“Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki seri ölümlü iş kazalarının nedenlerini ve hangi çalışma koşulları içinde gerçekleştiklerini araştırmak üzere kurulmuş olan bu komisyon, Meclisin doğrudan emekçi kesimlerin yaşam koşullarını ilgi merkezine aldığı nadir durumlardan biri olmuştur. Gönül isterdi ki emekçilerin yaşam ve çalışma koşullarını, ölümler söz konusu olmadan bir politika önceliği haline getirebilsin. Bu haliyle bile tersanelerdeki ölümler, Türkiye ekonomisindeki ucuz emeğe, sendikal örgütsüzlüğe ve güvencesizliğe bağlı büyümenin sonuçlarının tartışılabildiği ve genelleştirilebildiği nadir konulardan biri haline gelmiştir. Umarız bundan sonra daha fazla vatandaşımızı kaybetmeden, tekstildeki güvencesiz ve parçalanmış emeğe dayalı üretim, kot taşlama işçilerinin maruz kaldığı slikozis hastalığı, tarım işçilerinin iş yerlerine taşınırken kolektif olarak maruz kaldıkları kazalar ve ülkemizde kayda geçmeyen, kayda geçirilemeyen fakat kısa vadeli ekonomik büyüme önceliğinin ikiz kardeşi olan, yoğunlaştırılmış çalışma ve uzun çalışma saatleriyle doğrudan ilişkili madendeki, sanayideki, hizmetler sektöründeki meslek hastalıkları da meclisin proaktif araştırmalarına konu edilsin.
Meclis Tuzla Araştırma Komisyonu Raporu, kazaların görünür olmaya başladığı bir sene öncesinde dile bile getirilemeyen, fakat Tuzla işçisinin gün be gün maruz kaldığı İş Yasası’na ve diğer mevzuata dair hak ihlallerini dile getirebilmiştir. Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde ve yeni açılan Yalova, Kocaeli Serbest Bölge gibi tersane alanlarında ana işin İş Yasası’nın ikinci maddesine aykırı bir şekilde tersane sahibi ana işverenlerce bölünerek alt işverenlere devri uygulamasına değinebilmiştir. İşi bölerek işgücünü daha esnek ve ucuz bir hale getiren yasaya aykırı bu uygulama, iş güvenliğinin koordinasyonu önündeki en önemli engeldir. Zira onlarca farklı taşeron firmanın aynı işyerinde, bir adet tersanede çalıştığı ortamdaki risk bölünememektedir. Halen bu insan hayatına mal olan uygulama Türkiye’nin tüm tersane bölgelerinde devam etmektedir. Komisyon Raporu’nun getirdiği “ana işler tek tek belirlenmeli ve bu işler her ne ad altında olursa olsun taşerona verilmemelidir” önerisinin kendi kendine hayata geçirilemeyeceği açıktır. Ana işi yapan işçilerin ana işverenler üzerinden sigortalanması, kadrolanması konusunda bir kolektif kamusal eylem planına ihtiyaç vardır. Üretim birleştirilerek yasa uygulanmadığı sürece kaza nedenleri ortadan kalkmış olmayacaktır. Bu önerinin uygulanması, teker teker “hileli iş ilişkisi kurulduğu, asıl işin İş Yasası’na aykırı olarak devredildiğine dair “tekil davaların yargıya görülmesine bırakılmadan kolektif ve kamusal bir yürütme adımı ile sağlanmalıdır. Bu konuda Hükümet’ten bir takvim ve eylem planı beklemekteyiz, ki Komisyon Raporu önerisi havada kalmasın. Ana işin ve riskin bölünemezliğinin altını daha sarih bir şekilde çizen Alt İşverenlik Yönetmeliği’nin de 27 Eylül’de yürürlüğe girmiş olması önemli bir gelişmedir. Şimdi önümüzdeki mesele, tersanelerde taşeronluk sistemine alternatif olarak işgücünü bölecek ve kazalara davetiye çıkaracak, geçici ve ödünç işçilik gibi başka esnek çalıştırma formlarına kaçışın da önüne geçmektir.
