Övünün büyükler: 600 bini aşkın çocuk eğitim dışında

Ailesiyle birlikte tarlada çalışanlar, ev işlerinde ailesine yardım edenler, boyundan büyük işlerde, sanayide çalışan çocuklar, “eve ekmek götürme” uğruna eğitimlerini yarıda bırakıyor.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı bazı çocuklar için şenlik ama bazıları için de sadece bir iş günü. Zira, Türkiye’de zorunlu eğitim kapsamında olup eğitim dışına çıkan çocuk sayısı 600 bini aştı. Üstelik bu artış son birkaç yılda ve hızla oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yayınladığı verilere göre 2024 yıl sonu itibarıyla, 85 milyonluk ülke nüfusunun 21 milyon 817 binini çocuklar oluşturuyor. Bu çocukların doğuştan sahip olduğu haklardan biri de eğitim hakkı.

Türkiye’nin de imzacısı olduğu Çocuk Hakları Evrensel Bildirgesi’ne göre ilköğretim aşamasındaki çocuklar için eğitim zorunlu ve ücretsiz olmalı. Ancak Türkiye’de ilköğretim ve ortaöğretim 12 yıl zorunlu eğitim kapsamında olmasına rağmen eğitim yolu bazı çocuklar için zorlu geçiyor. Çocuk işçiliği ise Türkiye’nin kanayan yarası olmaya devam ediyor.

Okul dışındaki çocuk sayısı son üç yılın zirvesinde
MEB 2024 verilerine göre net okullaşma oranları ilkokulda yüzde 95, ortaokulda yüzde 91,5, ortaöğretimde ise yüzde 88.

Türk Eğitim Derneği’nin düşünce kuruluşu TEDMEM’in yayınladığı “2024 Eğitim Değerlendirme Raporu”na göre, zorunlu eğitim çağındaki 612 bin 814 çocuk okul dışında.

Bu sayı geçen yıla kıyasla yüzde 38,4 oranında artarak son üç yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Yaş arttıkça eğitim dışına çıkan çocuk sayısı da artıyor. Okul dışında kalan her 4 çocuktan 3’ü lise düzeyinde. Okul dışında kalan 612 bin çocuktan 73 bini ilkokul (6-9 yaş), 86 bini ortaokul (10-13 yaş), 452 bini ise ortaöğretim (14-17 yaş) öğrencisi.
Yoksulluk çocukları çalışmaya itiyor

TEDMEM’in raporuna göre, 14-17 yaş aralığında olup ortaöğretime devam etmeyen bu çocukların eğitim dışına çıkmasının başlıca sebebi ekonomik nedenler.

TEDMEM araştırmacıları Dr. Sabiha Sunar, Dr. Nilgün Demirci Celep, Dr. Dilber Demirtaş ve Dr. Ece Eren Şişman’ın hazırladığı raporda, bu çocukların neden eğitimin dışında olduğu şöyle açıklanıyor:

“14-17 yaş aralığındaki çocukların okul dışında kalma nedenleri arasında; uzun süredir devam eden mevsimsel aile hareketliliği, mevsimsel tarım işçiliği, erken yaşta çalışma zorunluluğu, düşük hane geliri, artan okul masrafları, erken yaşta veya zorla evlenme, kız çocuklarının ağır ev içi sorumlulukları, okul ve okul yolundaki güvenlik sorunları, çocukların ve ailelerin eğitimin değeri ile ilgili yanlış algıları ve akademik başarısızlık yer almaktadır.”

Bu kadar genç işsiz varken eğitimin anlamı ne algısı
Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’nun (UNICEF) 2024’te yayınladığı “Ulusal Nüfus İçerisinde Okul Dışı Kalmış Çocuklara Yönelik Analiz Raporu”na göre, çocukların zorunlu eğitime erişiminin ve zorunlu eğitimi bitirmesinin önünde “fakirlik, çocuk işçiliği, erken yaşta ve zorla evlendirme, zorbalık, kalite ve erişim, kültürel normlar ve dil gibi sıklıkla birbiriyle ilişkili olarak karşılaşılan birçok farklı etken” engel olarak yer alıyor.

