13 Mayıs 2014 günü akşamüzeri saatlerinde Soma’da madende bir yangın olduğuna ilişkin haberler geliyor. Televizyonlarda ve internet sitelerindeki haberlerde belirsizlik var. İstanbul İSİG Meclisi’nin koordinasyonunu yürüten arkadaşımız “olayın boyutunun çok büyük olduğuna ilişkin bilgiler geldiğini” iletiyor. Ülkemizin en büyük iş katliamıyla karşı karşıya olduğumuz henüz bilmiyoruz.
Arkadaşlarla haberleştikten sonra gece yarısı bir otobüsle Manisa’ya doğru yola çıkıyorum. Akhisar’dan Soma’ya giden midibüste “Çağdaşçı” bir kadın sürekli yüksek sesle konuşuyor, henüz boyutu netleşmemiş katliama ilişkin cep telefonundan okuduğu haberlere yaptığı yorumlarla iktidarı eleştiriyor. Ancak, konuşma ve tavır korkunç ve itici. Eleştirilerde bir ırkçılık da var. “Ermeni’yi cumhurbaşkanı seçecekler” laflarını duyuyorum. Kürt hareketiyle yapılan görüşmeleri de eleştirdiğini, ön koltuktaki kişi sonradan bize anlatıyor. Bu arada arabaya binen bir kadın ağlıyor. 2 dayı oğlu madende ölmüş. Bir-kaç kişi sürekli konuşan “çağdaşçı” kadına tepki gösteriyor “insanların acılı olduğunu, saygı göstermesi gerektiğini” söylüyor. Bağrışmalar oluyor, ben de kadına tepki gösterenlerdenim. Söz konusu “çağdaşçı” gibi birkaç kişi daha Soma’da olsaydı, iktidara tepki gösterecek insanlar bile vazgeçebilirdi.
Sabah saat 8.30 civarında Soma’dayız. Polis, Devlet Hastanesi civarına giden yolu kapattığı için arabanın yolu değişiyor. Terminalde iniyoruz. İşyerlerinin çoğu kapalı. Yaşanan katliamdan dolayı mı, yoksa zaten mi böyle anlaşılmıyor. Öte yandan, çok büyük bir faciayı yaşamakta olan bir ilçe olduğu ilçe merkezinde, bu saatte, çok dışarı vurmuyor.
İstanbul’dan gelen birkaç arkadaşla buluşuyoruz. Madenin ilçeden 30 km kadar uzakta olduğunu öğreniyoruz. Araç kiralayıp madene doğru yola çıkıyoruz. Yol boyu 20-30 metre aralıkla dizilmiş polisler, madene yaklaşırken de askerler. Maden sahasında askerin yolu kestiği yerde arabayı park edip yaklaşık 1 km’lik yolu yürüyerek iniyoruz. Yol kenarında Taner Yıldız naklen yayın araçlarının olduğu yerde basına açıklama yapıyor. Bu saatlerde öldüğü açıklanan insan sayısı 200 civarında.
Maden ağzına geldiğimizde kalabalık var. Polis ve asker kordonu burada ambulans yolunu açık tutmak, görevli olmayanları cenazelerin çıkış yolundan uzak tutmaya yönelik. Madenin önündeki meydan girişinde araçların üzerine sayfalarca listeler asılmış. Yaralı kurtulanların isimleri, görevleri, yaralanma nedeni ve durumları listeleniyor. Çok büyük kısmı karbonmonoksit zehirlenmesi. Çoğu için “durumu stabil” yazılmış.
Meydanda Kızılay’ın tırında su, çay, sandviç servisi yapılıyor. İHH’nın çadırı dikkatimizi çekiyor. Değişik yerlerden gelmiş arama kurtarma ve itfaiye ekipleri var. 1 Mayıs’ta DİSK binasında görev yapan mahalle afet gönüllülerinden bir kişi dikkatimi çekiyor. O gün orada, bu gün burada olmak hepimizin görevi.
