Meslek hastalıklarının iş cinayeti olduğunu vurgulayan Dr. Mehmet Zencir, Türkiye'de meslek hastalığı tanı sürecinin sıkıntılı olduğunu belirterek, "Çünkü ilgili, yetkili kurum ve bakanlıklarca, işçi sağlığına sahip çıkan somut bir yaklaşım yok" dedi.
Emek ve meslek örgütlerinin, tüm çaba ve çağrılarına rağmen işçi cinayetleri ve katliamlarının önlenmesi için adım atılmıyor. Bu durum sadece işyerinde ihmalden, güvenliğin alınmamasından kaynaklı "kaza" diye adlandırılan olaylardan ibaret değil. Ağır iş koşullarında solunum yolundan, iç organların zarar görmesine, fiziksel yıpranmanın getirdiği hastalıklar sonucu ölümler de işçi cinayetlerinin bir parçası.
Meslek hastalıkları olarak nitelenen bu duruma karşı sağlık, emek ve meslek örgütleri, özellikle vurgu yapıyor. Ancak emek alanında meslek hastalıkları konusunun gündemleştirilmesi konusunda ciddi yetersizlik söz konusu. Madencilik, sanayi, tersane gibi sektörlerde uzun süreli çalışmayla birlikte daha yoğun biçimde oluşan meslek hastalıkları, özellikle işveren başta olmak üzeri ilgili kurumların nezdinde görmezden gelinen bir durum.
'EMEK YAĞMASINI GİZLEME POTANSİYELİ VAR'
Ata Soyer Sağlık ve Politika Araştırmaları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Mehmet Zencir, pratikte çalışırken yaşamını kaybedenleri kapsayan bu durumun SGK ve İSİG Meclisi'ne göre, çalışırken hayatını kaybedenler, olarak tanımlandığını kaydetti. Zencir, böyle olunca ölümlü "iş kazaları" için "neden cinayet" olarak tanımladıklarını hatırlatmak gerektiğinin altını çizdi. "En çok dile getirdiğimiz değerlendirmeler; yeterli İşçi Sağlığı Güvenliği hizmetleri olmaması, önlemlerin alınmaması, işverenlerin maliyet nedeniyle bu hizmet ve önlemleri istememesi gibi" diyen Zencir, şunları belirtti: "Bunlar büyük oranda doğru olsa da bu değerlendirmelerin kapitalist sömürüyü ve emek yağmasını gizleme potansiyeli vardır. Ahlaki gerekçelerle kötü işverenlere atfedilen yükümlülüklerin yerine getirilememesine odaklanmış tespitlerdir. Oysa kapitalist düzende işveren, emek gücünü satın alarak kendi amacına uygun çalıştırarak kâr sağlamaktadır, karı maksimize ederken işçiyi yok sayması işin doğasında vardır. Kapitalist için emek verimliliği en büyük amaçtır. İşçi sağlığına da emek verimliliği bağlamında bakar kapitalist, işveren, patron, ne diyorsak. Bu nedenle işçi sağlığı işverenin önceliği arasına genellikle girmez."
'KAPİTALİST SERMAYENİN İŞÇİNİN CANINA KASTI VAR'
İşçi sınıfı mücadelesi geliştiğinde, işçi sağlığı ve güvenliği sorunları işvereni de etkilemeye başladığında ilgilenilmek zorunda kalındığını kaydeden Zencir, "Bu nedenle işçi sağlığı, özünde emek gücünü satın alan işverenin sorumluluğunda olması, bunun ikincil konuma itilmesi tercih değil, kapitalizm için yapısal bir durumdur. Kapitalist sınıfın işçi sağlığı konusunu görmezden gelmesi, kasıtlı yaptığı bir durumdur. Tam da bu nedenle iş kazasına ya da meslek hastalıklarına bağlı ölümler cinayettir diyoruz" dedi.
RESMİ VERİLERLE GERÇEK ARASINDAKİ UÇURUM
Dünyadaki işe bağlı ölümlerin beşte dördünün meslek hastalıkları ve işe bağlı hastalıklardan kaynaklandığına dikkati çeken Zencir, 2024 yılında SGK'nın istatistiklerinde meslek hastalığı tanısı 888 iken meslek hastalığına bağlı ölüm sayısının 3 olduğuna işaret etti. 2024 yılında iş kazasına bağlı ölümlerin sayısının bin 905 olduğunu belirten Zencir, meslek hastalığı ve işe bağlı hastalıklara bağlı ölümlerin bunun en az 4 katı olması beklendiğini kaydetti. Bu istatistiklerin meslek hastalığı ve işe bağlı hastalık tanısının konulamadığını ortaya koyduğunu dile getiren Zencir, şöyle konuştu: "Bunu altında yatan çok sayıda neden var. Birincisi ülkemizde meslek hastalığı tanı sürecinin oldukça sıkıntılı olması çok uzun sürede sonuçlanmasıdır. Çoğu kez de sonuçlanmamasıdır. İkincisi çalışma rejimindeki taşeronlaştırma stratejisidir. Herhangi bir işyerinde uzun soluklu, kalıcı çalışmanın olmamasıdır. İşçiler sürekli işyeri ve işveren değiştirir konumdadır. Bu durum alınan işçi sağlığı hizmetlerini de doğrudan etkilemektedir. Üçüncüsü ise işçi sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin kağıt üzerinde olması, bu hizmetlerinin niteliğinin çok düşük olması ve işçi sağlığı, güvenliği hizmetlerinin taşeronlaştırılmasıdır."
