Tarımda Neoliberal Politikaların 30. Yılı - Dr. Necdet Oral

Türkiye, 1980'lerin başından beri IMF ve Dünya Bankası'nın öncülüğünde, uluslararası sermayenin çıkarlarına göre biçimlendiriliyor. Bu sürecin en somut örneği 24 Ocak 1980 Ekonomik Kararları'dır. Bu kararlar, 1970'li yıllarda belirginleşen neoliberal politikaların IMF ve Dünya Bankası aracılığıyla azgelişmiş ülkelere dayattığı istikrar ve yapısal uyum programlarının bir ürünüydü.

Tarımın belirgin olarak istikrar programlarına girmesi de, 24 Ocak-12 Eylül süreciyle başladı. 24 Ocak Kararları, içerdiği yapısal dönüşüm programıyla kapitalist küreselleşme sürecine entegrasyon modeliydi. 9 Aralık 1999'da IMF'ye verilen niyet mektubuyla kapsamı belirlenen istikrar programı ise, bu modelin gerçekleştirilmesi yolundaki son halkayı oluşturdu.

2000-2008 döneminde uygulanan Tarım Reformu tezgâhının çerçevesi 1998'de Dünya Bankası tarafından hazırlanan bir raporla çizildi. Bu raporda yer alan başlıca öneriler şunlardı:

  • Tarım ürünleri fiyatları, dünya fiyatları seviyesine çekilmeli
  • Fiyat destekleri kaldırılmalı
  • Doğrudan gelir desteği (DGD) sistemine geçilmeli
  • Gübre ve kredi sübvansiyonlarına son verilmeli
  • Tarım kooperatiflerinin ayrıcalıkları kaldırılmalı
  • Tarımsal KİT'ler özelleştirilmeli

Bu öneriler, 9 Aralık 1999'da IMF'ye verilen niyet mektubu ve 10 Mart 2000'de Dünya Bankası'na verilen kalkınma politikası mektuplarında aynen yer aldı.

Son 60 yıllık dönemde IMF ve Dünya Bankası'nın Türkiye tarımını biçimlendirme girişimlerinin en tahripkâr olanı 2000-2008 döneminde Tarım Reformu Uygulama Projesi (ARIP) adı altında yürütülen "yapısal dönüştürme" programıdır. Projenin en önemli bileşenini oluşturan ve siyasi iktidarlar tarafından kararlılıkla uygulanan DGD; tarımda üretim-istihdam dengelerini altüst etmiş, edilgen bir köylü kesimi yaratarak sistemden çıkmıştır. Bu program çerçevesinde tarımı destekleyen, girdi ve teknoloji sağlayan kurumlar özelleştirilmiş ve/veya tasfiye edilmiş; tarım satış kooperatifleri zayıflatılmış, işlevsiz hale getirilmiş ve tasfiye edilmelerinin koşulları yaratılmıştır.

İşlevini tamamlayan DGD sistemi yerine 2010 yılından itibaren "Havza Bazlı Üretim ve Destekleme Modeli"ne geçilmiştir. Bu modelde Türkiye iklim, topografya ve toprak verileri dikkate alınarak 30 havzaya bölünmekte; her havza için belirlenmiş ürünlere prim desteği verilmektedir. Model ürün primlerine dayanıyor gibi görünse de, birim arazideki verimliliği değil, beyan edilen ürün miktarını esas almakta; bu nedenle DGD'deki "büyük toprak sahibine büyük destek" mantığı sürmektedir.

IMF-Dünya Bankası dayatmalı tasfiye programlarının yıkıcı sonuçları son yıllarda iyice gün yüzüne çıkmaya başladı. Tarımın genel ekonomi içindeki önemi sürekli olarak azaldı, tarım katma değerinin GSYİH içindeki payı düştü, tarımın istihdamdaki payı geriledi. Ayrıca dönem içerisinde tarım destekleri GSYİH'nin binde 5-6'sı seviyesinde tutuldu. Buna karşılık başta buğday olmak üzere birçok tarımsal ürünün fiyatı gerçekleşen tüketici fiyatlarındaki artışın gerisinde kaldı.

Son 10 yılda ülke nüfusu yaklaşık 8 milyon artarken, tarım alanları dramatik bir şekilde azaldı. Bitkisel ürünlerin çoğunda üretim ya geriledi ya da hiç artmadı. Uygulanan yanlış politikalar sonucu toplam hayvan varlığı 4 milyon baş geriledi; 1996'dan beri yasak olan kırmızı et ithalatına başlandı; kurbanlıklar bile ithal edildi.

Bu sürecin iki anlamı vardır: Çiftçi gelirlerindeki azalma ve yoksulluktaki artış! Nitekim 30 Ekim 2011 tarihli mükerrer Resmî Gazete'de yayımlanan 2012 Yılı Programı'nın 260. sayfasında da "ortaya çıkan işsizlik, yoksulluk ve göç gibi sorunların tarım sektöründeki yeniden yapılandırma sürecinden" kaynaklandığı kabul edilmektedir.

Çiftçi tarımdan kopuyor

Tüm bu olumsuzlukların sonucu olarak çiftçi tarımdan kopmaktadır. 2000 yılında tarımdan geçimini sağlayan çiftçi sayısı 7,8 milyon iken, 2011 sonunda 6,1 milyon kişi olmuştur. Yani 1,7 milyon çiftçi tarımdan kopmuştur. 2000 yılında tarımın istihdamdaki payı %36 iken 2011 sonunda %25,5'e düşmüştür.

