerinde grev tartışması yapıldığında 'hükümet oraya müdahale etti, buraya da müdahale edecek' tartışmaları oluyor. Grevden vazgeçirme, grevi etkisiz kılma, grevi işçilerin silahı olmaktan çıkarma çabası söz konusu. Kamu açısından denetimi ve aynı zamanda sendikal hareketin denetimini böyle sağlamaya çalışıyor. Bir taraftan da muhalif sendikaları tasfiye etmeye ve işçileri kontrol altına almaya çalışıyor. Hükümet her alana saldırıyor ve müdahale ediyor, grev hakkına çok açıktan bir saldırı var. Sendikal hareketi dizayn ediyor. Bu, işçileri ve sınıf mücadelesini denetim altına alması demek."

'SENDİKAL HAREKET GEZİ'DE TARİHİNİN EN KÖTÜ SINAVINI VERDİ'
 
Kaygısız, yaşam ve üretim alanlarına yönelik aynı amaçlı saldırılara karşı durma konusunda da değerlendirmelerde bulundu. Sendikal hareketin Gezi direnişi ile ilişkisi konusundaki bir soruyu yanıtlayan Kaygısız, şöyle konuştu: "Sendikal hareket tarihinin en kötü sınavını vermiştir Gezi direnişinde. Konfederasyonlar arasında göreceli farklılıklar olmasına rağmen, esası itibarıyla Gezi direnişinde beklenen şekilde aktif rol alamamıştır. Türk-İş ve Hak-İş'i biliyoruz, doğrudan direniş karşıtı ve sermaye örgütleriyle birlikte gazetelere ilan verdiler ve sermaye cephesiyle aynı safta yer aldıklarını açıktan gösterdiler. DİSK ve KESK çok etkisiz girişimlerde bulundu, maalesef sürecin çok gerisinde kaldı. Gezi sürecinin hayal kırıklıklarından bir tanesi oldu. Bunun yapısal nedenleri var; sendikal hareketin genel olarak sermaye-devlet denetiminde bir hareket olması, sadece üyelerin dar anlamdaki sorunlarını ele alan ve onun dışındaki sorunları görmezden gelen bir hareket olması... DİSK ve KESK bir ucundan tutmaya çalıştı ama onların da güçleri sınırlı. Bu sınırlı güçleri bile harekete geçirmede yetersiz kaldılar. Görece örgütsüz diye bilinen alanlarda örgütlü mücadele söz konusu olurken, daha örgütlü yapılar, sendikalar bu sürecin gerisinde ve dışında kaldılar."