Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu üyesi Aslı Odman: “Hükümet tersanelerdeki işçi ölümleri ile ilgili en belirleyici adımı 19 Haziran’da attı, yedi karar aldı. Bunların neredeyse hepsi yıllardır işverenler tarafından talep edilen noktalardı. Klasik teoride çalışma ilişkilerinin üç tarafı vardır: İşçi, işveren ve devlet. Biz Tuzla’da devletle işvereni birbirinden ayırmakta zorlanıyoruz”
İlk ne zaman fark ettik Tuzla tersanelerindeki iş kazalarını? Kaç ölüm sonra gündemimize girdi orada olanlar? Tuzla’dan gelen son haber, geçen hafta Gisan tersanesinde yaşanan filika faciasıydı. Ama gidişat gösteriyor ki bu olayın “son” olması pek mümkün değil.
Ne zaman Tuzla’dan bir ölüm haberi gelse, Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Aslı Odman‘ın telefonları çalıyor. Neden mi? Çünkü o 2007 Ekim’inde kurulan Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu’nun üyesi. Biz de Tuzla’da neler olduğunu ona soralım, resmi büyük görelim istedik.
Odman çok genç bir akademisyen ama özgeçmişi bir hayli zengin. Avusturya Lisesi’nin ardından Viyana Üniversitesi’nde Ekonomi ve Siyaset Bilimi okumuş, yüksek lisansını aynı üniversitede sosyal bilimler alanında yapmış. Boğaziçi Üniversitesi’nde yakın tarih üzerine doktora yapıyor. 2007’den beri de Tuzla tersaneleriyle ilgili çalışıyor.
Not: Aslı Odman’ın da içinde bulunduğu bir ekibin hazırladığı Tuzla belgeseli “4857”yi http://4857-belgesel.blogspot.com adresinden seyredebilirsiniz.
Tuzla’da işçiler neden ölüyor?
Bir yandan 19’uncu yüzyılın, bir yandan 21’inci yüzyılın şartlarında çalıştıkları için ölüyorlar.
Neden 19'uncu yüzyıl?
Çalışma saatleri açısıdan... Üç vardiya art arda çalışan işçilerle çok karşılaştım, bu da 22 saat çalışmak demek. Neden 21’inci yüzyıl? Çünkü Tuzla’daki ölümlerin nedeni, Türkiye’nin “az gelişmişliği” değil, gemi inşaat sektörünün çok gelişmişliği. Buradaki iş kazalarının, gemi inşaat sanayiinin 2002’den sonra patlama yapmasıyla doğrudan ilişkisi var. Fakat aynı oranda bir istihdam ve verimlilik büyümesi yok.
Şu anda ortalama 30-35 bin işçi çalışıyor tersanelerde. Bunların yüzde 90’ı kadrolu değil. Mesela orta boylu bir tersane alalım. Her gün o tersanenin kapısından 60 ila 70 taşeron firma giriyor. O daracık yerde aynı anda montaj, kaynak, boya yapılıyor.
Bu yasal mı?
Türk İş Yasası’nın 2’nci maddesi, alt işverenlik yani taşeronluk ilişkilerini düzenliyor. Bu madde açık olarak şunu söylüyor: Bir firmanın ana işini taşeron işçiler yapamaz. Yani yalnızca yan işleri; güvenlik, temizlik, yemek işlerini ya da teknolojik uzmanlık gerektiren işleri taşerona yaptırabilirsin. Gemi inşaatının asıl işi nedir? Çelik profilleri işlemek, sac kesmek, monte etmek. Bunu bugün taşeronlar yapıyor.
Yani Tuzla tersaneler bölgesinde günbegün İş Yasası ihlal ediliyor, yasanın “hileli” diye tanımladığı yasadışı iş ilişkileri kuruluyor. Bu 2’nci maddenin ruhu ne? Bu işi yapan ve kâr eden işverenin işçilerin sorumluluğunu üzerine alması. İşçi sağlığı ve iş güvenliği bölünemez.
"Türkiye hem Avrupa'ya yakın hem de işçilik ucuz"
Madem yasa ihlal ediliyor, neden gereği yapılmıyor?
Fiiliyatta hukukta gözükmeyen güç ilişkileri var çünkü. Birincisi, Türkiye gemi inşa sanayiinin rekabet edebilirliği, sektör işverenlerinin de ifade ettiği gibi esnek ve Avrupa’dan daha ucuz bir işgücü ile, Avrupa’nın istediği model gemi uygulayabilmeleri. Bu esneklik ve ucuzluğun yolu da taşeronluk formunun yasadışı uygulanması.
2003’te kabul edilen 4857 sayılı yasa ile geniş anlamda hukukileşen “esnekleştirilmiş çalışma” formları, Tuzla’da 1980’lerde başlamıştı. Biz bu açıdan Tuzla’ya bu yeni çalışma ilişkilerinin laboratuarı diyoruz. Ve bu tarz çalışmanın / çalıştırılmanın, insan hayatı ile ilgili sonuçlarını, en çarpıcı, yoğun ve öncül şekilde Tuzla’da görüyoruz.