Maden ağzına yaklaşıyoruz. Polis kordonu arkasından, kalabalığın arasından, yerlerdeki kablo, metal parçaları vb. nin üstünden maden ağzına yaklaşıyoruz. Yorgun madenciler dinleniyor. Asker-polis kordonunun dışında endişeli ve meraklı kalabalık… Karşımızda madenle meydan arasında 7-8 basamaklı bir geçit, arkasında birbirinden 15-20 metre uzaklıkta iki ayrı tünel ağzı. Bize göre sağda kalanda pek hareket yok. Sol taraftan sanki derinlerden bir düdük ötüyor. Biraz sonra geçitin üstünde hareketlenme, askerler yaklaşanları uzaklaştırıyor. Sonra sedyede bir insan getiriliyor. En yakındakiler kim olduğunu anlamaya çalışıyorlar. Sonra bir isim söyleniyor ve ardından kadın çığlıkları. Cenazesi çıkanlar sedyenin ardından ambulansa doğru gidiyorlar. Ağlamamak mümkün değil. Biraz sonra aynı olaylar tekrarlanıyor. Birer ikişer katliamın kurbanları madenden çıkarılıyor. Saatlerdir canlı çıkan olmamış, umutlar tükenmiş, artık kimsenin sağ çıkacağı beklenmiyor.
Akşamdan beri “madenin çok modern bir maden olduğu, Türkiye’deki en iyi olduğu” yönünde okuduğumuz bazı açıklamaları test etmeye başlıyoruz. Şirket yöneticileri içerde yaşam odaları olduğundan söz etmişler. Madende oksijen üreten maskeler kullanılıyormuş. Kurtarma ekiplerinde gördüğüm maskelerin yere atılmış kullanma talimatını alıyor ve inceliyorum. Özellikleri şöyle: Maskeyi takan kişi maskeye nefes veriyor, nefesin içindeki CO2 ve nem (H2O) kutunun içindeki Potasyum-di-oksit (KO2) ile girdiği reaksiyon sonucunda oksijen ve enerji açığa çıkıyor. Bu oksijenle kişi hayatta kalıyor. Maskeler tek kullanımlık ve normal ömrü 25 dakika. Şayet kişi az nefes alıyorsa (örneğin bir yerde hareketsiz durarak kurtarılmayı bekliyorsa maske ömrü 2 saate çıkıyor, kişi çok nefes alıyorsa (örneğin çıkış yerine doğru koşuyorsa) maske ömrü 8 dakikaya kadar iniyor. Sonradan işçilerin yaptığı açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla çok sayıda işçi bu maskelerin bozuk çıkması veya maskenin madenden çıkamadan işlevinin bitmesiyle çıkış yolunda hayatını kaybetmiş.
Madenden çıkan işçilere yaşam odalarını soruyoruz. Böyle bir şey görmediklerini söylüyorlar.
Yukardan maden ağzına bakan idari binaya çıkıyoruz. Bina önünde görüştüğümüz Soma’lı arkadaşlara Soma demokratik muhalefetinin bir planının olup olmadığını soruyoruz. Şu anda yok, henüz cenazeler çıkıyor, dikkatleri burada.
Bir gerekçeyle idari binaya giriyoruz. Girişteki önlem pek sıkı değil. İçerde yoğun hareketlilik var. Genel müdürler, bürokratlar, takım elbiseli çok sayıda zevat, özel kalem memurları vb. Madenci kıyafetli bir kurtarma yetkilisi bir bürokrata bölümlerden birine girmenin zor olduğunu anlatıyor. Maden izleme ekranlarının bulunduğu bir oda var. Bu arada muhtemelen bölgeyi ziyaret edecek olan Tayyip’in korumaları kontroller yapıyor. Bavullarla dolaşıyorlar. Bir yönetici yanındaki görevliye maden sahasını gören maden izleme odasını iyice kontrol etmesini, yetkiliyle görüşmesini söyleyip gidiyor.