'DÜŞÜNDÜĞÜMÜZDEN ÇOK DAHA FAZLA'
Genel olarak sağlık hizmetlerinde de işçi sağlığı ve güvenliğine yönelik tehditlerin sıklıkla göz ardı edildiğini vurgulayan Zencir, "Sık görülen kanserler, kalp-damar hastalıkları, solunum sistemi hastalıkları, sinir sistemi hastalıkları, ruhsal hastalıklar gibi işçi sağlığı tehditlerine yönelik riskler incelemeye dahil edilmez. Tüm bunlar işin, çalışma yaşamının, mesleğin sağlık sorunlarına olan etkisini görünmez kılar. Bunlara yönelik önlemler de gündeme dahi gelmemiş olur. İş kollarında pnömokonyozlar, silikozisler, asbestoz (mezotelyema), kurşun gibi ağır metallere kronik maruziyetler, radyasyon gibi en çok bilinen ve varlığını halen devam ettiren meslek hastalıklarıdır. Bununla birlikte çağrı merkezi çalışanlarının yaşadığı sorunlar, aşırı ve uzun süreli çalışmaya bağlı kalp-damar hastalıkları, dijitalleşme ile artan gözetim ve iş-ev ayrımının ortadan kalkması, işyeri stresi, tükenme, değersizleşme gibi psikolojik sorunlar gibi çok yönlü iş ve mesleğin getirdiği güncel sorunları da gündeme almalıyız. Günün büyük bir kısmını alan çalışma yaşamında çok yönlü tehlikelerin yol açtığı sağlık sorunları düşündüğümüzden çok daha fazladır" diye belirtti.
'İŞÇİ SAĞLIĞINA SAHİP ÇIKAN BİR YÖNELİM YOK'
İşçi sağlığına yönelik kazanımların, hizmetlerin ve önlemlerin tümünün arkasında yükselen işçi sınıfı mücadelesi olduğunu dile getiren Zencir, bakanlıkları ve yetkili kurumları harekete geçiren işçi sınıfı mücadelesinin düzeyi olduğunu vurguladı. Bu olmadığı takdirde kapitalizmin işçi sağlığı odaklı bir yaklaşımı olmayacağının altını çizen Zencir, "Kapitalist devlet için de durum bundan ibarettir. Mevzuatlar, düzenlemeler kağıt üzerindedir. Nitekim 12’nci Kalkınma Planı hazırlıkları kapsamında oluşturulmuş olan İş Sağlığı ve Güvenliği Çalışma Grubu'nun değerlendirme, görüş ve politika önerilerini içeren raporunda 4 hedef arasında ‘meslek hastalıklarının tespiti ve bildirimi süreçleri iyileştirilmesi’ de vardır. Benzer hedeflerin tüm kalkınma planlarında olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Kağıt üzerinde bu söylemler bir türlü meslek hastalığı tanısının artışını sağlamamıştır. Oysa sendika ve meslek örgütlerinin tüm raporları OSGB’lerin İSG hizmetlerine en büyük darbe olduğunda hemfikirdir. Özetle söylemsel içerik de dahi işçi sağlığına sahip çıkan bir yönelim söz konusu değildir" diye ifade etti.
'ÖNLEM, İŞÇİ SINIFININ MÜCADELESİ'
4-5 Nisan tarihinde dernek olarak gerçekleştirdikleri "İzmir İşçi Sağlığı Günleri"nde işçi sağlığının bir sağlık sorunu olmadığını, sınıfsal bir sorun olduğunu anlatmaya çalıştıklarını belirten Zencir, işçi sağlığına sınıfın örgütlerinin sahip çıkması gerektiğinin altını çizdi. Zencir, yükselen işçi sınıfı mücadelesinin, meslek hastalıkları ve iş cinayetleri için en büyük önlem olduğunu vurguladı.
MA / İbrahim Açıkyer
