Birileri konuşurken kulak misafiri olmuştum; birinci cemreler düşmüş! Önce havaya, sonra suya, daha sonra da toprağa… Yakında ikinci cemreler düşecek ve havalar ısınmaya başlayacakmış! Belki de düşmüştür bile?
Mart ayı ile birlikte, acıların cemresi düştü bizim ve Karaelmas diyarının kömürleşmiş insanlarının yüreklerine…
3 Mart’ta birinci acı cemresi! 7 Mart’ta ikinci, 12 Mart’ta da üçüncüsü düşecek?
Ya sonra?
Ya sonra, kaçıncı acı cemreleri düşecek ocaklarındaki ateş sönmüş damlara, kaçıncı acı cemrelerini anacağız öfkeyi uyutmuş yaralı yüreklerimizle?
Göçüklerde parçalanan, grizularda yanan maden işçileri neredeler şimdi? Kim için ve ne için, zamansız bırakıp gittiler yaşamlarının baharındayken sevdiklerini? Ne uğruna kapattılar, yarısı okunmuş kitaplar gibi yaşamlarını? Niye eksik bıraktılar, yalnızca onlarla tamamlanabilecek olan geride kalanları?
Peki, geride kalan ne onlardan? Aile bütünlüğü parçalanmış ve yeni yeni mecralara akmak zorunda kalmış (bırakılmış) yaşamlardan başka…
Şan, şeref ve kahramanlık mı?
Korunması ve onarılması dahi tartışmalara konu olan kırık dökük anıtlar mı?
Yoksa sömürü düzeninin çıplak gözle görülmeyen gerçekleri ve sermaye sınıfı ile işçi sınıfı arasında yaşanan savaş mı?
Yoksa bu kirli gerçeklerin ve çürümüş mülkiyet ilişkilerinin üzerine oturtulmuş, göçükte, grizuda yiten madencileri bir kez daha öldüren ve gerçekleri sorgulamayan riyakâr hikâyeler mi?
Yoksa onların anılarını dahi siyasi ve ekonomik ranta çevirmeye çalışan ikiyüzlü utanmazlar mı?
Bir anlamıyla da, baharın kapısını aralayan umut ve kaygı ayıdır Mart ayı…
Ve de öfke! Ve de utanç!
Yaşamın ancak kömürle harlanabildiği bir kömür kentinde de, bambaşka anılar, oyunlar, utançlar ve her şeye rağmen umutlar barındırır Mart ayı…
Ve acılar, acılar, acılar!
Hesabı sorulmamış, hesabı verilmemiş, hesabı görülmemiş acılar!
3 Mart 1992 Kozlu, 7 Mart 1983 Kandilli, 12 Mart 1965 Kozlu grizu katliamları ve kömür madenlerine verdiğimiz yüzlerce can…
Yıkılıp dağılan yüzlerce yuva, sönen yüzlerce ocak ve tütmeyen bacalar…
Kömür ocaklarında patlayan “ateş nefes”in dağladığı binlerce yaralı yürek yaşıyor (tabi yaşamaksa!) bu karaelmas diyarında.
Mart ayı her geldiğinde acıyla çalıyor kapımızı, hüzünle burun kemiklerimizi sızlatırken, öfkemizi turşu yapıyoruz kavanozlaşmış çaresiz yüreklerimizde.
Mart ayı bu kadar acıyı, karla karışık başka nerede savurur yaralı damların kapısına?
Mart ayı Karaelmas diyarından başka nerede üşütür, bu kadar derinden titreterek kadınların ve çocukların bedenlerini?
Ve bu Mart ayında da unutmayanlar var onları!
Maden işçilerinin hakları için mücadele edenler, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği tüzük ve yönetmeliklerini işçiler lehine hayata geçirmeye çalışanlar, 2 Mart Cuma günü Maden Şehitleri Anıtı’nda yaptıkları bir basın açıklamasıyla iş cinayetlerini protesto ederek andılar.
Ve bu yıl ilk kez, belgesel film yönetmeni Metin Kaya’nın “Derin Çığlık” belgesel filminin gösterimiyle anılıyorlar Kozlu’da…
2 ve 3 Mart tarihlerinde; bu kentin sosyalistleri tarafından “3 Mart’ı Unutmadık!” yazan yaka kokartları takıldı yüzlerce maden işçilerinin ve anma törenlerine katılan insanların sol memelerinin üzerine...
Bir de; ölenlere dua için, yerin dibinde yeni acılar yaşamamak ve umutsuz kalmamak için açılan avuçlar var sonsuz göğe doğru!!!
Uzun Mehmet kuyu başında…
Unutmadık, Unutmayacağız, Unutturmayacağız!