Araştırmaya göre, eğitime yönelik talep karşısındaki en büyük engel, veli ve çocuklardaki eğitim algısı. Eğitim bir hak ve çocuğun refahı için bir zorunluluk olarak görülmüyor, çoğunlukla sosyo-ekonomik faydalarla ilişkilendiriliyor. Türkiye’deki yüksek düzeyli genç işsizliği işaret eden çocuklar ve veliler, eğitimin faydasını küçümsüyor.

Lise ağında okul dışında kalanlar yüzde 59,4 arttı
Lise düzeyinde okul dışında kalan çocuk sayısı 2023-2024 eğitim yılında önceki yıla göre yüzde 59,4 artarak 452 bin 672’ye yükseldi. Bu yaş grubunda her 11 çocuktan 1’i okul dışında. Uzmanlara göre bu durum, ortaöğretime erişimdeki sorunlara ve bu kademede erişimi artıracak politikaların geliştirilmesi gerektiğine işaret ediyor. Raporda yapılması gerekenler ise şöyle açıklanıyor:

“Bu yaş grubunda daha fazla erkek çocuğunun okul dışında kalmasının başlıca nedenlerinden biri olarak ekonomik koşullar nedeniyle erken yaşta çalışma gerekliliği öne çıkmaktadır.

Türkiye İş Kanunu’na göre, 15 yaşındaki bireyler yasal olarak çalışabilmektedir, ancak eğitim sistemi yapısına göre bu yaş grubundaki bireylerin aynı zamanda zorunlu eğitim kapsamında ortaöğretime devam etmeleri beklenmektedir. İş Kanunu’nda çalışma yaşının 15 olarak belirlenmesi tek başına çocuk işçiliğini teşvik eden bir faktör olmasa da ekonomik zorluklarla birleştiğinde eğitimden kopuşu hızlandırıcı bir etkiye sahip olabilir. Bu nedenle, çocuk işçiliğinin önlenmesi ve eğitim sürekliliğinin sağlanması amacıyla yasal düzenlemelerin yeniden değerlendirilmesi, uygulamaların eğitim politikaları ile uyumlu hale getirilmesi ve bu süreçlerin etkin şekilde denetlenmesi gerekmektedir.

Özellikle, dezavantajlı öğrencilerin ihtiyaçlarının sistematik olarak belirlenmesi ve bu ihtiyaçlara yönelik etkili rehberlik ve destek mekanizmalarının geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır.

Sosyo-ekonomik nedenlerle devamsızlık yapan öğrencilere yönelik burs, ulaşım ve yemek gibi desteklerin güçlendirilmesi devamsızlığı ve sınıf tekrarını önlemeye katkı sağlayacaktır.

Ayrıca, bölgesel ve cinsiyete dayalı eşitsizliklerin detaylı bir şekilde analiz edilmesi ve eğitim politikalarının bu farklılıklar göz önünde bulundurularak şekillendirilmesi, eğitimde sürekliliğin sağlanmasına katkı sunacaktır.”

Her üç öğrenciden biri kalabalık sınıflarda öğrenim görüyor
Rapora göre, çocukları okul dışına iten sebepler arasında eğitim ortamları ve eğitim kalitesi de yer alıyor.

Her 3 öğrenciden 1’i kalabalık sınıflarda öğrenim görüyor. Kalabalık sınıflar, eğitimde fırsat eşitliğini olumsuz etkiliyor ve eğitimin niteliğini düşürüyor. Kalabalık okullara çözüm olarak getirilen ikili eğitim sistemi de sistemin kemikleşmiş sorunlarından biri haline geldi. Türkiye’de ilkokul öğrencilerinin yaklaşık yüzde 40’ı ikili eğitimde öğrenim görüyor.

Devamsızlık ve sınıf tekrarı da öğrencilerin okuldan kopmasına neden olan diğer faktörler. Özellikle mesleki liselerinde her iki öğrenciden birinin 20 gün veya üzerinde devamsızlığı var. Yine bu liselerde her dört öğrenciden biri sınıf tekrarı yapıyor. Bu durum öğrencilerin akademik yeterlikleri ve mesleki eğitime uyum süreçlerinde önemli zorluklarla karşılaştığını gösteriyor. Bu öğrencilerin devamsızlık ve sınıf tekrarı oranlarını azaltmak için kapsamlı ve sürdürülebilir politikalara ihtiyaç duyuluyor.