Komisyon Raporu’nun değinebildiği bir diğer hak ihlali çalışma saatlerine dairdir. İş kazalarının, sektördeki talep patlamasına cevap olarak uygulanan yoğunlaştırılmış ve uzatılmış çalışma saatleriyle doğrudan ilişkisi düşünüldüğünde, yirmi dört saatlere, üst üste üç mesaiye varan çalışma sürelerinin, ilgili yönetmelikteki (Sağlık Kuralları Bakımından 7,5 saat ve daha az çalıştırılması gereken işler hakkındaki Yönetmelik) günde azami 7,5 saat sınırına çekilmesi sağlanmalı, çoğu yövmiyeci olan tüm işçilerin ücretli haftasonu ve bayram tatili ve izin hakkı güvenceye alınmalıdır. Tüm tersanelerde mevcut olan kapı giriş sistemi üzerinden Çalışma Bakanlığı Müfettişleri’nin fiili çalışma sürelerine ulaşması ve fiili ve hukuki durum arasındaki farkı tespit etmesi mümkündür. Bu merkezi sistemden sadır olan bilgilerin çalışma sürelerinin yasal ve insani düzeye çekilmesi için kullanılması gerekmektedir.
Rapordaki girdi-çıktı tipi ve gerçek ücret değil de, asgari ücret üzerinden alından sigortalara dair hak ihlalleri, kabul edilemeyecek kalitesizlikte sosyal donatılar ve barınma evlerinin varlığı vs. gibi tespitler önemli ve dikkate değerdir. İşçi sayısında bakılmadan, işyeri hekimi, iş güvenliği mühendislerinin istihdamına yapılan vurgu da önemlidir. Zira ülkemizde ölümlü iş kazalarının ezici bir çoğunluğu, yasal olarak bu gibi zorunluluklardan muaf tutulmuş KOBİ nitelendirilen 50’den az işçi çalıştıran işletmelerde gerçekleşmektedir. Fakat İstihdam Paketi tabir edilen torba yasada, bu tip işçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetlerinin piyasadan alınabilmesinin önü açılmıştır. Taşeronluk sisteminden kaynaklanan kazaları konuştuğumuz bir dönemde, işçi sağlığı ve güvenliği alanının taşeronlaştırılması büyük bir tezat teşkil etmektedir. İş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesi ve kayıt altına alınması ve bunları yapacak elemanların güvenceye alınması kamunun piyasaya devredemeyeceği en önemli kamusal selahiyetlerinden biridir. Bu açıdan Komisyon’un raporuna aldığı Türkiye gemi inşa sanayine ait iş kazaları ulusal ve uluslar arası verilerini, tasdik edilmemiş ve tartışmalı olan işveren, yani sadece Gemi İnşa Sanayicileri Birliği (GİSBİR) verilerinden derlemiş olması eleştirilmelidir. Kamu bu konuda kendi bilgi derlemeli ve kamuoyu ile paylaşmalıdır. Aynı zamanda kaza veribankalarının oluşturulması işçi, işveren ve kamunun katıldığı ve sürekli sektör içi ve kamuoyu ile bilgi alış verişinde olan şeffaf kurumlarca gerçekleştirilmelidir. Özellikle Türkiye gemi inşa ölümlü kaza oranının Japonya ile aynı olduğu, İsveç’in üç misli olduğu gibi GİSBİR verileri, dünya üzerinde gemi inşa sanayine dair karşılaştırmalı veriler yayınlayan bir kuruluş olmadığının bilgisi ve elimizde olan farklı sektörlere dair Uluslararası İş Örgütü’nün bazı başka verileri ile çelişmektedir. Ayrıca son bir senelik süreç içerisinde DİSK’e bağlı Limter-iş Sendikası tuttuğu iş kazası istatistiğini yerel savcılık ve diğer kurum ve kişilerden aldığı bilgilerle geçmişe yönelik olarak artırmak durumunda kalmıştır. Bu bize kaza kayıtlarına dair devlet kurumları arasında da ciddi bir koordinasyonsuzluk olduğunu da göstermektedir. Kaza sayı ve nedenlerini bilmeden, yeni kazaların önlenemeyeceği açıktır. Yalnızca bu örnekler bile, kaza verilerinin derlenmesinin sadece işveren örgütlerine bırakılamayacak kadar kamusal ve elzem bir bilgi olduğunu göstermektedir. Bu konuda Komisyon’un çalışmalarını kendi bilgi kaynakları ile zenginleştirmesini ve bize diğer ülkelerdeki gemi inşa sanayindeki çalışma koşulları ve kazalar hakkında güvenilir bilgiler vermesini beklemekteyiz.
