İstanbul'un son 50 yılda şeklini şemalini hızla değiştiren bir yerleşim yeridir Tuzla. Önce sıradan bir balıkçı köyü iken sayfiye yerine dönüşmüş, sonra geekondularla ve toplu konutlarla dolmuş, kıyı kimliğini tamamen yitirmiş bir beldedir..
Sanayileşme sürecinde de gözden çıkarılan yerleşim yerlerinden biridir Tuzla...
Türkiye 80'li yıllara kadar yabancı olduğu yeni sanayi iş kollarını da Tuzla'da gördü. Bu işkollarından biri de Gemi ve yat yapım sanayi idi.
Tuzla Tersaneler Bölgesi ve devlet elyle kurululan Pendik Tersanesi, mkaplıcaların, kumsalın ve de göçmen kuşların, binlerce yıllık barınma ve konaklama yeri Tuzla Gölü'nün sonunu getirdi. Artık kuş seslerinin yerini, tersanalerden yükselen, demire her türlü şekli veren aletlerin sesleri almıştı.
Denizcilik Müsteşarlığı'nın verilerine göre, Türkiye'de 120'yi aşkın tersane var. Bunların neredeyse yarısı Tuzla ve Yalova'da...
Son yıllarda Hollanda,İtalya, Almanya hatta Güney Kore ortaklı yabancı firmalar da buralarda faaliyete geçti.
Bizde adettir. Uzmanın ne dediğine bakılmaz. Burası zamanında ağır sanayi sınıfına giren tersaneler için uygun görülmemiş. Ama 12 Eylül döneminin generalleri ve Amiral Başbakanı illa 'burada olacak' demişler(yani içiine ettikleri sadece Anayasa, insan hakları falan değil))
Öncelikle alan gemi inşa için büyük sayılmaz. İşletmeler, havuzlar içiçe... Dar alanda gemi iinşa ediliyor yani.
Ve gelelim asıl meseleye... Çalıştırlan işçilerin büyük bölümü kalifiyeli değil. Tarlası ile bağını koparamayan köylüler çok aralarında.. Bu işçilere tersanenin ne olduğunu anlatmadan, işi öğretmeden, yıllarca demir ve çelik yığınlarının arasına attılar.
Sonuç 149 ölü...
10 yılda bir tabur işçi öldü..
Bu yıl Nisan ayı ile birlikte ağır kış şartlarından sonra tersanede çalışmalar yoğunlaştı Açık havuzlarda yeni gemiler kızağa konurken, onarım için gemilker geliyordu.. Yeni işçiler de işbaşı yapmıştı..Ama ölüm pusudaydı, tehilke pusudaydı. Onarım için gelen bir gemide meydana gelen patlamada 2 işçi ölürken, 7 'si de yaralandı.
Editörlüğünü yaptığım ''Atlla Güner ile Akşam Postası'' adlı radyo haber programına kaltılan LİMTER-İŞ Sendikası Genel Başkanı Kamber Saygılı, kazaların temelinde ucuz iş gücü, işçi eğitimi, güvenliği ve sağlığının gözardı edilmesinin bulunduğunu söylüyordu.
Kamber Saygılı şöyle diyordu; '' Tüzükler ve kurallar var ama bunlar tersane bölgesinde geçmez. Ölen işçinin yakınlarına 50 bin lira kan parası verliyor. Açılan kamu davaları da unutulup gidiyor. Biz işin içine girmek istediğimzde yargı 'ölen işçi sizin üyeniz bile değil. Siz ne karışıyorsunuz' diyor. Tersaneler, taşeron işçi çalıştırarak karına kar katmanın peşinde. İşçi Güvenliği Yasası'nın bir an önce çıkmasını bekliyoruz''
Saygılı, ''siz tersaneyi ölümlerde duyuyorsunuz. Yaralanmalarla biten onlarca kaza oluyor. Meslek hastalıklarını da burada saymıyorum'' diye konuşuyordu.
İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmesi Enstitüsü Öğretim Üyesi ve aynı zamanda Uzakyol Kaptanı olan Prof. Necmettin Akten de, tersane işçiliğinin dünyanın en ağır işkolları arasında sayıldığını, gelişmiş ülkelerde sertifika veya ustalık belgesi almayan bir işçinin tersanelerde işbaşı yapamayacağını söylüyordu.
Akten'in verdiği bir küçük ayrıntıya burada dikkat çekeyim...Gelişmiş ülkellerde bu iş kolunda çalışanlar için yükseklik korkusu testi yapılırmış. ''Türkiye'de ise ne işçinin ne de tersane işletmelerinn bu konuda bilgisi yok '' diyor Akten.
İşte böyle...
Sanayileşme, teşvikler tamam da. insan ve çevre sağlığı unutulunca, vahim sonuçlar ortaya çıkıyor.
Kimsenin fazla bir şey istediği yok. Tersaneler çalıştırdığı işçisine sahip çıksın Hepsi bu....