

Kaynak:İş Sağlığı ve Güvenliği Dergisi 2005, sayı 25, Mayıs-Haziran)
Gerçekliği daha canlı anlamamızı önleyen bu verileri daha bir canlı kılmak için, daha somut örnek vermemiz gerekiyor; Evrensel’in verdiği habere göre “Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesi içinde kurulu olan Volkswagen'de çalışan bir işçi böyle yakınıyor. Bu yakınma hiç de abartılı değil. Zira son zamanlarda işçiler artık yüzde 130'lara varan kapasite ile çalıştırılıyorlar. Bu rakam bir işçinin normal çalışmanın iki katı eforla çalışması anlamına geliyor. Mesai bitiminde işçiler yorgunluktan elleri ve bacakları titreyerek eve dönüyorlar. İşçilerin büyük kısmı kadın, çünkü patronların onların küçük ellerine ihtiyacı var. Erkek işçiler onların performansını gösterememiş.”.
kayıp zaman+maliyet=meslek hastalıkları, iş kazaları
Devlet ve sermaye gruplarını iş kazalarına ilişkin duyarlılıklarının altında ise şu ifade yatıyor: “2005 yılında iş kazaları ve meslek hastalıkları sonucu kaybedilen iş günü sayısı ise, 1.797.917 dir. Bazı kaynaklarca, endüstrileşmiş ülkelerde iş kazaları ve meslek hastalıklarının toplam maliyetinin, bu ülkelerin Gayrı Safi Milli Hasılalarının % 1’i ila %3’ü oranında değiştiği belirtilmektedir. Ülkemizde ise en iyimser yaklaşımla, iş kazaları ve meslek hastalıklarının toplam maliyetinin yılda 4 katrilyon TL olacağı tahmin edilebilir.”
Yani iş kazası sermayeler için bir maliyet anlamına geliyor. Bu yüzden “bu koşullarda ortaya çıkan ölüm ve yaralanma olaylarına kaza demek mümkün değil.” Bu düpedüz cinayet. Ancak bu cinayetlerin sorumlusu patronlar ölen ya da yaralanan işçileri dahi kendisi için bir “yük” olarak görüyor.
sonuç (mu!)
İşte kapitalizm, işte Karl Marx’ın kapitalizmi anlamak için geliştirdiği anti-kapitalist teori, işte politik hareket dilin kaynağı.
Kızgınlığın dile geldiği bu noktada, iş kazaları ve meslek hastalıkları için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı Genel Müdürlüğü’nü ya da TİSK’in çalışmalarına bakarak bu işin de “sosyal sorumluluk” ifadesi ile pazarlanacak bir şey olduğunu hatırlatabiliriz. Toplu pazarlığı da sosyal diyalog olarak tanımlayan ve bunu projelendiren sendika ve özellikle pazarlamacı sendika uzmanlarına haber ola. Biliyoruz ki bunu da iyi şekilde projelendirip pazarlayabilirler.
Anti-kapitalist politik dil ilk etapta buraya çalışmaya geldik, ölmeye değil olmalı, ikincisi kapitalist iş koşullarını ortadan kaldırmak.
Ne demiştik: buraya çalışmaya geldik, ölmeye değil.
25 Ekim 2006 / Sendika.Org