 

Tablo 1- Tarımın İstihdamdaki Payı

Yıllar

Toplam İstihdam

Tarım

Sanayi

Hizmetler

Kişi

%

2000

21.581

7.769

36,0

3.810

10.001

2001

21.524

8.089

37,6

3.774

9.661

2002

21.354

7.458

34,9

3.954

9.942

2003

21.147

7.165

33,9

3.846

10.135

2004

19.632

5.713

29,1

3.919

9.999

2005

20.067

5.154

25,7

4.178

10.735

2006

20.423

4.907

24,0

4.269

11.247

2007

20.738

4.867

23,5

4.314

10.327

2008

21.194

5.016

23,7

4.441

10.495

2009

21.277

5.254

24,7

4.130

10.644

2010

22.594

5.683

25,2

5.927

10.985

2011

24.110

6.143

25,5

6.380

11.587

Kaynak: TÜİK

 

Tarım en istikrarsız sektör haline geldi

2000'li yılların başında IMF ve Dünya Bankası tarafından dayatılan ve siyasi iktidarlar tarafından kararlı bir şekilde uygulanan tarım politikaları, sektörde istikrarsızlığa yol açmış; tarımın büyüme hızı GSYİH'deki büyüme hızının oldukça altında kalmıştır. Bu dönemde tarımdaki yıllık ortalama büyüme hızı %2,2 dolayındadır. Oysa aynı dönemde ekonominin genelinde yıllık büyüme oranı %4,6 olarak gerçekleşmiştir.

 

Tablo 2- Tarımsal Katma Değerin (TKD) Gayri Safi Yurtiçi Hasıladaki (GSYİH) Payı

(1998 Bazlı, Sabit Fiyatlarla)

Yıllar

TÜRKİYE

TARIM

Tarımın GSYH'deki Payı (%)

Miktar
(Bin TL)

Gelişme
Hızı (%)

Miktar
(Bin TL)

Gelişme
Hızı (%)

1999

67.840.570

-3,4

8.030.859

-5,7

11,8

2000

72.436.399

6,8

8.626.953

7,4

11,9

2001

68.309.352

-5,7

7.926.313

-8,1

11,6

2002

72.519.831

6,2

8.663.126

9,3

11,9

2003

76.338.193

5,3

8.475.963

-2,2

11,1

2004

83.485.591

9,4

8.701.635

2,7

10,4

2005

90.499.731

8,4

9.275.244

6,6

10,2

2006

96.738.320

6,9

9.393.296

1,3

9,7

2007

101.254.625

4,7

8.736.944

-7,0

8,6

2008

101.921.730

0,7

9.141.424

4,6

9,0

2009

97.003.114

-4,8

9.477.479

3,7

9,8

2010

105.885.644

9,2

9.703.312

2,4

9,2

2011

114.873.979

8,5

10.210.558

5,2

8,9

Kaynak: TÜİK

 

Çiftçilerin büyük bölümü enflasyona yenildi

Tarımsal KİT'lerin ve tarım birliklerinin alım yaptığı tarımsal ürün ortalama fiyatlarının enflasyonla karşılaştırıldığında; ürün fiyatlarının çoğu yıllarda enflasyonun altında olduğu görülmektedir.

 

Tablo 3- KİT'lerin ve Birliklerin Alım Yaptığı Tarımsal Ürün Ortalama

Fiyatlarının Enflasyonla Karşılaştırılması

Yıllar

Ortalama Alım

Fiyatları Artışı (%)

Yıllık Enflasyon

(TÜFE) Artışı (%)

2000

28,4

39,0

2001

50,2

68,5

2002

33,5

29,7

2003

22,1

18,4

2004

7,7

9,4

2005

-2,6

7,7

2006

-7,6

9,7

2007

20,8

8,4

2008

9,5

10,1

2009

7,1

6,5

2010

6,9

6,4

(*) Seçim yılları

Kaynak: DPT, TÜİK

 

İç ticaret hadler tarımın aleyhine döndü

Tarımın iç ticaret hadleri bir başlangıç yılına göre çiftçinin eline geçen fiyatlardaki değişmeler ile çiftçinin ödediği fiyat hareketleri arasındaki oranın ifadesi olup; küçük üreticiliğine dayalı bir sömürülme derecesini ortaya koyar. 2003 yılını 100 kabul ettiğimizde; 2010 yılında bu değer 87,7'ye; yani çiftçinin aleyhine dönmüştür.

 

Tablo 4- İç Ticaret Hadleri ve Tarım

Yıllar

ÜFE Genel

(1)

ÜFE Tarım

(2)

ÜFE Sanayi

(3)

İç Ticaret Hadleri (1/2)

2000

32.8

33.6

32.7

97.8

2001

53.1

47.7

54.5

111.1

2002

79.6

74.7

80.8

106.7

2003

100.0

100.0

100.0

100.0

2004

114.6

123.8

112.2

92.6

2005

121.3

125.9

120.1

96.3

2006

132.7

135.1

131.9

98.2

2007

141.0

145.4

139.8

97.0

2008

159.0

162.2

157.9

98.0

2009

160.9

166.1

159.5

96.9

2010

174.6

199.1

169.3

87.7

Kaynak: Olhan (2012)

 

Tarımda yoksulluk artıyor

TÜİK'in yayımladığı GSYİH ve istihdam verilerinden hazırlanan aşağıdaki tablo; özellikle son 6 yıllık dönemde tarımda istihdam başına katma değerdeki gerilemeyi; yani yoksullaşmayı yansıtmaktadır.