2002'den sonraki üretim patlaması neden kaynaklanıyor?
2001’de Uluslararası Denizcilik Örgütü kazaların önüne geçmek için şöyle bir karar verdi: 2005’ten itibaren, 15 yaşından büyük gemilerin uluslararası sulara çıkması yasak. 2015’ten itibaren de tek cidarlıların çıkmasını yasaklıyor. Yani herkes gemilerini yenilemek zorunda. Bu hem yeni gemi üretimini hem de gemi sökümlerini artırıyor. Dünyadaki bütün tersaneler 2011’e, 2013’e kadar yeni sipariş alamayacak durumda.
Türkiye’de üretim rakamlarıyla işçi ölüm sayıları birbirine paralel artıyor; 2003’ten itibaren sırasıyla 4 işçi, 6 işçi, 10 işçi, 10 işçi, 13 işçi ve 2008’in başından bugüne kadar 20 işçi.
Dünya genelinde durum nedir?
Ne yazık ki gemi inşa sanayii bazında dünya çapında karşılaştırmalı veriler yayımlanmıyor. “Gelişmiş ülkelerde de oluyor” tabiri kullanıldığı için tekil bir örnek verebilirim. Sektördeki işçi sayısı açısından Türkiye’ye yakın, yani 29 bin kayıtlı işçisi olan İngiltere’de 2002-2003’te ölüm olmamış, o yıldan bu yana her yıl bir işçi iş kazasında hayatını kaybetmiş. Zaman gazetesinde okuyup henüz teyit edemediğim bir bilgiye göre ise Almanya’daki Flensburg / FSG tersanesinde 40 yıldır hiç ölümlü kaza yok.
Son yaşanan filika faciasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Filika, korkuluk ve mapaya çarpmış; bu da üretimleri arasındaki koordinasyonsuzluğun bir sonucu. Kum torbaları yerine işçileri kullanmak da o işçileri asli unsur olarak görmemekle ilgili.
Bu kadar kazanın meydana geldiği bu tersanelerde nasıl gemiler üretiliyor?
Türkiye gemi inşaat sanayiinin uzmanlık alanı orta boylu tankerler, bu alanda Avrupa’nın baş üreticisi konumdayız. Bir de megayatlar yapılıyor. Ama esas kazaların olduğu üretim alanı tankerler. Niye Türkiye tercih ediliyor: Hem Avrupa’ya yakın hem de işçilik ucuz. Sektörde “yerli sermaye” var fakat ithal girdi oranı yüzde 60’larda; en pahalı motorlar, ana hammade olan çelik bile yurtdışından, Ukrayna’dan, Romanya’da geliyor. Başka bir tabirle sektörde, “en yerli olan” ucuz işçilik. Yani “bu sanayi yerli sanayi” derken de bunları da düşünmek lazım.
"Tersanelerde işgörenlerin en fazla 10-15'i kadrolu çalışandır"
Taşeronsuz, tamamen kendi kadrosuyla çalışan herhangi bir tersane var mı?
Yok tabii ki! Tersanede işgörenlerin en fazla yüzde 10-15’i kadrolu çalışandır. Ancak pahalı ekipmanlar kadrolu elemanlara teslim ediliyor. Diğer bütün işlerin neredeyse hepsini taşeronlar yapıyor.
Ama ölüm vakası yaşanmayan tersaneler de var. Bu bir tesadüf mü?
Sadece yeni gemi yapımı ile uğraşıyor olabilirler. Tamir çok daha riskli zira. Belki de daha doğru bir koordinasyonları vardır ya da ufak ölçekte üretim yapıyorlardır.
İşçilerin kişisel hataları ne oranda etken peki?
Taşeron işçinin tersanede yetkisi ve gücü yok ki, hataları belirleyici olsun! Kazalarda bilirkişinin suç oranını ayrı ayrı tespit etmesi için ceza davası açılması lazım. Ama çoğu zaman açılamıyor. Tuzla’da öncelik, 2013’e kadar eldeki siparişleri yetiştirmeye bakmak çünkü gemileri bir gün geç teslim etmek kim bilir kaç yüz binlerce dolar tazminat demek. Vakit, Tuzla’da nakit ve can anlamına geliyor.
Bir günlük gecikme bedeliyle insan hayatı arasında bir seçim yapıyorlar yani...
Belki bilinçle olmasa bile, sonuçları itibarıyla evet. Zaten bir kan pazarlığı var ölümlerden sonra.
Nedir o kan pazarlığı?
Yakınını kaybetmiş aile, işverene ceza davası açarsa eğer, bu seneler sürüyor. Zaten eve ekmek getiren üyesini kaybetmiş ailenin kadınlarına deniyor ki, “Bu davayı açma. Üç sene sonra 120 bin alacağına şimdi 60 bin YTL verelim”. Elden bir para alınıyor, tüm bu sürece Tuzla’da “kan pazarlığı” deniyor. Ceza davası açılmaması şirketin itibarın zedelenmemesi demek çünkü...
