Hayatımız güvencesiz - Duygu Semiz ile söyleşi

Ataması Yapılmayan Öğretmenler Platformu’nun İstanbul temsilcisi Duygu Semiz'le konuştuk...
 
Güvencesiz çalıştırılanların sayısı artıyor

Alınteri: Kendinizi tanıtır mısınız?
İsmim Duygu Semiz. Ataması Yapılmayan Öğretmenler Platformu’nun İstanbul temsilcisiyim. 2005 İstanbul Üniversitesi mezunuyum. Yaklaşık 8 senedir güvencesiz bir şekilde dersanede çalışıyorum. Bir taraftan da güvencesizliğe karşı mücadele ediyorum.

Alınteri: Öncelikle şunu sormak istiyorum; son yapılan öğretmen atamalarında sözleşmeli öğretmenliğin kaldırıldığını ve artık sözleşmeli değil kadrolu öğretmen alınacağı söylendi. Bu ne kadar doğru?
D. S: Sözleşmeli öğretmenlerin hepsini en son 2012 seçim öncesinde Kanun Hükmünde Kararname ile kadroya aldılar. Atanmış sözleşmeli öğretmenlerin hepsini bir seçim yatırımı olarak zaten kadroya almışlardı. Sözleşmeli öğretmen uygulamasına bir daha geri dönmediler.

Artık sözleşmeli öğretmen ile kadrolu öğretmen arasındaki maliyet farkı çok fazla değildi. Dolayısıyla bunu bir lütuf gibi sundular ve “sözleşmeli öğretmenleri kadroya aldık” dediler. Halbuki sözleşmeli öğretmenlerin yıllardır yürüttüğü mücadeleyle birtakım kazanımlar elde edildi. Maaşların 10 aydan 12 aya çıkarılması gibi.

Alınteri: Sözleşmeli öğretmenleri kadrolu öğretmenlerden ayıran sadece güvencesiz çalışmalarıydı bu durumda…
D. S: Evet. Sözleşmeli olarak iş güvencesinden yoksun olarak çalışılıyordu. Ama önümüzdeki dönem Devlet Personel Rejimi diye bir yasayla birlikte kadrolu öğretmenlerin de güvenceleri ellerinden alınacağı için sistematik bir programın parçası aslında. Kaşıkla veriyorum, kepçeyle alıyorum hikayesi gibi. Çok geçmeden, belki 2-3 ay sonra kadrolu öğretmenlerin bile güvencesi ellerinden alınacak.
 
Alınteri: 300 binden fazla öğretmenin atama beklediği, eğitimde ücretli öğretmenliğin hızla yaygınlaştığı bir süreçte AYÖP çok önemli bir örgütlenme. Bize biraz AYÖP’den bahseder misiniz? Çalışmaları, hedefleri nelerdir?

 

D. S: AYÖP, 2005′ten sonra ataması yapılmayan öğretmenlerin mücadele etme ihtiyacını sendikaların karşılayamamasından ortaya çıkan boşluktan kaynaklı sosyal medya üzerinden örgütlenen arkadaşların oluşturduğu bir platform. Özellikle de Şafak Bay’ın öncülüğünde kurulmuş bir platform. Dolayısıyla hepimiz aslında onun çağrısına kulak vermiş olduk. Çünkü kimimiz karın ağrısıyla duruyorduk, kimimiz sendikalar içerisinde güvencesizler komisyonu içerisinde bir şeyler yapmaya çalıştık. Doğal olarak AYÖP, doğrudan bütün atama bekleyen öğretmenlerin kadrolu atanması esası üzerinden kuruldu. “Biz KPSS’yi doğru bulmuyoruz, çünkü biz devletin bizi yetiştirdiği eğitim fakültelerinden mezun olduk ve aday yerine konulmak istemiyoruz. Bu nedenle bizi koşulsuz bir şekilde atayın” şiarıyla kurulmuş bir platform.

Elbette koşulsuz atama yeterli değil bugün. Çünkü kadrolu öğretmenlerin de güvencesizleştirilmesi bir taraftan yakıcı bir şekilde hissettiriyor kendisini. Bizler de bir senedir kadrolu atama talebinin yanına güvenceli çalışma talebini de ekledik. Bunun koşulunun da ücretli öğretmenliğin kaldırılmasına bağlı olduğunu söylüyoruz.
Şimdi ise, geçen sene Şubat ayında başlayan “Ücretli Öğretmenlik Kaldırılsın!” kampanyamız var. 4 Ağustos’ta da Ankara’da bir miting gerçekleştirdik. Bunun dışında illerde ücretli öğretmenlik kaldırılsın diye standlar açılarak imza toplanıyor.