 

Tablo 5- Çalışan Başına Tarım Katma Değeri

Yıllar

Tarım Katma Değeri (Bin TL)

Tarım İstihdamı

(Bin kişi)

Tarımda Çalışan Başına Katma Değer (TL)

2001

8.147.374

8.089

1.007

2002

8.860.621

7.458

1.188

2003

8.683.621

7.165

1.212

2004

8.929.288

5.713

1.563

2005

9.570.752

5.154

1.857

2006

9.700.944

4.907

1.977

2007

9.046.723

4.867

1.859

2008

9.433.550

5.016

1.881

2009

9.768.638

5.254

1.859

2010

9.999.429

5.683

1.760

2011

10.524.833

6.143

1.713

Kaynak: TÜİK

 

Türkiye artık tarımda da net ithalatçı

1980'lerin başından bu yana Türkiye'nin tarımsal üretim yapısı ve dış ticaretinde büyük değişimler olmuş; tarımda kendine yetebilen bir durumda olan Türkiye, bu özelliğini yitirerek, net ithalatçı konumuna gelmiştir. Türkiye meyve-sebzede net ihracatçı, yağlı tohumlarda ise net ithalatçıdır. Yani tarım uluslararası işbölümünün gereklerine göre şekillendirilmiş durumdadır. Uluslararası işbölümü gelişmiş ülkelerin sermaye-teknoloji yoğun hububat-sanayi bitkilerinde, azgelişmişlerin ise meyve-sebze gibi emek yoğun üretimde uzmanlaşmasını gerektirmektedir.

Tarım ürünleri dış ticareti, Standart Sanayi Sınıflamasına Göre (ISIC, Rev. 3) ve Standart Ticaret Sınıflamasına Göre (SITC, Rev.3) olmak üzere, uluslararası düzeyde kabul gören iki yöntemle ölçülmektedir. Sanayi sınıflamasına göre son 10 yıldan 7'sinde tarım ürünleri ithalatı ihracatı geçmiş; 2008 yılında tarımsal ithalat 6,4, tarımsal dış ticaret açığı ise 2,3 milyar dolara ulaşarak Cumhuriyet tarihinin rekoru kırılmıştı. 2009'da küresel kriz nedeniyle gerileyen ithalat 2010'da yeniden tırmanışa geçti. İthal edilen başlıca ürünler bitkisel ham yağ, yağlı tohumlar, pamuk ve buğdaydır.

 

Tablo 7- Tarım Ürünleri Dış Ticareti

Uluslararası Standart Sanayi Sınıflamasına (ISIC, Rev.3) göre (Milyon $)

Yıllar

İhracat

İthalat

Denge

2001

2.006

1.410

596

2002

1.806

1.704

102

2003

2.201

2.538

-336

2004

2.645

2.765

-120

2005

3.468

2.826

643

2006

3.611

2.935

676

2007

3.883

4.672

-789

2008

4.177

6.433

-2.256

2009

4.536

4.625

-89

2010

5.091

6.490

-1.399

2011

5.353

8.944

-3.591

Kaynak: TÜİK

Standart ticaret sınıflamasına göre 2011 yılında tarım ürünleri ithalatı Cumhuriyet tarihinin rekoru kırılarak 17,6 milyar dolar olmuş; ihracat ise 15,3 milyar dolarda kalmıştır. Tarım ürünleri dış ticaret açığı ise 2,3 milyar dolara ulaşmıştır.

Tarımsal hammadde dış ticaretinde net ithalatçı konumda olan Türkiye, gıda maddeleri dış ticaretinde ise net ihracatçıdır. Gıda maddeleri alanındaki dış ticaret özel sektör talepleri doğrultusunda şekillenmektedir. Gıda sektörü, yurtdışından ithal ettiği tarımsal hammaddeyi işleyerek yine yurtdışına satmaktadır.

 

Tablo 6- Tarımsal Ürünler Dış Ticaret Dengesi

DTÖ Tanımına göre SITC*, Rev.3 (Milyon $)

Yıllar

İhracat

İthalat

Denge

Gıda maddeleri

Ham

madde

Toplam

Gıda maddeleri

Ham

madde

Toplam

2001

3.997

352

4.349

1.487

1.592

3.079

1.270

2002

3.668

384

4.052

1.912

2.083

3.995

57

2003

4.735

522

5.257

2.791

2.473

5.265

-8

2004

5.892

610

6.501

3.090

2.969

6.059

442

2005

7.714

595

8.309

3.284

3.196

6.480

1.829

2006

7.932

702

8.633

3.486

3.800

7.286

1.347

2007

9.007

762

9.769

5.167

4.645

9.813

-44

2008

10.705

768

11.474

8.503

4.535

13.038

-1.564

2009

10.582

608

11.190

6.108

3.523

9.631

1.599

2010

11.869

795

12.664

7.413

5.467

12.880

-216

2011

14.214

1.072

15.286

10.653

6.922

17.575

-2.289

(*) Uluslararası Standart Ticaret Sınıflaması

Kaynak: Ekonomi Bakanlığı

 

Son 10 yılda buğday ve mısır ithalatına 5,5 milyar dolar

Ürün fiyatındaki artışın yetersiz, buna karşılık mazot-gübre fiyatlarındaki fahiş artışlara kuraklık da eklenince, Türkiye buğdayda ithalata bağımlı hale gelmiştir. Son 10 yıllık dönemde, 21 milyon ton buğday ithalatı yapılarak karşılığında 6 milyar dolar bedel ödenmiştir. Mısırda 8 milyon tonluk ithalatın karşılığı 1,7 milyar dolar olmuştur. İthal edilen 2,8 milyon ton çeltiğin bedeli ise yaklaşık 1,2 milyar dolardır.

 

Tablo 8- 2000'li Yıllarda Hububat İthalatı

Yıllar

Buğday

Mısır

Çeltik

Miktar

(Bin ton)

Değer (Milyon $)

Miktar

(Bin ton)

Değer (Milyon $)

Miktar

(Bin ton)

Değer (Milyon $)

2001

347

50

537

66

135

24

2002

1.117

150

1.180

134

293

49

2003

1.846

278

1.818

276

248

56

2004

1.065

222

1.050

190

166

62

2005

136

25

218

47

303

97

2006

240

53

31

13

273

89

2007

2.147

570

1.128

269

196

113

2008

3.708

1.483

1.151

382

240

173

2009

3.393

902

485

135

227

135

2010

2.554

655

452

124

535

265

2011

4.755

1.623

381

136

350

152

Kaynak: TÜİK

 

Pamukta yıllık ithalat 1,5 milyar doları aştı

1980'lere kadar pamuk ihracatçısı olan Türkiye, kullandığı pamuğun yarısını ithal eder hale gelmiştir. Aynı dönemde ithal edilen 7 milyon ton pamuğa ödenen döviz yaklaşık 11 milyar dolardır. Türkiye günümüzde Çin'den sonra ikinci büyük pamuk ithalatçısıdır. Bu gidişle GAP'ta yatırım yapan tekstilci pamuğu Harran, Çukurova, Amik yerine Amerika, Yunanistan, Uganda ya da Tanzanya'dan alacak. Pamuk için verilen teşvikler ise yerli üreticiye değil, bu ülkelerin üreticilerine gidecek.

