Kara elmas olarak anılan Zonguldak’ın Çatalağzı ilçesinde yaşayan bir maden işçisi anlatıyor :
…… “Buralarda her iki kişiden biri mutlaka madencidir, ya komşunuz madencidir ya arkadaşınız madencidir ya da bir akrabanız mutlaka madencidir. Bu yüzden evlerde ya da kahvelerde hep madenler konuşulur, herkes madenin ayrı bir sıkıntısını anlatır, nasıl çalıştığını anlatır. Siz de görmeseniz bile az çok nasıl çalışıldığını bilirsiniz.”
Bir maden işçisinin eşi anlatıyor:
….. “Her gün eşim işe giderken dua ediyoruz ki sağ salim eve dönebilsinler diye. Eve geldiklerinde ise bir çift laf edebilmek için gözünün içine bakıyoruz ama yemeği yedikten sonra ya uyuyorlar ya da stres atmak için kahveye gideceklerini söylüyorlar tabi bizde o kadar çalışmanın sonucunda bu isteklerine bir şey diyemiyoruz. Kendi aramızda komşulara akrabalara ev oturmasına gidip vakit geçiriyoruz.’’
Ve diğer bir maden işçisinin eşi anlatıyor:
…..:“İlk TTK’ya işçi alınacakmış ben (eşi) de başvurdum dediğinde içimden dua ettim, ne olur kabul edilmesin diye. Ben babamdan da biliyorum neler yaşandığını bu nedenle eşimde de aynı korkuları hissetmek istemiyorum. Her gün evden çıktığında dua ediyorum, sağ salim eve dönebilsin diye. Her gün aynı korku…. Eve geldiğinde ise o kadar yorgun oluyor ki yemek yiyip yatıyor, iki kelime edebilirsek ne güzel ama…’’
Öyle bir meslektir ki madencilik; uğurlar olsun diye gönderilirler, geçmiş olsun diye karşılanırlar. Dünyanın en tehlikeli ve en riskli işlerinden biridir; madencilik sektörü. Türkiye’de ölümlü iş kazaları arasında inşaat sektöründen sonra madencilik sektörü ikinci sırada yer almaktadır. Türkiye’de 1941-2010 arasında resmi rakamlara göre maden kazalarında toplam 3 bin 12 kişi hayatını kaybetti, 373 bin 484 kişi yaralandı. Öte yandan 1941 öncesinde resmi kayıtların tutulmadığı sadece tahmine dayalı olarak madenlerde ölen işçi sayısının 4 binin üzerindedir. Madenlerde 2011 yılında toplam 86 iş kazası yaşandı. Bu kazalarda 2’si maden mühendisi 77 emekçi yaşamını kaybederken, 117 emekçi de yaralandı. İstanbul İşçi Sağlığı ve Meclisi verilerine göre; 87 emekçinin yaşamını yitirdiği Nisan ayında en az 14 maden işçisi yaşamını yitirdi. Maden Mühendisleri Odası’nın (MMO) verilerine göre; 2012 yılının ilk 5 ayında toplam 27 maden kazası yaşandı. 14’ü yeraltında yaşanan kazalarda 1’i maden mühendisi 21 emekçi yaşamını yitirdi, 10 emekçi de yaralandı.
Bu kadar ağır ve tehlikeli çalışma koşulları içinde çalışan emekçiler her an burun buruna oldukları ölümle birlikte, evlerine aş götürmek için her türlü kötü koşullara razı gelip en büyük bedel olan ölümü ödüyor ve ödemeyi de kabul ediyor. Sadece ölümle de değil, yaygın olan iş kazası sonrasında da iş göremez hale düşen maden emekçiler ömür boyu bakıma muhtaç kalıyorlar. Ya da kömür tozu içinde çalışmanın ağır bedeli olan akciğerlerin iflasını sağlayan (silikosiz, akciğer amfizemi, akciğer kanseri…) meslek hastalıkları sonrası kalitesiz yaşam ve ölüm ikilemi arasında bir yaşam sürmeye mahkûm oluyorlar. Gerçeklik bize, önlenebilir, engellenebilir iş kazası ve meslek hastalıklarının kader olmadığı, düpedüz taammüden insan öldürmek olduğunu gösteriyor.
Neden? Çünkü 1980 sonrası uygulanmaya başlayan neoliberal politikalar ve sonrası özelleştirme ve ticarileştirme uygulamaları, ücretlerin bastırılması ve satın alma gücünün düşmesi, esnek çalışmanın yaygınlaşması, fason-taşeron uygulamalarıdır. Aynı zamanda emekçiler; örgütsüzleştiriliyor, pasifleştirliyor, bağımlılaştırılıyor ve değersizleştiriliyorlar.
