Asgari ücretin belirlenmesi süreci her yıl olduğu gibi bu yıl da bu ülkede asgari ücretle ve emeğiyle geçinen herkes açısından son derece önemli bir süreci ifade ediyor. Öncelikle şunu söylemek istiyoruz. Bu sorun sadece asgari ücretle çalışanların sorunu değil emeğiyle geçinen herkesin ücretinin belirlenmesinde temel bir kriterdir. Dolayısıyla asgari ücretin belirlenmesi sürecini devletle toplumsal sözleşme olarak görüyoruz. Bu sürecin kapalı kapılar ardında hükümet, sermaye ve en büyük konfederasyondan oluşan 15 kişilik bir grupla orta oyununa dönen bir biçimde belirlenmesini kabul etmiyoruz. Bu nedenle son 3-4 yıldır asgari ücret gündemini hem sendikal hareketin hem de halkın gündemi haline getirmek için faaliyet yürütüyoruz. Geçtiğimiz yıl iki koldan, Diyarbakır ve İstanbul'dan 3 günlük bir yürüyüş gerçekleştirmiştik. Bölgesel asgari ücrete de dikkat çekmek açısından kolun birini Diyarbakır'dan çıkarmıştık, topladığımız binlerce imzayı Çalışma Bakanlığı'na ulaştırmıştık. Ama biliyorsunuz geçtiğimiz yıl sefalet ücreti düzeyinde bir asgari ücret belirlendi. Asgari ücretin belirlenmesi süreci bu yıl Türkiye'de biraz daha farklı ve ilginç birtakım gelişmelerin de eşlik ettiği bir dönemde yaşandı.
Bir geceyarısı operasyonuyla milletvekillerinin maaşlarına yüzde 100'lere varan artış yapılırken hükümet asgari ücrete yüzde 3'lük artışı reva görmekte. Devletin kendi kurumu olan TÜİK'in Kasım ayı rakamları üzerinden açıklamış olduğu raporda bir işçinin asgari ücretinin en az 972 lira olması gerektiği söyleniyordu. Dolayısıyla sadece TÜİK'in raporuna baktığımızda asgari ücretin yüzde 47,5 artışla 372 lira artması gerekiyor. Hükümet ve patronlar bu rapora rağmen yüzde 3'lük bir artış öneriyorlar.
Bu süreçte Maliye Bakanı konuştu. Bakana, “asgari ücret 1000 lira olsa devlet mi batar” diye bir soru soruldu. Devlet batmaz ama şirketler batar dedi. Maliye Bakanı'nın bu sözü, gerçekte kimin temsilcisi olduğunu ve kimin çıkarlarını koruduğunu ifade etmesi açısından önemliydi. Maliye Bakanı ayrıca “Devlette asgari ücretle çalışan yok. Asgari ücret devletin sorunu değil. Bu özel sektörün ödediği bir ücrettir” dedi. Biz Maliye Bakanına, “Ya konuştuğunu bileceksin ya da bildiğin kadar konuşacaksın” demek istiyoruz. Çünkü sadece kamuda 500 binin üzerinde taşeron işçi çalışıyor. Bu işçiler devletin asli işçileridir. Bunun yaklaşık 150 bini sağlık alanında asgari ücretle çalışıyor. Dolayısıyla devlette asgari ücretle çalışan işçi olmadığı söylemi, en iyi ihtimalle bakanın cahilliğini gösteriyor. Asgari ücretin belirlenmesi sürecinde sona doğru yaklaşıyoruz. Bugün komisyon son toplantısını yapacak. 2012 yılı için geçerli olan asgari ücreti açıklayacaklar. Biz de bu yüzden Ankara'dayız.
“Müdahil oluyoruz ve mücadeleyi örgütlüyoruz”
-Asgari ücretin belirlendiği dönem, kıdem tazminatı, bölgesel asgari ücret ve esnek çalışma gibi bir dizi saldırı planının gündemde olduğu bir evreye denk gelmiş bulunuyor. Bu süreç, toplam saldırı dalgası içerisinde nasıl bir yere oturuyor?
Evet, insanca yaşayacak bir asgari ücret istiyoruz. Bu ülkede açıklanan rakamlar var. En DİSK-AR, açlık sınırının 990 lira olduğunu açıkladı. Yoksulluk sınırı ise 3 bin liraya yakın. Bizim açımızdan yoksulluk sınırının olmazsa olmaz olduğunu söylüyoruz. İnsanca yaşayacak asgari ücretin somut ifadesi budur diyoruz. Eğitimden sağlığa, ulaşımdan barınmaya, içtiğimiz suya kadar tüm temel hizmetlerin piyasaya açıldığı, her şeyin paralı hale getirildiği, her ay düzenli olarak zam yapıldığı düşünülürse asgari ücret tartışması bunlardan ayrı düşünülemez. Bizim meselemiz asgari ücretin şu kadar olması değil aynı zamanda eğitimin, sağlığın, niteliksel ulaşımın, barınmanın, suyun, elektriğin, doğalgazın asgari kullanım bedellerinin ücretsiz olması talebiyle de bu mücadeleyi yürütüyoruz. Bugün bize asgari ücret adı altında sefalet ücretini reva gören sistem, hükümet veya devlet, ve sermaye politikaları sadece asgari ücret konusunda değil emeğin tüm kazanılmış haklarını ortadan kaldırmaya çalışıyor. Sağlık alanında en son 663 No'lu Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile tüm hastanelerin doğrudan piyasaya açılması bunun sağlık alanındaki en önemli sonuçlarından biri oldu. Hem halkın sağlık hakkının hem de sağlık çalışanlarının güvenceli çalışma hakkının ortadan kaldırılması isteniyor. Bu sürece kuşkusuz kıdem tazminatı hakkının gasp edilmesi, özel istihdam büroları, kiralık işçiliğin tekrar yasalaşması, bölgesel asgari ücret adı altında IMF heyeti geliyor ve asgari ücret yüksek diyor sürekli olarak.