 

Tablo 9- 2000'li Yıllarda Yağlı Tohum Ve Pamuk İthalatı

Yıllar

Ayçiçeği

Soya

Pamuk

Miktar

(Bin Ton)

Değer (Milyon $)

Miktar

(Bin Ton)

Değer (Milyon $)

Miktar

(Bin Ton)

Değer (Milyon $)

2001

183

43

321

67

454

497

2002

129

42

612

140

541

493

2003

541

153

831

227

557

667

2004

482

157

682

227

585

836

2005

491

162

1.155

329

776

908

2006

372

117

1.017

265

754

970

2007

596

260

1.231

410

946

1.278

2008

456

365

1.239

648

613

1.000

2009

468

241

974

429

753

1.003

2010

649

350

1.756

742

889

1.720

2011

906

590

1.298

687

604

1.850

Kaynak: TÜİK

 

Yağlı tohum türevlerinde yıllık ithalat 2,5 milyar doları aştı

Yerli üretim Türkiye'nin bitkisel yağ ihtiyacının ancak %30'una yetmektedir. Bitkisel yağ açığı yağlı tohum ya da ham yağ ithalatıyla karşılanmaktadır. Son 10 yılda yağlı tohum, ham yağ ve küspe ithalatı için ödenen bedel 18 milyar doları geçmiştir. Özellikle 2002 yılından sonra ivme kazanan ithalat, 2008'de 3 milyar dolara ulaştı; 2009 yılında küresel mali krizle birlikte 2 milyar dolara geriledi; ancak 2010 yılında yeniden tırmanışa geçti.

 

Tablo 10- Yıllara Göre Yağlı Tohum ve Türevleri İthalatı (Bin Dolar)

Yıllar

Yağlı tohum

Hamyağ

Küspe

Toplam

2000

225

303

147

675

2001

133

279

91

503

2002

223

340

88

650

2003

424

415

115

954

2004

464

429

205

1.098

2005

597

626

175

1.398

2006

525

797

113

1.435

2007

874

648

171

1.693

2008

1.304

1.456

234

2.994

2009

910

944

204

2.058

2010

1.393

801

296

2.490

2011

1.358

1.338

426

3.122

Kaynak: Bitkisel Yağ Sanayicileri Derneği

 

Yanlış politikalar tarlaları boş bıraktırıyor

Son 10 yılda toplam işlenen alanlar yaklaşık 2,5 milyon hektar azaldı. Bu dönemde çiftçiler Türkiye'de 10 ilin yüzölçümü kadar (3,3 milyon hektar) araziyi işlemekten vazgeçtiler.

Tablo 11- Tarım Arazilerindeki Değişimler (Bin Hektar)

Yıllar

Tarla Alanı

Sebze

Bahçesi

Toplam

İşlenen Alan

Meyve

Bağ Zeytin

Toplam

Tarım Alanı

Ekilen

Nadas

1990

18.868

5.324

635

24.827

3.029

27.856

1995

18.464

5.124

785

24.373

2.461

26.834

2000

18.207

4.826

793

23.826

2.553

26.379

2001

18.087

4.914

799

23.800

2.550

26.350

2002

18.123

5.040

831

23.994

2.585

26.579

2003

17.563

4.991

818

23.372

2.656

26.028

2004

18.110

4.956

805

23.871

2.722

26.593

2005

18.148

4.876

806

23.830

2.776

26.606

2006

17.440

4.691

853

22.984

2.895

25.879

2007

16.945

4.219

815

21.979

2.909

24.888

2008

16.460

4.259

836

21.555

2.950

24.505

2009

16.217

4.323

811

21.351

2.943

24.294

2010

16.333

4.249

802

21.384

3.010

24.394

2011

15.712

4.017

810

20.539

3.091

23.630

Kaynak: TÜİK

 

Bitkisel üretim yerinde sayıyor

Türkiye'de ekili alanların yaklaşık %75'inde hububat üretiliyor. Yılda en az 18,5 milyon ton buğday üretilirse nüfusa yetmekte. 2007-2008 yıllarında bu miktarın altında kalan üretimle hububatta dışa bağımlı hale gelindi. Bu, yalnızca küresel ısınmanın yol açtığı kuraklıkla açıklanamaz. Çünkü yaklaşık 30 yıldır hububat üretiminin verimlilik ve maliyet sorunlarını çözmek için hiçbir kalıcı adım atılmamıştır.

Yem üretimi açısından öne çıkan arpadaki üretim düşüşü ise daha dramatiktir. 2000'li yıllara kadar arpa ihraç eden Türkiye, uygulanan yanlış politikalar nedeniyle arpa ithal eder hale gelmiştir.

Sıcak iklim tahıllarından mısır ve pirinç ise, prim uygulaması ve özellikle tohumluk kalitesindeki yükselmeden dolayı, ekolojik değerlerin dışındaki gelişmelerle üretim artışı gerçekleşen iki ürün olarak öne çıkmaktadır.