Ağır ve acımasız çalışma koşulları altında yaşam ve ekmek kavgası veren maden emekçileri bu koşullara tek başına razı gelmez; aynı zamanda anaların, eşlerin ve çocukların ruhları ve bedenleri birlikte aynı koşulları yaşarlar. Karısına çocuğuna vakit ayıramayan erkeklerin, kadınları ve çocukları ifadesi ile kahveye gitmelerine sigarasına ve kaçamak yaptıkları içki içmelerine göz yumarlarken, onların dar zamanda keyifli dakikalar geçirmelerine fedakârlık gösterirler… Küçük sevinçlerin dahi az yaşandığı mekânlarda yediden yetmişe herkes bol miktarda acının ve kederin yaşandığı ömürlerini tüketirler… Hayattan beklentilerin kalmadığı acıların ve kederlerin tamiri ve onarımıyla geçen ömürlerdir bu…
Çatalağzı ilçesi yaz kış kömür tozu ile iç içedir. Doğa ve çevre bundan etkilendiği gibi, kadınlar ve çocuklar da hastalıklarla daima içicedir. Madende çalışan erkekler başta olmak üzere ailedeki diğer fertler için kadınların en yoğun biçimde emek sarf ettiği hasta bakımıdır. Diğer yandan ilçede her gün geçmiyor ki bir kişi ölmesin ve ilçe halkı cenazede buluşmasın. Acıyı bastıran erkekler, seremoni içinde yası yaşayan ve sürdürenler ise kadınlardır…
Öte yandan bağ bahçe işlerinin yapılması havanın kirinden nasiplenen meyve sebzenin tadını kaybetmesini kadınlar dertlenirken, diğer yandan ev içi temizlik işlerinin hiç bitmediğini, bunun da bitmek bilmeyen kömür tozlarının sayesinde olduğu kızgınlıkla ifade ederler. Diğer yandan temiz yıkanan çamaşırların beyaz asıp sonra griye dönen hallerini gördüklerinde ise ziyan olan emeklerine öfke duyarlar. Ne var ki tüm bu öfkeler ve kızgınlıklar yoksulluğun ve yoksunluğun içinde eriyip gider…
Kömürü değerli yapan kömürü çıkaran ellerdir; yani üretkenliktir. Üretkenlik olmazsa kendi başına kömürün hiçbir anlamı olmaz yani, değersizdir. Çalışma koşulların düzeltilmesi için emekçilerin ve ailelerinin bu değerin farkına varması gerekiyor ki üretimden gelen güçlerini kullanabilsinler. Diğer yandan emek gücünü her gün yeniden üreten kadınlarımız da bu sürecin başat aktör olduğunun farkına varmaları ihtiyaçtan öte bir zorunluluktur.
Sendikal mücadele önemli, aynı zamanda bugünkü düzene razı gelen sendikacılara karşı baş aktör olarak maden emekçilerin karşı duruşları da bundan sonraki süreci belirleyecektir. Ancak bölgede yoğun göç olması, işsizlik, yoksulluk ve yoksunluğun olması mücadeleyi ve kolektif olmayı yavaşlatıyor. 1991 yılındaki “Büyük Zonguldak Yürüyüşü” hafızalardan silinmemiştir. Mücadelede, dirençli kararlı olanlar ise maden emekçilerinin anaları, kadınları ve çocukları olmuştur. Ve Türkiye Taş Kömürü Kurumu (TTK) özelleştirilmekten kurtulmuş ve emekçiler, aileleri toplu iş sözleşmesi ile önemli kazanımlar elde etmiştir. SEKA direnişinde de yine kadınlar baş aktördür. Diğer yandan Karadeniz bölgesinde HES’lerin yapımına karşı çıkan başında ve ön saflarda kadınlar yer almıştır, direnişler ise devam etmektedir. Novomed, Desa, Sinter, TEKEL, HEY tekstil… direnişlerinde kadınların kararlı tutumu önemli rol oynamıştır.
Hayat koşulları gitgide ağırlaşıyor, sömürü derinleşiyor. Bunun içinde çifte ezilen kadınlar daha da eziliyor. Özne olduğunu farkına varan kadınlar değişimin ve dönüşümün habercisi olduğu gibi bizzat uygulayıcı aktörler olduğunun bilincine vardıklarında insana, doğaya ve tarihe saygılı onurlu yaşamın üretkenliğini sağlayacak hayat çok yakınımızda demektir.
* Güler Müftüoğlu B. ve B. Tanış, “21. Yüzyılda Zonguldak Maden İşletmelerinde Çalışma Hayatı: Bir Kesit-Tek Gerçek” adlı çalışmanın bölgedeki gözlem çalışmasında edinilen görüşmelere dayanmaktadır. http://calismatoplum.org/sayi25/guler.pdf, Ayrıca Sosyalist Feminist Kolektif Bültenin de yayınlanan metin, geliştirilmiş ve yenileştirilmiştir.
Yrd. Doç. Dr. Berna Güler-Müftüoğlu
Marmara Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü
İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi Üyesi
" />
Kara Elmas Emekçisinin Anası, Kadını ve Çocuğu Olmak! - Berna Güler-Müftüoğlu - İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi