Gözlerden süzülen yaşlar, insanlık tarihine düşülen sessiz bir not gibidir. Bu not, yüzyıllardır işçilerin alın terine ve canına mal olan zulmü, baskıyı ve sömürüyü haykırır. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin Kasım 2024 raporu, bu sessiz notların yeni bir sayfasını gözler önüne seriyor. 164 işçi, yalnızca bir ay içinde iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Bu, her biri bir hayal dünyası, bir aile, bir hikâye taşıyan 164 insanın yaşamlarının kar hırsına kurban gitmesidir.
İnşaat ve yol sektöründe 42 işçi ölmüş; taşıma, tarım, metal gibi diğer sektörler de insan canını hiçe sayan bir düzenin tablosunu sergiliyor. Her ölüm, vicdanımıza kazınan bir yara, toplumun değerler sistemine vurulan bir darbedir. Patronların gözünde birer sayıdan ibaret görülen bu insanlar, aslında toplumun temelini ayakta tutan emektir. Ancak çoğu zaman bu emek, betonun ağırlığı altında ezilir, trafik kazalarında yok olur, yükseklerden düşerek sona erer. Yüksekten düşmeler (%20), trafik kazaları (%21) ve ezilmeler (%15) gibi ölüm sebepleri, alınmayan önlemlerin birer çığlığıdır.
Bir düşünelim: Hangi sistem, bir insanın hayatını bir makinenin verimliliğinden daha az değerli görebilir? Hangi vicdan, işçilerin terle ve umutla inşa ettiği binaların, onların kanıyla boyanmasını kabul edebilir? Bu soruların yanıtını vermek zordur; çünkü yanıt, bir toplumun insanlığa verdiği değerle ölçülür.
Bugün, iş cinayetlerinin en sık yaşandığı kentler olan İstanbul, Antalya ve Konya’da yükselen binalar, yalnızca tuğladan ve çimentodan değil; çaresizlik, korku ve sessizlikten de örülmüştür. Mülteci ve göçmen işçilerden 9’u, çocuk işçilerden 7’si bu tablonun en kırılgan parçalarıdır. Onlar için güvenlik yalnızca bir eksiklik değil; hayatta kalma mücadelesinin en temel gereğidir.
Ancak unutmamalıyız ki, işçilerin haklarını yok saymak, yalnızca onları değil, tüm toplumu susturmak demektir. İşçi sağlığı ve güvenliği, sadece bir yasal zorunluluk değil, bir insanlık borcudur. Her işçi, sabah evinden sağ salim çıktığı gibi akşam da ailesine dönme hakkına sahiptir. Bu hak, hiçbir kâr hırsıyla ellerinden alınamaz. Çünkü bir insanın hayatı, hiçbir maddi kazançla ölçülemez.
Her iş kazası, yalnızca bir can kaybı değil; insanlığın vicdanındaki bir yaradır. Bu yarayı kapatmak, yalnızca yasalarla değil; toplumsal duyarlılıkla mümkündür. İnşaatta hayatını kaybeden bir işçinin ailesine, alınmayan önlemler nedeniyle ezilen bir çalışanın çocuklarına "Bu ölüm kaçınılmazdı" demek, toplumsal vicdanın iflas ettiğinin göstergesidir. Oysa bizler, alın terine saygıyı ve insanlık onurunu savunmakla yükümlüyüz.
İşçiler yalnızca birer sayı değildir. Her biri bir yaşam, bir hikâye, bir dünyadır. Onların güvenliği ve hakları, bir toplumun vicdanının aynasıdır. Bugün bu aynada, patronların kâr hırsıyla gölgelenen yüzümüzü görmek istemiyorsak; insanlığı, emeği ve adaleti savunmak için ayağa kalkmalıyız. Çünkü bir insanın canı, insanlığın onurudur. Ve onurumuz asla parayla ölçülemez.