 

Tablo 12- Hububat Üretimindeki Değişmeler (Bin Ton)

Yıllar

Toplam

Buğday

Arpa

Mısır

Çeltik

2002

30.831

19.500

8.300

2.100

360

2003

30.807

19.000

8.100

2.800

372

2004

34.154

21.000

9.000

3.000

490

2005

36.472

21.500

9.500

4.200

600

2006

34.643

20.010

9.551

3.811

696

2007

29.257

17.234

7.307

3.535

648

2008

29.287

17.782

5.923

4.274

753

2009

33.577

20.600

7.300

4.250

750

2010

32.749

19.660

7.240

4.310

860

2011

35.202

21.800

7.600

4.200

900

2012 *

33.379

20.100

7.100

4.600

880

(*) 1. Tahmin

Kaynak: TÜİK

 

Türkiye bakliyatta nüfus artış hızını yakalayabilecek bir üretim artışına ulaşamamış; çoğu zaman ya sabit, ya negatif dengeye giden üretim hızlarında kalmıştır. 2010 yılı itibariyle toplam bakliyat üretimi 10 yıl önceki seviyesinin altındadır.

 

Tablo 13- Bakliyat Üretimindeki Değişmeler (Bin Ton)

Yıllar

Toplam

Nohut

Kuru Fasulye

Kırmızı Mercimek

Yeşil Mercimek

2002

1.510

650

250

500

65

2003

1.437

600

250

485

55

2004

1.453

620

250

480

60

2005

1.433

600

210

520

50

2006

1.431

552

196

580

42

2007

1.265

505

154

508

27

2008

855

518

155

106

25

2009

1.101

563

181

275

27

2010

1.235

530

213

422

25

2011

1.132

488

201

380

26

2012 *

1.208

535

200

410

28

(*) 1. Tahmin

Kaynak: TÜİK

 

1998 yılında 22 milyon ton olan şeker pancarı üretimi dalgalı bir seyir izledikten sonra 2012 yılında 16 milyon ton olarak gerçekleşti. Pamukta üretimi artırmak yerine üretimden kaçışı, ithalatı destekleyici politikalar nedeniyle; Amik Ovası'nda pamuğun yerini buğday, Ege'de mısır aldı; GAP, %60'lık payı ile birinci üretim bölgesi haline geldi. Son 10 yılda pamuk ve patates üretimindeki gerileme %10 dolayında. Ayçiçeği üretimi ise 20 yıl önceki seviyesini ancak yakalayabildi.

Yasa hükmüyle TEKEL'in destekleme alımlarından çekilerek sözleşmeli üretim sistemine geçilmesi tütüncülük için yıkım oldu. Dünyanın en kaliteli şark tütününü yetiştiren Türkiye çiftçisi üretimden hızla uzaklaştı. Son 10 yıllık dönemde ekici sayısı 500 binden 65 bine, ekim alanı 200 bin hektardan 80 bin hektara, üretim 145 bin tondan 52 bin tona geriledi. Şubat 2008'de TEKEL'in British American Tobacco'ya (BAT) satılmasıyla sektör tümüyle çokuluslu sigara şirketlerinin eline geçti.

 

Tablo 12- Endüstri Bitkileri Üretimindeki Değişmeler (Bin Ton)

Yıllar

Tütün

Ş. Pancarı

Pamuk (Lif)

Ayçiçeği

Patates

2002

153

16.523

988

850

5.200

2003

112

12.623

920

800

5.300

2004

134

13.517

936

900

4.800

2005

135

15.181

864

975

4.090

2006

98

14.452

977

1.118

4.397

2007

75

12.415

868

854

4.228

2008

93

15.488

673

992

4.197

2009

81

17.275

639

1.057

4.398

2010

52

17.942

817

1.320

4.513

2011

45

16.126

955

1.355

4.613

2012 *

75

15.750

850

1.370

4.794

(*) 1. Tahmin

Kaynak: TÜİK

 

 

Sebze üretimine gelirsek; kuru soğan ve kavun-karpuz üretimi de 10 yıl öncesindeki seviyesinin altındadır. Domates üretimindeki nispi artış, 2010 yılında ortaya çıkan güve zararı nedeniyle negatife dönmüş; daha sonraki yıllarda 11 milyon ton dolayında sabitlenmiştir.

Tablo 13- Sebze Üretimindeki Değişmeler (Bin Ton)

Yıllar

Kuru Soğan

Karpuz

Kavun

Domates

2002

2.050

4.575

1.820

9.450

2003

1.750

4.215

1.735

9.820

2004

2.040

3.825

1.750

9.440

2005

2.070

3.970

1.825

10.050

2006

1.765

3.805

1.766

9.855

2007

1.859

3.797

1.661

9.945

2008

2.007

4.002

1.750

10.985

2009

1.850

3.810

1.679

10.746

2010

1.900

3.683

1.612

10.052

2011

2.141

3.864

1.648

11.003

2012 *

1.837

4.044

1.708

11.400

(*) 1. Tahmin

Kaynak: TÜİK

 

Özetlemek gerekirse; son 10 yılda buğday üretimi yerinde saydı, arpa üretimi ise önemli ölçüde geriledi. Başta tütün ve pamuk olmak üzere endüstri bitkilerinin; nohut, kuru fasulye ve mercimek gibi kuru baklagillerin; patates ve kuru soğan gibi yumru bitkilerin üretimleri azaldı. Bitkisel üretim alanında yalnızca mısır, çeltik ve ayçiçeğinde anlamlı bir üretim artışı sağlandı.

