Gün geçmiyor ki bir intihar olayı ile sarsılmayalım.
Bir gün bir hekim, başka bir gün bir hemşire, bir polis ya da bir kadın intihar ediyor. Salgın bir hastalık gibi tüm toplumsal kesimleri kemiriyor, bitiriyor.
Konu hakkında araştırma yapan bilim insanlarının tümü “intihar bir sonuç” demektedirler.
Yine bilim insanları intiharın depresyon nedeniyle gerçekleşen bir eylem olduğunu, Asıl nedeni depresyonun nedenlerinde aramak gerektiğini söylemektedirler.
İntihar en çok stres düzeyi yüksek işlerde çalışan profesyoneller arasında görülür.
Doğası gereği stres düzeyi çok yüksek olan sağlık alanı, “Sağlıkta Dönüşüm” denilen insanlık dışı uygulama ile adeta depresyon üreten bir fabrika haline getirmiştir.
Ne zaman işe gideceğin ve ne zaman geleceğin belli değildir. Özellikle asistan hekimlerde çalışma süresi 72 saat, ardından 8 saatlik dinlenme ve bir 72 saat daha biçiminde üç dört yıl sürebilmektedir.
Hemşirelerde haftada 3 gece nöbete 2 gün de gündüz çalışması konmakta, insanlar adeta canından bezdirilmektedir.
Bu çalışma biçimi aile yaşamını da olumsuz etkilemekte, aile bireyleri arasındaki ilişkileri tüketmektedir. Bu durum üzerinde durulması gereken çok önemli bir sorundur.
Normal mesai yapan az sayıda personel bile yorgunluktan kendisini evine zor atmaktadır. Sağlık personelinin büyük bir bölümünde kas ve omurga rahatsızlığı bulunmaktadır.
AKP’nin tüm hizmet üretimi alanlarındaki temel mantığı “Müşteri Memnuniyeti” olduğundan oluşturduğu ALO’lu hatlarla şikâyeti adeta teşvik etmiş ve çalışanları hedef tahtası haline getirmiştir.
Sadece sağlık şikâyet hattında yüzlerce personel istihdam edilmektedir. ALO’lu hatların bir nedeni de hekimleri ve diğer sağlık personelini sosyal olarak yalıtım amaçlıdır.
AKP politikaları nedeniyle, istediği nitelikte sağlık hizmetini alamayan hasta ya da hasta sahipleri, onları ilk karşılayan hekime ya da hemşireye saldırmaktadır. Bazen ölümlerle sonuçlandığı da bir gerçektir.
Son 10 yıldır AKP eliyle hile ya da hülle ya da bir takım yasal düzenlemelerle yaşanan kadrolaşma sonucu ehliyet ve liyakatten yoksun klinik şeflerinin ve başhekimlerin asistan hekimlere davranışları, bilimsel bir yetişme ortamından çok tamirci ustası ile çırağının ilişkisine benzer bir emir kulluğuna dönüşmüştür. Klinik şefinin hakaretlerine maruz kalmayan asistan az bulunur. AKP döneminde insan psikolojisinden anlamayan, halden bilmeyen, çalışanı dinlemeyen, bilimsel bilgiyi öğrenmekten aciz, önemsemeyen, sadece yandaş olmanın yeterli olduğu yönetici tipi çıkar karşımıza.
Sağlık personelinin eğitim düzeyi ve farkındalığı yüksektir. En küçük bir hatasında azarlanmayı, aşağılanmayı kolay sindiremez. Kaldı ki böylesine düzensiz, ağır ve uzun süreli çalışan insanın hata yapmasından daha doğal bir şey olamaz.
Hata yapmadığı, kendisinden kaynaklı bir sorunun olmadığı durumlarda da vatandaş tarafından karşılaştığı saldırganlık ve kadir bilmezlik kendisine ve mesleğine olan saygısını da örselemekte, toplumsal ilişkilerden ve etkileşimlerden uzaklaşma eğilimine girmesine neden olmaktadır.
Yapılan her hata karşılığı ücretinin kesilmesi ise doğrudan yaşamını olumsuz etkilemektedir. Bu durumun kişi de yarattığı kaygılı ve endişeli ruh hali sürekli bir hal almaktadır.
Tıp Fakültesini kazanan insanların aileleri ve yakın çevreleri adeta bayram ederler. Bazen kurban kestiklerini bile biliyorum. Kendisinin ve çevresinin böylesine yoğun beklentiler yüklediği bir kişinin maruz kaldığı tamirci çırağı muamelesini kaldırması kolay olmasa gerektir.
Neoliberalizmin hemen tüm mesleklerde uyguladığı ‘işçileştirme’ politikasının en acımasızını sağlık alanında ve özellikte hekimlik mesleğinde görüyoruz. Yılda 6 bin hekim yetiştirme, yurt dışından hekim ithal etme işleri halk sağlığına verilen önemden değil, hekim emeğini ucuzlatma ve işçileştirme nedeniyledir.
Hekimlerin ve diğer sağlık emekçilerinin bunca uzun eğitim ve çalışma karşılığı gelir ve sosyal güvenlik beklentisi ile gerçek durum taban tabana zıttır.
Temel aylığın düşük tutulup emek karşılığı performansa göre belirlenmektedir.
Hastane gelirlerinin büyük bölümünün performans karşılığı ödenmek üzere bir havuzda toplanarak çalışanlara dağıtılması da başkaca bir kandırmacadır. Bir havuzda toplanan paraların büyük kısmı Baştabip ve yardımcıları ile diğer yöneticilere ya da klinik şeflerine aktarılmaktadır. Bu durumun personelce bilinmesi, sömürülme duygusuna karşı çaresizlik hissi bir başka ve önemli depresyon kaynağıdır.
AKP çalışanlar arasında oluşturduğu yapay farklarla kader ve amaç birliği duygusunu hırpalayarak mücadele birliğini olabildiğince engellemeye çalışmıştır. Bunda da aslında başarılı olmuştur. Bunlarla da yetinmemiş taşeron çalıştırma marifetiyle bir başka bölünme daha yaratmıştır.
Yukarıda sadece küçük bir kısmına değinilen depresyon nedenleri bir zaman dilimiyle sınırlı olmadığı için bireyin tek başına baş etmesi olanaklı değildir. Kayayı parçalayan sürekli damlalar misali insanı bir gün gelir parçalar.
Dr. Melike’nin altıncı kattan atlayıp kendini parçalamasını böyle anlamak gerekir.
Bu durumda akla ilk örgütlenmek gelir ancak AKP bunların da önünü kapatmıştır.
Yarattığı korku ortamında kendi güdümündeki sendikalarda toplanmayı adeta zorunlu kılmıştır.
İşte AKP’nin sağlıkta dönüşümünün insanda ve toplumda neden olduğu depresyon ve bu depresyonun olduğu bir kendini parçalama.
İntihar kişinin çoğunlukla yaşadığı topluma verdiği bir mesajdır. Bir çığlıktır.
Bu mesajdan anlaşılması gereken;
AKP’nin bir katil iktidar olduğudur. İnsan soyundaki ve doğadaki depresyonların nedeni, neoliberalizmin taşeronu olduğudur.
İntihar etmemenin biricik yolu daha çok örgütlenme ve daha çok mücadeledir. Mücadelenin önemli bir ayağı da AKP’yi iyi anlamak ve çok iyi anlatmaktır. Yaşamımızın her alanında liberalizmden kaçınmaktır.
Dr. Melike’nin çığlık çığlığa mesajını dalga dalga çoğaltmaktır.
Kemal Yılmaz / Sağlık İdarecisi