Son 12 yılda en az 742 çocuk çalışırken hayatını kaybetti
Ailesiyle birlikte tarlada çalışanlar, ev işlerinde ailesine yardım edenler, boyundan büyük işlerde, sanayide çalışan çocuklar, “eve ekmek götürme” uğruna eğitimlerini yarıda bırakıyor. Kimi hayallerinden vazgeçmek zorunda kalıyor, kimiyse hayatından oluyor. O çocuklardan biri de henüz 14 yaşındaki Abdurrahman Özkul.

Yaşı gereği zorunlu eğitim kapsamında bir çocuk olan Abdurrahman, ikinci dönemden önce çalışmak için okulu bıraktı. Niğde'nin Bor Karma Organize Sanayi Bölgesi’nde faaliyet gösteren bir geri dönüşüm tesisinde çalışan Abdurrahman, kolunu geri dönüşüm makinesine kaptırdı. Sağ kolu omuz bölgesinden koparak ağır yaralanan Abdurrahman hastanede hayatını kaybetti.

Abdurrahman, bu yılın ilk dört ayında hayatını kaybeden 20 çocuktan sadece biri oldu.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin raporuna göre, son 12 yılda en az 742 çocuk çalışırken hayatını kaybetti. Raporda, bugüne kadar kaydedilen en yüksek çocuk işçi ölümünün 2024 yılında meydana geldiği belirtildi. 2024 yılında en az 71 çocuk işçi hayatını kaybetti. Bu çocukların 22’sini 14 yaş ve altı, 49’unu ise 15-17 yaş arası çocuklar oluşturdu. 2024’te hayatını kaybeden her 4 çocuktan birinin ise sanayide çalıştığı belirtildi.

MEB’in “meslek sahibi insan ihtiyacını karşılayabilmek” iddiasıyla hayata geçirdiği Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) çocuk işçiliğinin önünü açtığı gerekçesiyle tepki çekiyor. İSİG Meclisi’ne göre, “bir gün okulda dört gün işyerinde eğitim alma” uygulamasıyla çocuk işçilik meşrulaştırılıyor.

2013-2024 yılları arasında 4 yaşında 5 çocuk işçi öldü
İSİG Meclisi Gönüllüsü ve akademisyen Aslı Odman, çocuk işçi yaşının 4’e kadar indiğini belirterek şunları söyledi:

“Türkiye’de resmen 14 yaşın altında çocukların çalışması yasak. Bu uzun toplumsal mücadeleler sonucunda elde edilmiş bir hak. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin 2013 senesinden beri tuttuğu çocuk iş cinayetleri raporlarına baktığınızda, çalışırken ölme yaşının 4’e kadar indiğini görüyoruz. 14 yaşın altındaki kaçak çocuk işçi sömürüsü onlarca hayatı söndürmüş. Resmen ‘genç işçi’ olarak tanımlanan 15-18 yaş arası iş cinayetleri ile kaçak çocuk işçi cinayetleri aynı kasıttan besleniyor: Ucuz, örgütsüz, muhtaç işçi çalıştırmak. Sokaklarda, ailesinin yanında mevsimlik işçi olarak tarlalarda, baş çöp ithalatçısı ülkenin geri dönüşüm bantlarında, sanayide kaçak çalıştırılan çocukların üzerine son senelerde, mesleki eğitim içi ‘çalışma’ MESEM, staj, gençlik programı, dual program adı altında eğitim kisvesi altında resmi çocuk sömürüsü arttı. Kendi türünün yavrusunu koruyamayan, düzgün besleyemeyen, çalıştırarak zedeleyen bu düzende, son 12 yılda en az 800 çocuk işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Kat be kat fazlası meslek hastalıklarına, günlük çalışma zorbalığına maruz kaldı.”

Kaynak: İSİG

TÜİK’e göre de çalışan çocuk oranı artıyor
15-17 yaş grubundaki çocukların işgücüne katılma oranı son beş yılda yükselişte. TÜİK’in 2024 Hanehalkı İşgücü Araştırması’na göre, 15-17 yaş grubundaki çocukların işgücüne katılma oranı yüzde 24,9 oldu. Bu oran 2020’de yüzde 16,2, 2021’de yüzde 16,4, 2022’de yüzde 18,7, 2023’te yüzde 22,1 idi.