İthalata dayalı hayvancılık politikaları iflas etti

Uygulanan yanlış politikalardan dolayı son 30 yılda hayvan varlığı 85 milyondan 41 milyona düştü. (Tablo 14) Bu politikaların yıkıcı etkisi, 2010 yılında hayvancılıkta açık bir şekilde ortaya çıktı. Et fiyatlarındaki artışları ithalatla kontrol etmeye, hayvancılığı ithalatla terbiye etmeye karar veren iktidar, 30 Nisan 2010 tarihinden itibaren canlı hayvan ve et ithal edilmesine karar verdi. 1996 yılından beri yasak olan kırmızı et ithalatına başlandı; kurbanlıklar bile ithal edildi. İthalatın Türkiye'ye faturası büyük oldu. İthalata izin verilmesinden bugüne kadar ülkeye yaklaşık 3 milyon baş sığır, koyun ve keçi girdi; ithal edilen canlı hayvan, et ve et ürünlerine ödenen bedel 2.5 milyar doları aştı. Yerli üretilen etin ithal etle rekabet etme imkânı kalmadığı gerekçesiyle birçok besi işletmesi (Banvit, Koç gibi) üretimini durdurdu. Böylelikle hayvancılık sektörü tümüyle ithalata bağımlı hale geldi.

 

Tablo 14- Türlerine Göre Hayvan Sayıları (bin baş)

Yıllar

Sığır

Manda

Koyun

Keçi

TOPLAM

1980

15.894

1.031

48.630

19.043

84.598

1985

12.466

551

42.500

13.336

68.853

1990

11.377

371

40.553

10.977

63.278

1995

11.789

255

33.791

9.111

54.946

2000

10.761

146

28.492

7.201

46.600

2001

10.548

138

26.972

7.022

44.680

2002

9.803

121

25.174

6.780

41.878

2003

9.788

113

25.432

6.772

42.105

2004

10.069

104

25.201

6.610

41.984

2005

10.526

105

25.304

6.517

42.453

2006

10.871

101

25.617

6.643

43.232

2007

11.037

85

25.462

6.286

42.870

2008

10.860

86

23.975

5.594

40.514

2009

10.724

87

21.750

5.128

37.689

2010

11.370

84

23.090

6.293

40.837

Kaynak: TÜİK

 

Tohumluk piyasasına yabancı sermaye hakim

Türkiye'de tohumluk pazarının büyüklüğü tahmini 1 milyar dolar. Piyasada yerli ve yabancı sermayeli, çoğu yalnızca ithalat yapan 400 dolayında özel tohumculuk şirketi bulunmakta; bunların hibrit mısır, hibrit ayçiçeği, patates ve sebze tohumlukları tedarikindeki payı %100'lere ulaşmaktadır.

Tarım Bakanlığı verilerine göre, 2010 yılında hibrit mısır tohumluğunun yaklaşık %60'ı 5 yabancı şirket tarafından sağlanmıştır. Ayçiçeğinde bu 3 şirketin toplam payı %90'ın üzerindedir. Pamukta ise Bayer ve Pioneer'in toplam payı %40'ı aşmaktadır.

 

Tablo 15- Tohumlukta Şirketlerin Payları (2010)

Tohumluk türü

Şirket

Payı (Ton)

%

Sebze (Üretim)

Fito

870

2.500

34,8

34,8

Mısır

Pioneer

7.145

35.468

20,1

58,8

Syngenta

2.998

8,5

Fito

1.991

5,6

Monsanto

4.708

13,3

KWS

4.013

11,3

Ayçiçeği

Limagrain

2.018

13.346

15,1

91,5

Syngenta

8.369

62,7

Pioneer

1.828

13,7

Seker Pancarı

KWS

1.252

3.737

33,5

50,7

Syngenta

223

6,0

Beta

421

11,3

Pamuk

Bayer

5.698

15.652

36,4

43,2

Pioneer

1.069

6,8

Kaynak: Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı

 

2002-2011 döneminde tohumluk ithalatı için ödenen bedel 1,2 milyar dolardır. İthalata bağımlılık oranı standart sebzede %45'e, çim bitkilerinde %60'a, hibrit sebze tohumluğunda ise %80'e ulaşmaktadır.

 

Tablo 16- Yıllara Göre Tohumluk İthalatı

Yıl

Miktar (Ton)

Değer (Bin $)

2002

19.227

55.292

2003

16.341

71.249

2004

19.838

79.238

2005

23.876

89.597

2006

32.654

105.608

2007

34.374

130.581

2008

43.578

170.798

2009

30.267

158.363

2010

40.610

176.791

2011

33.979

173.868

TOPLAM

294.744

1.211.385

Kaynak: Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı

 

Sulama yatırımları geriliyor

Türkiye'de teknik ve ekonomik kriterlere göre sulanabilecek arazi miktarı 8,5 milyon hektardır. Bunun 5,4 milyon hektarı (yani %64'ü) sulamaya açılabilmiştir. Ancak son yıllarda sulama yatırımları ciddi anlamda ihmal edilmektedir. 1995-2002 arasındaki 8 yıllık dönemde 508 bin hektar sulama yatırımı yapılmış olmasına karşın, 2003-2010 dönemini kapsayan 8 yılda ancak 387 bin hektar sulama yatırımı gerçekleşmiştir.

 

Tablo 17- DSİ Tarafından İşletmeye Açılan Göre Sulama Alanları (Hektar)

Yıllar

Sulama Alanı

Artış

Azalış

Net Artış

1995

1.897.850

78.644

12.800

65.844

1996

1.979.376

83.486

1.960

81.526

1997

2.058.148

82.698

3.926

78.772

1998

2.154.918

97.210

440

96.770

1999

2.202.562

75.611

27.967

47.644

2000

2.251.625

56.381

7.318

49.063

2001

2.296.350

46.791

2.066

44.725

2002

2.340.197

48.002

4.155

43.847

1995-2002

 

568.823

60.632

508.191

2003

2.353.360

15.899

2.736

13.163

2004

2.396.384

54.564

11.540

43.024

2005

2.458.805

63.975

1.554

62.421

2006

2.527.502

70.850

2.153

68.697

2007

2.573.801

47.812

1.513

46.299

2008

2.638.404

70.034

5.431

64.603

2009

2.690.035

55.799

4.168

51.631

2010

2.727.440

52.137

14.732

37.405

2003-2010

 