Tüm önerilerin hayata geçmesinde, sorun tespitlerinin Tuzla’ya uygun bir şekilde yapılıp uygulanmasında, kazalara bire bir maruz kalan ve üretim yükünü taşıyan işçilerin katılımı bir süs veya ekstra talep değil, gereklilik ve aynı zamanda kalkınma ve gelişmenin asıl göstergesidir. Gemi inşa kolunda sendikal örgütlenmenin güçlü olduğu yerlerde iş kazalarını azaldığı, bundan iki hafta önce İstanbul’da gerçekleştirilen Avrupa Metal İşçileri Federasyonu gemi inşa sanayi komitesi toplantısında da açıkça dile getirilmiştir. İş Güvenliği Kurullarında gerçek işçi/sendika temsilcisi katılımı, risklerin geri bildirimi ve Tuzla’ya has iş güvenliği yatırımlarının yapılması için en önemli ön şartlardan biridir. Hali hazırda Tuzla’daki işçilerin yüzde 80 ila 90’ını oluşturan taşeron işçilere yönelik örgütlenme yapan ve iş kazalarını gündemimize sokan DİSK’e bağlı Limter-iş Sendikası üyelerinin tersanelerde çalışması bile engellenirken, bu sistem nasıl hayata geçirilebilir? Sizler burada beni dinlerken, Limter-İş sendika üyesi Levent Akhan iş yerindeki iş kazasını sendikasına haber verdiği ve ibraname adı verilen işçilere daha işe girerken imzalatılan “tüm haklarımı aldım” ibareleri içeren bir belgeyi imzalamayı reddettiği için işinden atıldığı iş yerinin önündeki protesto eylemine 41. gününde devam etmektedir. Sadece komisyon Raporu’nun sendikalaşmanın yaygınlaşmasına dair önerisinin yerine getirilmesi için bile kamusal bir seferberliğe ve sendikalara dair anlayışta radikal bir değişikliğe ihtiyaç olduğu kesindir.
Aktif olarak bazı bakanlar tarafından da Dolmabahçe toplantısı öncesinde telaffuz edilen, kazaların artan görünürlüğünün arkasında “dış mihrakların” yattığına dair komplo teorilerinin Komisyon tarafından araştırılmaya gerek görülmeden marjinalize edilmesinin başlı başına olumlu olduğunun burada altını çizmek isterim. Tuzla Araştırma Komisyonu oluşumu bile başlı başına, iş kazası ve meslek hastalıklarının ülkenin asli sorunlarından biri olarak “mukadderat” ve “dış mihraklara” atfedilemeyecek, bir politika konusu olduğunun altını çizmektedir.
Burada son olarak Meclis Tuzla Araştırma Komisyonu’nun Raporu’ndaki sorun tespitlerinin ve çözüm önerilerinin en önemlilerinin, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ağırlıkla işveren kesiminden sektör temsilcileri ve konu ile ilgili kamu mercileri yetkilileri ile 19 Haziran 2008’de yaptığı Dolmabahçe’deki Tuzla toplantısında telaffuz dahi edilmemiş olmaması çelişkisine de değinmek istiyorum. Evet, Hükümetin uygulanmasını takip etmekle mesul olduğu İş Yasası, çalışma hayatına dair diğer yönetmelikler ve sendikal örgütlenme özgürlüğüne dair ihlaller ne yazık ki Dolmabahçe toplantısında telaffuz bile edilememiştir. Hem Dolmabahçe toplantısında, hem de Meclis Tuzla Araştırma Komisyonu’nun örtüştüğü bazı çözüm önerileri ise, kanımızca kamusal fayda ile doğrudan ilişkisi olmayan, gemi inşa sanayicilerinin tekil talep ve çıkarlarının bir ifadesidir.