“Masanın sokakta kurulması lazım”
- Asgari Ücret Tespit Komisyonu içerisindeki Türk-İş bu ortaoyununa alet oluyor. Hak-İş ve Türk-İş asgari ücretin en düşük memur maaşı düzeyine çekilmesini istiyorlar ama suskunluk içerisindeler. Sizce bu açık işbirliği nasıl bozulur?
Türk-İş yıllardır Asgari Ücret Tespit Komisyonu'nun bir parçası olmaya devam ediyor. Bazı dönemlerde ikinci-üçüncü toplantıdan sonra masadan kalktıkları oldu ama bu tek başına bir şey ifade etmiyor. O sorumluluk, bu durumu değiştirme sorumluluğudur. Masadan kalkmak tek başına bir şey ifade etmez ve Türk-İş bu sürecin bir parçası haline gelmiştir. Türk-İş genel olarak yürüttüğü sendikal mücadele açısından baktığımızda sadece kendi üyelerinin kazanılmış haklarını korumaya endeksli bir sendikal anlayış içerisinde. Bu açıdan bile çok şey tartışılabilir ama Türk-İş'in temel yaklaşımı bu. Dolayısıyla bugün Türk-İş içerisinde net rakamları bilmemekle birlikte asgari ücretle çalışan işçinin çok fazla olmadığı (çünkü asgari ücretle çalışanlar ağırlıklı olarak örgütsüz) biliniyor. Türk-İş hükümet politikalarının doğrudan bir ortağı olmuş durumda. Gerek konfederasyon olarak gerekse de sendikamız açısından, Türk-İş'in bu masada oturmasının doğru olmadığını başından itibaren söylüyoruz. Bunun ötesinde asıl Türk-İş'in ve senrdikaların yapması gereken asgari ücret sürecini hükümetin ve patronların bu kadar rahat biçimde tek taraflı olarak belirlemesini kaldıracak bir mücadele sürecinin örgütlenmesi lazım. Asgari Ücret Tespit Komisyonu masasının sokakta kurulması lazım. Bu süreç, ancak sokağın gücüyle değiştirilebilir. Yoksa, toplantılarda Türk-İş'in veya başka bir konfederasyonunun bulunması bir şeyi değiştirmeyecektir.
“Binlerce imza topladık”
- Sendika olarak asgari ücretin belirlenmesi sürecinde kampanya yürüttünüz. Bu kampanya çerçevesinde nasıl tepkiler aldınız?
Öncelikle kendi üyelerimiz ve taşeron sağlık işçileri açısından en önemli ve temel meselelerden bir tanesi, tüm arkadaşlarımız canla başla bu süreci örgütlüyorlar. Üyemiz olsun ya da olmasın asgari ücretle çalışan tüm emekçilerin yoğun bir desteği var. Ğeçtiğimiz yıl üye sayımızın çok üzerinde binlerce imza topladık. 18 klasör içinde imzalarımızı TBMM'ye sunduk. İmza stantlarımızı işçi mahalleleri ve kent merkezlerinde de açıyoruz. Herkesin çok yoğun ilgisi ve desteğiyle karşılandık. Geçtiğimiz yıl iki yürüyüş kolunda da inanılmaz büyük destek aldık. Asgari ücretin bu kadar temel bir mesele olduğunu, yürüttüğümüz her mücadelede görüyoruz.
“DİSK mücadeleye sürükleyebilmiş değil”
DİSK, asgari ücret komisyonunun sermayenin denetiminde olmasını, işçi sınıfının iradesinin hiçleştirilmesini eleştiriyor. Bu süreçte rapor yayınlamanın pek az ötesine geçildi. DİSK'in asgari ücretin belirlenmesi sürecine yönelik tutumunu yeterli buluyor musunuz? Bugünden bakılırsa önümüzdeki döneme ilişkin asgari ücret mücadelesi nasıl yürütülmeli? Mücadelenin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
“Umudu kendi ellerimizle büyüteceğiz”
- Son olarak, mücadele cephesinden 2012 yılına yönelik beklentileriniz nelerdir?
2012 yılına herkes yeni umutlarla giriyor. Biz, asgari ücretin belirlendiği bir süreçte yeni yıla çok da umutlu bakamıyoruz. Bu umudu kendi ellerimizle büyüteceğimizi ve büyütmekte olduğumuzu da biliyoruz. İşçiler, emekçiler olarak kendi gücümüzün de farkındayız. 2012 yılının mücadelenin daha da yükseldiği, AKP'nin ve sermayenin baskı, zor politikalarına karşı birliğin, direncin ve dayanışmanın yükseldiği bir yıl olmasını diliyoruz. Bunu gerçekleştirmek için de başta Devrimci Sağlık-İş olmak üzere tüm taşeron sağlık işçileriyle birlikte bu mücadele alanında biz de yerimizi alacağız.
" />