431.070

43.827

387.243

Kaynak: http://www2.dsi.gov.tr/pdf_dosyalar/sulama_kurutma_2011.pdf

 

Gübre kullanımı azalıyor

Türkiye, kimyasal gübre üretimi için gerekli hammadde kaynaklarına sahip değil. Doğalgaz, fosfat kayası, potasyum tuzları gibi temel girdilerin yaklaşık %95'i ithalatla temin ediliyor. Gübre sanayiinde kapasite fazlası olmasına rağmen iç talebi karşılayacak düzeyde üretim yapılmıyor; ihtiyacın yarısı ithalatla karşılanıyor. İç piyasadaki gübre fiyatlarını, uluslararası piyasalardaki hammadde ve gübre fiyatları; döviz kurundaki değişmeler ve gübre tekellerinin kâr hırsı belirliyor. Nitekim son bir yılda gübre fiyatları türlerine göre %128-156 oranında arttı.

 

Tablo 18- Kimyasal Gübre Tüketiminde İthalatın Payı

Yıllar

Tüketim

(Bin ton)

Üretim

(Bin ton)

İthalat

Miktar (Bin ton)

Payı (%)

1998

5.465

3.820

1.744

31,9

1999

5.581

3.301

1.988

35,6

2000

5.294

3.163

2.408

45,5

2001

4.262

2.628

1.776

41,7

2002

4.529

3.472

1.740

38,4

2003

5.094

3.318

2.126

41,7

2004

5.175

3.192

2.710

52,4

2005

5.199

3.158

2.478

47,7

2006

5.367

3.133

2.661

49,6

2007

5.148

3.114

2.377

46,2

2008

4.129

2.961

2.078

50,3

2009

5.276

2.878

3.007

57,0

2010

4.968

3.447

2.284

46,0

2011

4.766

3.740

2.242

47,0

Kaynak: Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı

 

 

Tablo 19-- Yıllara Göre Gübre Fiyatları (TL/ton)

Yıllar

Amonyum sülfat %21

Kalsiyum amonyum nitrat % 26

Amonyum nitrat %33

Üre

Diamonyum fosfat

Kompoze (20.20.0)

2002

162

176

193

237

354

254

2003

194,5

230

251

309

388

285

2004

268

274

302

346

500

358

2005

251

294

312

421

503

374

2006

257

298

346

465

553

399

2007

329

350

410

602

725

493

2008

564

510

585,5

760

1672

1110

2009

325

436

479

630

689

520

2010

347

439

531

631

919

617

2011

532

561

678

893

1.362

964

2011/2010 (%)

153

128

128

142

148

156

Kaynak: Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı

 

Tarım ilaçları piyasasını üç şirket kontrol ediyor

Türkiye'de bitki koruma ilaçları pazarının büyüklüğü tahmini 600 milyon dolar civarındadır. Yurt içinde yalnız 15 adet aktif maddenin üretimi yapılıyor. Sektör aktif madde açısın­dan dışa bağımlı ve imalatta kullanılan girdilerin %90'ı ithal ediliyor. Yerli firmalar aktif maddeleri ithal ederek jenerik (eşdeğer) ilaç üretiyor.

Bitki koruma ilaçları pazarında %20'lik payıyla Hektaş ilk sırayı almakta, onu Bayer ve Syngenta izlemekte. Bu 3 şirket pazarın yarısından fazlasını kontrol ediyor. Bunlardan Hektaş; DuPont ve Makhteshim-Agan gibi agro-kimya devlerinin Türkiye dağıtıcısı.

Traktör piyasasının %70'i yabancı ortaklı Türk Traktör'ün

Traktör piyasasına uzun yıllar pazar payları birbirine oldukça yakın 2 şirket hakim oldu. Bunlarda ilki, Koç Grubu ile Hollanda merkezli CNH Global NV ortaklığı olan Türk Traktör, 2007 yılında %48'lik bir pazar payına sahipti. Aynı yıl Massey Ferguson lisansıyla üretim yapmakta olan Uzel Makine'nin pazar payı ise %37 dolayındaydı. Uzel, 2008 yılında AGCO'ya ait Massey Ferguson traktörlerinin üretim ve dağıtım lisansını kaybetti. Bu nedenle 2010 yılında toplam 40 bin olan traktör imalatında Türk Traktör'ün payı %70'lere (28 bin) ulaştı.

 

Tablo 20- Yıllara Göre Traktör Üretimi ve Satışı

Yıllar

Traktör Üretimi

Traktör Satışı

Traktör Sayısı

1998

60.500

48.568

902.513

1999

27.435

19.280

924.471

2000

37.938

33.500

941.835

2001

15.052

10.600

948.416

2002

10.840

6.810

970.083

2003

29.761

16.636

997.620

2004

42.511

29.583

1.009.065

2005

42.502

34.996

1.022.365

2006

44.386

39.706

1.037.383

2007

37.623

34.399

1.056.128

2008

28.751

27.022

1.070.746

2009

17.762

13.758

1.073.538

2010

40.178

36.072

1.096.683

2011

62.750

60.466

1.125.001

Kaynak: TÜİK, DPT, Tarmakbir, Otomotiv Sanayii Derneği

 

Çiftçi değil rantiye destekleniyor

Türkiye'de tarım desteklenmemektedir. Son 9 yıllık dönemde tarım sektörüne bütçeden verilen destek toplam 43 milyar liradır. Aynı dönemdeki toplam faiz ödemeleri ise 455 milyar liradır. Yani bir avuç yerli ve yabancı rantiyeye yapılan ödeme, milyonlarca çiftçiye yapılandan 11 kat daha fazladır.