Bunlardan en önemlileri, Tuzla’daki kazaların alan sıkışıklığı nedeniyle gerçekleştiğine dair tespit, buna çözüm olarak devletin Tuzla’daki tersane birleşme ve devirlerinin desteklenmesi, Yalova gibi yeni tersane alanlarına taşınmaların hızlandırılması ve Tuzla’daki Tersaneler Bölgesi’nin uzun vadede taşınması önerisidir. Kısmen Komisyon Raporu tarafından, tamamen de Dolmabahçe toplantısı tarafından sahip çıkılan bu tespit ve öneriler bilimsel akılla veya saha bilgisiyle savunulabilir nitelikte değillerdir. Öncelikle tersane taşımakla kazalara sebebiyet veren hak ve yasa ihlalleri engellenmiş olmaz, ancak İstanbul’un dışına, ne yazık ki daha az görünür memleket köşelerine taşınır. Bu sene içerisinde daha yalnızca kısmen üretime başlamış olan Yalova Tersaneler Bölgesi’nden iki adet ölümlü iş kazası haberi aldık. Hükümet sektörü, yatırımları daha önce başlamış başka tersane alanlarına kaydıracak kamusal ivmeleri vererek, çalışanların yaşam koşullarını düzeltme amacını mı yoksa yatırımcıların yeni tersane yatırımlarının meşruiyetini artırma amacını mı gütmektedir? Örneğin Yalova Tersaneler Bölgesi tarımsal alan çeperinde ve deprem bölgesinde tahsis edilmiş olduğundan dolayı meslek örgütleri ve yerel örgütlerden ciddi eleştiriler almış, bu eleştiriler tersane bölgesi Altınova Belediyesi sınırlarına geçirilerek by-pass edilmiştir. Diğer tespit ise tersanedeki alan sıkışıklığının doğrudan kazalara yol açtığıdır. Tersane yerlerinin iş güvenliği için üretilen gemi boyutuna göre asgari kesin bir alan büyüklüğü veya çalışan işçi sayısına düşen asgari büyüklüğü gibi bir kıstas yeryüzünde yoktur. Alana göre kapasitelemeyi, alanı ve işçiyi kapasite üstü kullanan tersanecileri denetlemek ise Başbakanlığa bağlı Denizcilik Müsteşarlığı’nın yerine getirmesi gereken bir sorumluluktur. Daha ruhsat gibi basit bir izin belgesi konusundaki denetim eksikliğinin Rapor vesilesiyle yeni ortaya çıktığı bir durumda, kapasite kontrollerinin hakkıyla yerine getirildiğinden bahsedememekteyiz. Tuzla İnsan Hakları Alt Komisyon Raporu’na göre Tuzla’da yer alan tersanelerde 2007 yılından itibaren halen 1.450.000 dead weight ton’luk (dwt’lik) 180 geminin inşası devam etmektedir. Denizcilik Müsteşarlığı’nın listesindeki İstanbul’daki 44 tersanenin kapasiteleri alt alta koyup toplandığında ise yıllık 779.000 dwt’lik bir kapasite ortaya çıkmaktadır. Yani Tuzla tersaneleri mevcut kapasiteleri üzerinde iş yapmaktalar ve iş kazalarına davetiye çıkarmaktadırlar. Kamusal otoritenin yetki ve sorumluluk alanında olan bu sorunla uğraşmaktansa, Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki birleşme ve devirlerin desteklenmesi, yani devletin değişen mülkiyet ilişkilerinde taraf olması önerisi, devletin ve kamusal faydanın evrensel tanımı ile uyuşmamaktadır.
Gemi inşa konusunda tersanelerde uygulanacak standart bir iş güvenliği konseptinin olmadığının bilincindeyiz. Riskleri minimal düzeye çekecek sistemler ülkeden ülkeye ve tersaneden tersaneye hatta mevsimden mevsime değişecektir. Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki mevcut çalışma koşullarına uygun bir “risk değerlendirmesi” ve iş güvenliği sisteminin, ancak ilgili kamusal idare yetkilileri, işveren temsilcileri, taşeron işçilere yönelik faaliyetler gösteren sendika temsilcileri, yerel yöneticiler ve meslek örgütlerinin temsilcilerinden oluşan “Tersaneler İş Güvenliği Kurulu’nun” üstlenmesi ve bu Kurulun bağlayıcılığı olan bir yol haritası ve takvim çizmesi gerektiğini düşünüyoruz. Gerekli saha bilgisi ve teknik bilgiye ve de farklı çıkarlara sahip kurumların bir araya gelmesi konusunda hükümetin tarafsız aracı rolünü oynaması gerektiğini savunuyoruz.”
derdik…Söylenemeyen sözlerin kaydı olur muymuş, demeyin!
*Ankara TBMM
8 İNCİ BİRLEŞİM 21 EKİM 2008 SALI SAAT: 15.00
İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 20 Milletvekilinin, Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş ve 23 Milletvekilinin, İstanbul Milletvekili Hasan Kemal Yardımcı ve 26 Milletvekilinin ve İstanbul Milletvekili Sabahat Tuncel ve 19 Milletvekilinin, Gemi İnşa Sanayisindeki İş Güvenliği ve Çalışma Şartları Sorunlarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci Maddeleri Uyarınca Bir Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin Önergeleri ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporuna Dair (10/121, 129, 132, 134) (S. Sayısı: 295) (Dağıtma Tarihi: 14.10.2008) Meclis Oturumu:
Rapor metni için: http://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem23/yil01/ss295.pdf
Oturum Tutanakları için: http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/tutanak_ss.birlesim_baslangic?P4=20247&P5=H&web_user_id=5988537&PAGE1=1&PAGE2=40
Aslı Odman (odman@bilgi.edu.tr)
İstanbul Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümü,
Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu Üyesi
12 Kasım 2008 / Enerji-Sen