Açılışa bekleriz efendim, biz oradayız - M.Ender Öndeş

Nihayet o büyük gün geldi işte! 18 Ekim Perşembe günü, Marmara Park AVM açılıyor; hepinizi, bütün okurlarımızı bekliyoruz!

Marmara Park, sizin için bir anlam ifade etmedi mi? Ah, öyle oluyor işte, insan unutuyor, insan bazen kendi doğum gününü bile unutuyor, bunu nasıl unutmasın ki! Oysa unutulacak gibi değildi, yanmış çadırlar, eriyip gitmiş insan gövdeleri; etmek uğruna viran olmuş Van’dan, Giresun’dan ve Türkiye’nin dört bir yanından gelmiş on bir yoksul emekçinin ailelerinin yürek paralayan ağıtları. Esenyurt’tan söz ediyorum, şu Marmara Park AVM’nin inşaatından ve çadırlarda yaşanan büyük katliamdan... Hani 200 bilmem kaç milyonu aşan bir yatırımda üç tane konteynıra yer bulunamamıştı da cayır cayır yanmıştı işçiler; hani Cenaze Bakanı Faruk Çelik gelip, “Yahu aslında bu çadırın iki kapısı olmalıydı” diyerek büyük bilimsel keşiflerde bunmuştu da hepimiz havalara sıçrayıp avuçlarımız patlayana kadar alkışlamıştık ya, hah işte orası açılıyor. Sektör nasıl da hızlı değil mi? İşçilerin çayır çayır yandığı 11 Mart tarihinden bu yana ne kadar zaman geçti ki?

Eh, artık kurdeleyi hükümetten kim keser, kimin yüzünün derisi diğerlerinden daha kalındır bilemem; ama bana sorarsanız yine bu iş Faruk Bey’e yakışır. Geçenlerde ta Kemalpaşa’lara kadar gidip katledilen 19 maden işçisinin yakınlarını davalarını geri almaları için ikna eden ve daha sonra da bu rüşvet anlaşması için -hiçbir yüz kızartısı göstermeksizin- tören düzenleyen oydu. Huyudur onun, nerede birisi “güzel” ölse, cenazede mutlaka o vardır; ve her cenazede “ah ulan ah, şu yasalar elimi kolumu bağlıyor” diye sonu gelmez bir uzun hava tutturur; öyle yürek parçalar ki, işçiler sonunda aralarında para toplayıp kazadan ötürü üretim kaybına uğrayan patronlarına verme kararı bile alırlar!

***

Taksim’den geçiyor musunuz bugünlerde? Boşverin, geçmeyin. Geçemiyorsunuz da zaten. Her taraf işgal altında; bilmemne üniversitesinin ucube standlarından bilmemne şirketinin tırlarına ve devasa ses düzenlerine kadar her şey var. Alanı alan olmaktan çıkarın da ne halt yerseniz yeyin! Prensip bu. Belediyeye oturup bir dilekçe yazsanız da “Efendim biz alanda randevuevi standı açıp ürünlerimizi tanıtacağız” deseniz, “Eee, kaç para vereceksiniz” diye sorabilirler, durum o kadar vahim.

Hiç rastlantı değil, hiç de parayla ilgili değil. Bir kenti mahvetmek, onun kent (site) olma özelliğini mahvetmektir ve bunun da yolu, “site” mantığındaki “toplanma yeri/merkezi alan” kavramını yok etmektir. Parçalayıcı ve merkezsizleştirici postmodernizmin bir gericilik türü olduğu ilk söylendiğinde ahir zaman kibarları tarafından pek kaba bulunmuştu ama aslında postmodern en çok mimari alanda insan ve kent bütünlüğüne yapılan bir saldırıydı. Öyle büyük bir felsefi akım filan da değildi; mahalle kahvesinde her gün duyduğumuz “memleketi sen mi kurtarıcan lan, işine bak oğlum” lafının karmaşık entelektüel soslarla sunulması onu bir felsefe yapmıyordu. İşin özeti gayet basitti; insan yaşamını, ruhunu, mekanlarını, çevresini, ilişkilerini parçala! Öyle çok, öyle çok parçala ki, sonuçta ortada ne dayanışma kalsın, ne kardeşlik, ne gelecek umudu, ne de bir raya gelme umuduÖ İnsanı da, yaşadığı yeri de gettolaştır; merkezi olan her şeyi yok et, herkes kendi ışıltılı karanlığı içinde boğulup gitsin...

AKP’nin bunun üzerine eklediği ise bir padişah keyfiyetinden ibarettir. Şurayı satacağım, buraya kışla yapacağım, şurada da AVM olacak demek, itiraz edeni de “vatan haini” ilan etmek, bu keyfiyetin olmazsa olmaz kurallarıdır.

1 Mayıs tartışmalarında “ayaklar baş olursa...” diyen adamla, geçenlerde gözden düşmüş patronlara “vatandaşın neyi bilme hakkı olduğuna sen karışma” diye fırça atan kişi aynı kişidir. Ama sonuçta, ne kadar öyle görünürse görünsün, bütün bunlar da keyfi filan değildir; olan şey, yeni Ortaçağ’ın genel çizgisinin izlenmesidir.

***

Neyse efendim, biz lafı uzatıp teorik çözümlemelerle ruhunuzu karartmayalım ve davetimizi tekrarlayalım: Türkiye büyüyor, ekonomi tıkırında ve 18 Ekim Perşembe günü Marmara Park açılıyor! Biz, Marmara Park “şehitleri”(!) orada olacağız; Ege Bayram Pehlivan, Çetin Coşkun, Seyfettin Topal, Abdurrahman Demir, Sevdin Özen, İsa Topal, Ahmet Yağal, Barış Kıyak, Hakim Alican, Fatih Acun, ve Ahmet Keskin... Hepimiz oradayız. Yanmış gövdelerimizle, soyulmuş derilerimizle, yetimlerimizin gözyaşlarıyla, gelip bir köşeden izleyeceğiz.

Bekleriz efendim, sizi de bekleriz... Lütfen gelin!