2006 yılında çıkarılan Tarım Kanunu'nun 21. maddesine göre, her yıl tarımsal destekleme için bütçeden ayrılacak kaynak, gayrisafi millî hasılanın en az %1'i düzeyinde olmak zorunda iken bu rakam ancak binde 5-6 dolayında gerçekleşmiştir.

 

Tablo 21- Tarımsal Amaçlı Transferler ve Faiz Giderleri

Yıllar

GSYİH

(Milyon TL)

Tarımsal Transferler

(Milyon TL)

Tarım/GSYİH

(%)

Faiz Giderleri

(Milyon TL)

2003

454.781

2.805

0,62

58.527

2004

559.033

3.084

0,55

56.491

2005

648.932

3.707

0,57

45.680

2006

758.391

4.784

0,63

45.963

2007

843.178

5.555

0,66

48.753

2008

950.534

5.811

0,61

50.661

2009

952.559

4.495

0,47

53.201

2010

1.098.799

5.817

0,53

48.299

2011

1.294.893

6.962

0,54

47.500

TOPLAM

43.020

455.075

Kaynak: https://portal.muhasebat.gov.tr

 

İşlevini tamamlayan doğrudan gelir desteği (DGD) sistemi yerine 2010 yılından itibaren "Havza Bazlı Üretim ve Destekleme Modeli"ne geçilmiştir. Bu modelde belirlenen ürünlere 2012 yılı için birçok kalemde artış yapılmazken, bazı ürünlerde sembolik artışlar yapılmıştır. Üretimi yaygın olmayan soya, kanola ve aspir gibi yağ bitkilerine verilen primler artırılırken; hububat, bakliyat, pamuk ve çayda son 4 yıldır hemen hemen aynı destek verilmektedir. Desteklemede arz, talep, üretim, ihracat, ithalat, maliyet gibi temel kriterler dikkate alınmamaktadır.

 

Tablo 22- Ürünler İtibariyle Ödenen Prim Destekleri (krş/kg)

Ürünler

2003

2004

2005

2006

2007

2008

2009

2010

2011

2012

Pamuk

9

19

26,67

29

29

27

35

35

35

?

Pamuk*

9,9

22,8

32

34,8

34,8

32,4

42

42

42

46

Yağlık Ayçiçeği

11

13,5

17,5

20

20

18,9

21

23

23

24

Soya

11,5

14

20

22

22

20,7

23

29,5

40

?

Soya*

12,65

16,8

24

26,4

26,4

24,75

27,5

35

50

50

Kanola

12

13

20

22

22

20,7

23

27,5

40

40

Dane Mısır

-

2,5

5

6,7

2

3,6

4

4

4

4

Aspir

-

-

-

22

22

20,7

25

30

40

40

Zeytinyağı

20

25

10

11

20

18,9

25

30

50

50

Buğday

-

-

3

3,5

4,5

4,5

5

5

5

5

Arpa

-

-

2

2,5

3,5

3,6

4

4

4

5

Çavdar

-

-

2

2,5

3,5

3,6

4

4

4

5

Yulaf

-

-

2

2,5

3,5

3,6

4

4

4

5

Tritikale

-

-

-

-

-

-

-

4

4

5

Çeltik

-

-

3

6

9

9

10

10

10

10

K.Fasulye

-

-

-

-

-

9

10

10

10

10

Mercimek

-

-

-

-

-

9

10

10

10

10

Nohut

-

-

-

-

-

9

10

10

10

10

Yaş Çay

5

6,5

7

8

9

10,17

11,5

11,5

12

12

(*) Sertifikalı tohumluk kullanılması halinde

 

Hakim güçlerin demagojileri

2012 sonbaharında Türkiye'de tarımının durumu özetle bu. Ancak hakim güçler tarım politikalarında küresel güçlerin dayatmalarını örtmek, halkın gözünden kaçırmak için birçok yalana başvurmaktadır. Bunlardan ilk akla gelenler şöyle sıralanabilir:

  • Çiftçi ile köylü birbirinden ayrılacak, Türkiye tarımı köylülerden kurtarılacak. Köylüler çalışmadan yan gelip yatan, devletin desteğine alışmış bir kesimdir. Bunun yerine piyasa kurallarına göre davranan, kâr ve rekabet odaklı çiftçilerin (ya da tarım işletmelerinin) hakim olmaları sağlanacak.
  • Öteden beri bazı kesimlerin söylediği "Tarımda işletmelerin küçük ve parçalı oluşu verimlilik önündeki en önemli engeldir" demagojisine sarılarak acımasız piyasa koşulları ve yukarıda özetlenen çokuluslu şirketlerin egemenliği gibi faktörlerin etkisiyle küçük aile işletmeciliğinin tasfiyesi, tarımda büyük işletmelerin ve şirketleşmenin teşvik edilmesi, ayakta kalan sermayeyoğun işletmelerin tarıma hakim olması.

Çözüm emek ve üretim odaklı programda

Uygulanan neoliberal politikalarla küçük toprak sahibi çiftçiler tasfiye edilmekte; bu sürecin kazananı, hâkimiyetlerini tüm dünyada sürdüren çokuluslu tarım-gıda şirketleri olmaktadır. Tarımı girdiği bu sarmaldan kurtarmanın tek bir yolu var: Uluslararası tarım-gıda tekellerinin çıkarlarını esas alan sözde reform programlarını terk edip, kendi insanımızın ihtiyaçlarına ve ülkenin özgül -iklim ve toprak- koşullarına göre oluşturulacak üretim odaklı bir programı hayata geçirmek. Bunun için tıkanan ve tasfiye edilen eski ilişki ve kurumların yerine halkın demokratik ilişkilerle ördüğü, üreticinin inisiyatifini ve iradesini yansıtan kurumlar geçirilmelidir. Söz ve kararın üreticilerde olduğu yapılar, üretici birlikleri, kooperatifler, demokratik yollardan oluşturulmalıdır.

* Dr. Necdet Oral, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Bursa Şubesi

Bianet