"Ölüm sebepleri, düşme, elektrik ve patlama"
Tersanelerdeki ölümler en sık iskeleden veya gemi içine düşerek oluyor. İskelelerin uygun kurulmadığını gözlemledik sık sık. Geminin ambarına düşen işçiler, bölünmüş işçiliğin kurbanı oluyor. Başka bir firmanın işçisi tarafından oraya bir delik açılmış, haberi yok, karanlıkta görmüyor ve metrelerce yüksekten demirin üstüne düşüyor.
Elektrik çarpmasından ölümler de çok yoğun. Taşeron şirketler el aksamlarını, kablolarını kendileri getiriyor. Kablolar yamalı, su içinde üretim yapıyorsunuz, tonluk saclar onun üstüne düşüyor...
Bir diğer nedeni patlamalar. Bu da bölünmüş üretimden doğan koordinasyonsuzlukla ilgili. Senden önceki taşeron geliyor, boya yapıyor. Orada başka işe başlamadan gaz ölçümü ve boşaltımı yapılmadan, diğer bir şirket gelip kaynağa başlayınca patlama oluyor.
"Öngörülerinden utanan ve korkan bir komisyon haline geldik"
Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu nasıl kuruldu?
2007’de Limter-İş sendikasının inisiyatifiyle kuruldu. Ağustos ve eylül aylarında beş işçi ölmüştü, sendika Tuzla’da üretim sürecine dahil olan taraflara davet yolladı. Gemi İnşaat Sanayicileri Birliği (GİSBİR), Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, Türk Tabipler Odası... Ben ve Nevra Akdemir de bu konuda araştırmalar yapan iki sosyal bilimci olarak davet edildik.
Sizin Tuzla ile tanışıklığınız nasıl başladı?
Beraber çalıştığımız Nevra Akdemir tezini Tuzla tersaneleri üzerine yaptı. Alman Sendikalar Birliği DGB’ye yaptığım senelik eğitim semineri çerçevesinde saha bilgisini bizimle paylaşmasını rica ettim ve böylece 2006’da Tuzla’yla tanıştım. Eylül 2007’de Limter-İş bu daveti yaptığında GİSBİR’den olumsuz yanıt geldi, bakanlık da temsilci yollamadı. Komisyonun ilk işi sürecin nasıl işlediğini anlamak ve anlatmaktı. Sonunda www.paraketa.net/ tuzla.pdf’den okuyabileceğiniz rapor çıktı ortaya, aralıkta ilk sunumu yapıldı, şubatta basıldı.
Biz komisyonu kurduğumuz 3 Ekim’den beri gemi inşadaki iş kazalarında, sadece Tuzla’da 20 işçi daha öldü. Bir işçi Yalova tersaneler bölgesinde, iki işçi Pendik tersanesi ve marinasında öldü. Geçmiş senelere dair kayıtlara geçmemiş yedi adet daha ölümlü iş kazası haberi sendikaya ulaştırıldı. Gerçekten öngörülerinden utanan ve korkan bir komisyon haline geldik.
"Yalova bu yıl yüzde 10 kapasiteyle çalıştı, buna rağmen bir işçi öldü"
Hükümet ne gibi adımlar attı Tuzla konusunda?
En belirleyici adım 19 Haziran Dolmabahçe toplantısında atıldı ve buradan yedi karar çıktı. Bunların neredeyse hepsi, senelerdir işveren tarafından talep edilen noktalardı. İş kazalarıyla ilgili bir çözüm getirdiğini düşünmüyorum.
Yüzeysel mi buldunuz çözüm önerilerini?
Yüzeyselden çok taraflı diyelim. Klasik teoride çalışma ilişkilerinin üç tarafı var; devlet, işveren ve işçi. Devletle işvereni birbirinden ayırmakta zorlanıyoruz biz Tuzla’da. Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde hem AKP’den hem MHP’den hem de CHP’den tersane sahipleri var; bilfiil milletvekilleri. Tuzla olayında Türkiye’deki müteşebbis devlet anlayışı, çalışma ilişkilerinin nereye gittiğiyle ilgili pek çok makro bilgiler sezdiriyor. O yüzden de, Tuzla sadece Tuzla değil.
Çalışma Bakanı Faruk Çelik diyor ki, " 10-15 tersaneyi başka yere taşırsak sorun çözülür".
Özellikle 19 Haziran’daki toplantıda tersanelerin Yalova’ya aktarılması çözümmüş gibi gösterildi. Taşeronlar oraya taşınmaya başladı bile, ne değişecek? Yalova’daki yatırımcılara bakıyorsunuz, yine Tuzla’nın en büyük aktörleri. Tersane alanı yapılabilmesi için CHP’li Subaşı Belediyesi’nden çıkarılıp AKP’li Altınova Belediyesi’ne aktarıldı bölge. Aynı zamanda Başbakan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın çalıştığı Sefine Tersanecilik de orada yatırımcı. Ne kadar kamu sorumluluğuyla getirilmiş bir öneri bu Yalova taşınması, bilmiyorum. Ki orada da bu yıl yüzde 10 kapasiteyle çalışmasına rağmen bir işçi öldü.
17 Ağustos 2008 / Milliyet Pazar - Miraç Zeynep Ö.