Türkiye’deki çocuk işçiliğine dair TÜİK’in açıkladığı en güncel veri ise 2019 yılına dayanıyor. “Çocuk İşgücü Araştırması, 2019” sonuçlarına göre bir ekonomik faaliyette çalışan 5-17 yaş grubundaki çocuk sayısı 720 bin. Bu çocukların yüzde 45.5’i hizmet, yüzde 30.8’i tarım, yüzde 23.7’si sanayi sektöründe çalışıyor.

Çocukların çalışma nedenlerine bakıldığında ilk sırada “hanehalkının ekonomik faaliyetine yardımcı olmak” yer alıyor. Onu sırasıyla “İş öğrenmek, meslek sahibi olmak”, “hanehalkı gelirine katkıda bulunmak”, “kendi ihtiyaçlarını karşılamak” izliyor.

Her dört çocuktan biri okula aç gidiyor
Ülkede giderek artan derin yoksulluk, çocukların okula aç gitmesine neden oluyor.

Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) raporuna göre, Türkiye'de her beş çocuktan biri yeterli beslenemiyor ve her dört çocuktan biri ise okula aç gidiyor.

“Her çocuğa ücretsiz ve sağlıklı bir öğün yemek talep ediyoruz” diyen bazı veliler, beslenme hakkının koşulsuz her öğrenciye devlet tarafından sağlanmasını talep ederek Change.org’da imza kampanyası başlattı. Okullarda en az bir öğün ücretsiz yemek verilmesiyle ilgili geçen hafta CHP’nin sunduğu kanun teklifi ise AK Parti ve MHP’li vekillerin oylarıyla reddedildi.

Öğrenci başına en düşük harcama yapan ülkelerden biri Türkiye
OECD’nin yayınladığı Bir Bakışta Eğitim 2024 raporuna göre Türkiye, tüm eğitim kademelerinde öğrenci başına yapılan yıllık eğitim kurumları harcamasında 5.425 dolarlık harcama ile Meksika’dan sonra en düşük harcama yapan OECD ülkesi. OECD ortalamasında ise öğrenci başına yıllık 14.209 dolar harcanıyor. Türkiye’nin öğrenci başına yaptığı harcama, 6-15 yaş aralığındaki zorunlu eğitim sürecinde ise OECD ortalamasının üçte birinden bile düşük seviyede.

Eğitimin maddi yükü ailelerde
Rapora göre, Türkiye temel eğitimde OECD ülkeleri arasında hane halkının oransal olarak en fazla mali yük üstlendiği ülke. Temel eğitimde hane halkı harcamalarının payı Japonya, İsveç, Hollanda gibi ülkelerde yüzde 0 ile yüzde 1,5 arasında değişirken, OECD ortalamasında bu oran yüzde 5,3, Türkiye’de ise yüzde 18,8. Ortaöğretimde de durum benzer. Türkiye’de ortaöğretim harcamalarının yüzde 18,3’ü hane halkı tarafından karşılanırken, OECD ortalaması yüzde 7,1. TEDMEM’in raporunda, yüzde 99,9’a ulaşan (Avrupa İstatistik Ofisi’nin Ocak 2025 verilerine göre) yıllık eğitim enflasyonuyla bu durumun daha da derinleştiği belirtiliyor. Nitelikli eğitime erişimin gelir düzeyine bağlı hale gelme riski taşıdığı ifade ediliyor.

Çocukların yüzde 10’u taze sebze meyve tüketmiyor
Çocuklar taze sebze ve meyve ile yeni giysilere erişimde de güçlük çekiyor. TÜİK’in nisan ayında yayınladığı “İstatistiklerle Çocuk, 2024” verilerine göre, maddi yetersizlikler nedeniyle günde en az bir kez taze sebze ve meyve tüketemeyen 15 yaş altında çocuğu bulunan ailelerin oranı yüzde 10. Diğer nedenlerle çocukları günde en az bir kez taze meyve ve sebze tüketemeyen hanehalkı oranı ise yüzde 3,3. Maddi yetersizlik nedeniyle çocukları yeni giysilere sahip olamayan hanehalkı oranı yüzde 9,2 iken diğer nedenlerle çocukları yeni giysilere sahip olamayan hanehalkı oranı yüzde 2,2.

Fayn Pres