“Gidişe dur demek şart!” - Süheyla Ağkoç ile söyleşi

Sağlıkta yıkım uygulamalarına ve Kanun Hükmünde Kararname (KHK) darbesine karşı 21 Aralık'ta sağlık-meslek örgütleri ile KESK'e bağlı sendikalar 1 günlük grev yapacak.

Grev öncesinde, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyesi Süheyla Ağkoç, sağlıkta dönüşüm ve 21 Aralık grevine ilişkin sorularımızı yanıtladı. Ağkoç, tüm toplum kesimleriyle birlikte bu gidişe dur demenin şart olduğunu belirtti.

 

Sağlıkta dönüşüm programı çerçevesinde gündeme getirilen politikaların sonucunda bugün sağlık alanda yaratılan tabloyu genel hatlarıyla özetler misiniz?

2003 yılından beri uygulanmakta olan Sağlıkta Dönüşüm Programı; Birinci Basamak sağlık hizmetlerinden üniversitelere kadar her alanda çok ciddi değişiklikler getirmiştir. Son olarak 2 Kasım 2011 gece yarısı yürürlüğe sokulan 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile gerek hekimler ve sağlık çalışanlarının çalışma koşulları, gerekse vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerinden faydalanma biçimine kadar birçok yeni düzenleme getirmiştir. Bu düzenleme ile eğitim-araştırma hastaneleri dahil tüm devlet hastaneleri “Birlik” adı altında toplanacak; bu birlikler kar getiren özel şirketler gibi yönetilecek ve başlarında sağlıkçı olmayan genel sekreterler yani CEO’lar olacak. Doğal olarak bu CEO’lar işletme zihniyetiyle yönetilecek hastaneleri kar eder duruma getirmek için gerekli gördükleri tüm düzenlemeleri de yapacaklar; bu düzenlemelerin başında çalışanların sözleşmeli, güvencesiz çalıştırılması yani ucuz işgücü haline getirilmesi gelecek.

Kararnameyle getirilen bir diğer başlık; araştırma hastanelerinde eğitimlerle ilgili yapılan düzenleme. Burada da aslolan asistan doktorlara eğitim vermek değil, şirkete kar ettirecek çok sayıda işlem yapmak.

Düzenleme ile verem, sıtma ve ana-çocuk sağlığı hizmetlerini yürüten genel müdürlüklerin kaldırılması toplum açısından önemli. Çünkü bu hizmetlerin boşa düşeceğini, verilemeyeceğini gösteriyor.

Bir diğer konu ise; ülkemizde yabancı doktor ve hemşirelerin çalışabilecek olması…

21 Aralık'ta yapılacak greve hazırlanıyorsunuz. Hazırlıklar nasıl gidiyor, neler yapıyorsunuz, nasıl bir tablo görünüyor...

Türk Tabipleri Birliği (TTB) biraz önce sıralamaya çalıştığım başlıkların yer aldığı KHK’yi topladığı hekim meclisinde oylamaya sunmuş ve oylama sonucunda KHK yok hükmünde kabul edilmiştir. Hükümet, TBMM açık iken bırakın muhalefet partilerini kendi parti milletvekillerine bile bunu tartıştırma ihtiyacı duymamıştır.

İstanbul Tabip Odası olarak sağlık meslek odaları ve sendikalarla görüştük, tüm birimlerimizde sağlık çalışanlarıyla birlikte bu konuyu değerlendirdik. 4 Aralık’ta İstanbul Hekim Meclisi’ni oluşturduk ve kararlılığımızı ortaya koyduk.

Gazete ilanı, radyo spotları hazırlandı. 21 Aralık günü tüm sağlık çalışanları olarak GöREVdeyiz.

Bu sürecin örgütlenme aşamasında Hekim Meclisleri'ni topladınız. Bu meclislerin anlamı nedir, nasıl çalışıyor, mücadelede yararı nedir?

Belirttiğim gibi yasanın çıkarılma biçimi anti-demokratik. Bizler bunu tartışmak istedik meslektaşlarımızla. Bunun en pratik yolu da meclisler oluşturup konuşmak, neler yapabileceğimizi görüşmekti. Bu süreçte diğer sağlık çalışanı arkadaşlarımızla bir araya gelerek İstanbul Sağlık Meclisi'ni oluşturmaya başladık. Çünkü sağlık hizmeti bir bütündür ve bu bütünde teknisyenler, hemşireler, psikologlar, taşeron temizlik işçileri… vardır. SES ve Dev Sağlık-İş başta olmak üzere bu meslek gruplarının sendikaları, dernekleri, odaları olarak hep birlikte birimlerimizde meclislerimizi oluşturacağız.

Grev tek günlük yapılacak ama sanırız daha bütün bir mücadele programınız da var. Bilgi verebilir misiniz?

Bu devam eden bir süreç olacak. Sağlık Dönüşüm adı altında uygulanan; sağlık hakkı ve sağlığa erişime vurulan darbe, sağlık hizmetlerinin ticarileştirilmesi, piyasalaştırılması. Yaşananlar sadece sağlık çalışanlarının sorunu değil, bu dönüşüme hep beraber dur dememiz lazım. Bugüne kadar bu alanda çok etkinlikler yapıldı. Salon toplantılarından, mitinglere, grevlere kadar. Bundan sonra da yapılacak olan bellidir. Yasaları bu işin emekçilerine sormadan yapmak, her geçen gün sağlıkta harcanan paralar artarken nitelikli sağlık hizmetine erişimi güçleştirmek… bunlar kayıtsız kalınamayacak gelişmeler. Bu nedenle tüm toplum kesimleriyle birlikte bu gidişe dur demek, yöntemi ne olursa olsun, şart.

Geçtiğimiz günlerde odanızın da örgütleyicilerinden olduğu İşçi Sağlığı ve Güvenliği Kongresi toplandı. Bu kongreyi nasıl değerlendiriyorsunuz... Kongreden herhangi bir somut karar var mı? Bu Ya da şöyle diyelim; bundan sonra bu alanda yapmayı planladığınız çalışmalar hakkında bilgi verebilir misiniz?

Bu alan TTB’nin en çok emek verdiği, değer yarattığı alanlardan biridir. Sadece işyeri hekimliği içine sıkıştırılmadan, bütünü İşçi Sağlığı olarak ele alan bir yaklaşımı olmuştur TTB’nin. Bu kongrede bu yaklaşımla TMMOB, DİSK ve KESK ile birlikte, “Esnekleşme ve İşçi sağlığı” başlığında örgütlenmiştir. Kongrede birçok konu tartışılmış ve birleşik mücadeleye vurgu yapılmıştır. İstanbul’da bizim de içinde olduğumuz bir İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi çalışması yürütülmekte. Yangın Kulesi adlı bir de yayın var. Bu alandaki çalışmaların meslek profesyonelleri yanında asıl muhatabı işçilerle birlikte olması çok önemli tabi. Bu alandaki yasal düzenlemeleri de takip ediyoruz ve gerekli hukuki müdahaleleri yapıyoruz. Önümüzdeki süreçte de çalışmalarımız devam edecek.