Pekçok ilde 24 Kasım Öğretmenler Günü’ne eylem hazırlıkları yapılıyor. Böylece taleplerimizi bir kez daha alanlarda duyurmuş olacağız.

 

Alınteri: Bir eylemde Şubatçılar grubuyla birlikte açıklama yaptınız. Şubatçılar grubunun hedefi nedir?

 

D. S: Şubat’ta 30 bin atamayı önlerine hedef olarak koymuşlar. Ek atama talebiyle öne çıkıyorlar.

Alınteri: Öğretmenler atanmadıkları zaman ücretli öğretmenlik yaparak ya da dersanelerde ağır koşullarda çalışarak hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Siz de şu anda bir dersanede öğretmenlik yapıyorsunuz. Bize güvencesiz çalışma koşullarını anlatır mısınız?
D. S: Ben yaklaşık 3-4 senedir dersanede çalışıyorum. Sigortasız bir şekilde çalışıyorum. En belirgin güvencesizlik hali olarak dersanelerde sigortasız çalıştırma hakim. Dolayısıyla benim en yakıcı hissettiğim konu bu. Artık maddi ölçüsü dışında bir sağlık probleminiz olduğu zaman hastaneye gidemiyorsunuz. Hastaneye gidebilmeniz için ya evli olmanız ya da babanıza bağımlı olmanız gerekiyor.
Bunun dışında emeklilik bir hayal bu şartlar altında. 8 senedir çalışıyorum toplamda 500 gün pirimim yatmış. Dolayısıyla çok az bir miktar.

Bunların yanında her sene dersane aramak zorunda kalıyoruz. İşverenin taleplerini kabul etmediğimiz, oun vadettiği çalışma koşullarına uymadığımız durumda ve yeni talepler öne sürdüğümüz zaman mutlaka kapı gösteriliyor. Bu durumda diğer dersanelerde iş aramak zorunda kalıyoruz.

Her sene elimizde CV kapı kapı dolaşmak zorunda kalıyoruz. Bu hayatımıza dair ciddi bir belirsizlik de oluşturuyor.

Aslında çoğu dersane öğretmeni kendisini nasıl olsa atanırım düşüncesiyle geçici olarak görüyor ama ben yıllarca güvencesiz çalıştığım için artık kendimi geçici de göremiyorum. Bu nedenle işsiz öğretmenlerin güvenceli çalışma hakkını elde etmenin yanında dersanelerde çalışan öğretmenlerin sorunlarını gören bir yerden bir mücadele hattının kurulması gerektiğini düşünüyorum. Ben kişisel olarak bu alanda da mücadele veriyorum. Dersane öğretmenleri işçi statüsünde sayıldıkları için işçi sendikalarına üye olabiliyorlar. Bundan dolayı benim bir sendikalaşma sürecim var. Sosyal-İş sendikasında örgütleniyorum. Dersane öğretmenlerinin örgütlenmesi için de mücadele veriyorum.

Alınteri: Kamu emekçileri için de iş güvencesini kaldıran bir yasal düzenleme yapıldı. Bu tüm kamu emekçilerini kapsıyor. Sizce buna karşı ne yapılmalı?
D. S: İşin aslı sadece kamu emekçilerini ilgilendiren yasa -Devlet Personel Rejimi Yasası- ama bir taraftan geçtiğimiz günlerde işçi sendikalarını ilgilendiren sendika yasası da çıktı. Ben bu iki yasayı aynı kefeye koyuyorum. Yani yeni bir dönem başlıyor. Bu yeni dönemde güvencesiz çalıştırılanların sayısı gitgide artıyor. Bir de gitgide daralan, kendisi kısmen daha göreceli güvencesi olan bir kesim var. 600-700 bin üyesi olan bir kamu sendikası var. KESK’ten bahsediyoruz. Hala sokak gücü çok iyi, bir eylem çağrısıyla onbinleri sokağa dökebilecek kadar güçlü olan bir örgüt. Dolayısıyla bu gücünü kullanması gerekiyor. Yani çıkan yasaya karşı mücadelesini sadece kendi kadrosunu kaybetmek üzerinden kurarsa elinden alınan hakkı kaybetmek üzerinden mücadele edeceği için yetersiz kalacaktır. Bir kere bu mücadeleyi kurarken, zaten devletin kendisinin bizi ayırmak için yaptığı güvenceli, güvencesiz ayrımını kendisi yapmadan, biz bu yasayı istemiyoruz diyerek belki bir toplusözleşmeyi sokakta önünde koyan bir mücadele hattı çizmelidir.

 

Alınteri: Başbakan dersanelerin kaldırılacağını ve eğer isterlerse dersanelerin özel okul açabileceğini söyledi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

 

D. S: Sonuçta bu, eğitimin piyasalaştırmanın bir parçası. Dersaneler bu alamda özelleştirme aşamasında devletin elini rahatlatıyor.

Bir taraftan cemaat dersanelerinin ciddi anlamda sermaye birikimleri oluştu. Ciddi bir yoğunlaşma var, bu sermayeyi akıtabilecekleri alan arıyorlar. Dolayısıyla daha fazla dersane açamazlar, özel okul olmaları gerekiyor. Bunun için de devletin onlara birtakım desteklerde bulunması gerekiyor. Araştırmalar yapılıyor, dersane patronları kendi durdukları yerden yüzde 6.6’sı özel okula çevrilebilir diye karşı çıkıyor. Onların da karşı çıktıkları yer elbette dersaneleri özel okula çevirin ama bize de destek olun noktasında. Zaten AKP Hükümeti şunu görüyor. İrili ufaklı pekçok dersane var. Bunların kapatılacağını öngörüyordur. Daha büyük sermayeli, daha büyük ve kendi yandaşı olan dersaneleri özel okula çevirecek.

Bu yarattıkları belirsizlik, kaos ortamının asıl dersane öğretmenlerini nasıl etkilediği önemli. Bir taraftan Başbakan çıkıp dersaneleri kapatacağız diyor, diğer taraftan dersane patronları şöyle yapmayın böyle yapın diyor. Yukarda filler tepişiyor, aşağıda çimenler eziliyor durumu var. Öğretmenler nerede, nasıl çalışacak, ne kadar sonra dersaneler kapatılacak. Dersanelerde de zaten kapanacağız diye çalışma koşullarında geriye gidiş var. Dersanelerin özel okul açabilmek için sermayelerini büyütmesi gerekiyor. Bu durumda ilk yapacakları öğretmenlerin ücretlerini düşürmek olacaktır.

Alınteri: 4+4+4 Yasası’yla eğitim sistemi yeniden şekillendi. Yasayla ilgili ne düşünüyorsunuz?
D. S: Ben bu yasayı eğitimde yıkım programı olarak tanımlıyorum. Çünkü uzun yıllardır aldıkları kayıt parasını, katkı parasını daha organize, sistematik olarak piyasaya açtılar. Bir taraftan piyasalaştırma sürecinin bir parçasıyken diğer taraftan bir güvencesizleştirme sürecinin parçası. Bakın 4+4+4 Yasası çıktı 70 bin norm kadro fazlası öğretmen oluştu.

Alınteri: Şimdi bu sistemle yeni nesiller yetiştirilecek. Sizce nasıl bir nesil yetiştirilmeye çalışılıyor?
D. S: Yeni bir yurttaş profili yaratılmak isteniyor. Bu eğitim sistemi ile yaratılmak istenen, ‘vur ağzından lokmayı al’ halinde sorgulamayan, eleştirmeyen tamamen biat kültürüyle yetiştirilmiş, cinsiyetçi, piyasacı, bireyci bir insan tipi!.. Buna velisi, öğretmeni, öğrencisi hep birlikte karşı çıkması gerekiyor.

Alınteri: AYÖP’ün bu konuyla ilgili bir çalışması var mı?
D. S: AYÖP olarak, eğitimin daha nitelikli olması için eğitime daha fazla bütçe ayrılmasını, sınıfların kalabalık değil en fazla 24-30 kişilik olmasını istiyoruz, yeni okulların açılmasını istiyoruz.

Alınteri: Son olarak, güvencesiz çalışan öğretmenlere, işsiz öğretmenlere söylemek istediğiniz bir şey var mı?
D. S: Mücadele etmek çok önemli. Yani ataması yapılmayan işsiz öğretmenlere, dersanede ve ücretli çalışan güvencesiz bütün öğretmenlere illerinde mücadele yürüten insanlarla temas etmelerini ve güvencesizliğe karşı mücadele etmeleri çağrısı yapıyorum.

Alınteri: Teşekkür ederiz.
D. S: Ben teşekkür ederim.

Alınteri