Koridorda sohbet eden 3 kişilik bir topluluk. İçlerinden birisi AKP İlçe Yöneticisi imiş. Konuştuğu TKİ görevlisine hazırladıkları soğuk hava deposunu, cenazelerin numaralandırıldığını ve resimlendiğini, böylelikle teşhislerin kolaylıkla yapılarak savcılar tarafından cenazelerin ailelere teslim edileceğini anlatıyor. Tavırlarından yaptıkları organizasyonu beğendiği belli oluyor.
İdari binada hareketlenme artıyor. Binadan çıkıyor ve aşağı iniyorum. Maden ağzındaki kalabalığın arasında KESK’in eylem çağrısı hakkında konuşan birilerini görüyorum. İzmir’den gelmişler. Bir yandan cenazelerin çıkarılışını izleyip, öte yandan mesajlarla vb. kendi örgütlerinde eylem çağrılarını yaygınlaştırmaya çalışıyorlar.
Meydanın bir köşesinde büyük bir bina var: Lambahane. Madene girecek işçiler buradan lambalarını alır, çıkınca buraya bırakırlarmış. Yanında küçük bir yapıda işyeri sağlık birimi var. Buranın önünde, sendika yöneticisi olduğunu öğrendiğim bir kişi tanıdığım arkadaşlarla konuşuyor. Ocakta metal kafes sisteminin kullanıldığını, bunların üstündeki kömür çatlakları arasında boşluk oluşmasının fark edilemediğini yangının da burada gelişebileceğini anlatıyor. Anlatım dilinden “önlenemez kaza” fikrinde olduğu sonucu çıkıyor. Bu kişiden ayrıldıktan biraz sonra, bir kişi sendika yöneticileriyle görüşmek isteyen 3 işçiyi Çetin Abi’nin yanına getiriyor. Ancak, işçiler Çetin Abi’nin şu an “sendika” yönetiminde olmadığını öğrenince konuşmayı gereksiz görüyor. Aslında onların aradığı “sendikacı” Türkiye Maden-İş Sendikası yöneticilerinden birisi. Bu işçilerle biraz sohbet ediyoruz. Birisi, muhalefet adına delege seçimlerine girmek istemiş. İşveren ve sendikadan gördüğü baskıyı anlatıyor.
Bir süre daha maden önünde bekledikten sonra öğleden sonra, arkadaşları terminale bırakmak üzere maden sahasından ayrılıyoruz. Yemek, arkadaşların yolculanması derken zaman geçiyor. Bu arada Tayyip’in konuşmasını bir radyodan dinliyorum. Ardından, maden sahasındaki arkadaşların ilçeye dönerek geldiğini öğrendiğim Öğretmenevi’ne gitmeye çalışıyorum. Bazı yollar kesilmiş. Bir süre zaman kaybettikten sonra merkeze (Beşyol) ulaştığımda sloganlar duyuyorum ve kalabalığı görüyorum. Arabayı park edip gittiğimde yoldan geçen bazı resmi araçlara vurulduğunu görüyorum.
Sabah saatlerinde olayı kabullenmiş gibi görünen ilçede akşam üzeri bir protesto var. Meğer, 5-10 dakika önce Erdoğan’ı protesto etmiş ve resmi araçları yumruklamışlar. Hareketli grup çok kalabalık değil. Merkezde 50-100 kişilik genç bir grup var. Biraz ileri, biraz geri yürüyorlar. Çevredeki 500 kişi civarındaki kalabalık biraz izliyor, bazen destek sloganları atıyor. Kitle içinde birkaç kişi “kurt” işareti yapıyor, daha az kişi de “zafer” işareti. Kitle biraz sonra yukarıya yöneliyor, kaymakamlık orada imiş. Biraz kaymakamlık önünde slogan attıktan sonra, yön değiştiriyor. Nereye gittiklerini merak ediyoruz. Bir-kaç yüz metre ötede AKP’nin önüne geliniyor ve AKP dağıtılıyor. Biz (İstanbul’dan tanıştığım bir arkadaşla karşılaşıyoruz) genellikle kenardan izliyoruz, arkadaş haber sitesi için resim ve görüntü çekiyor.
Gençler AKP’yi dağıtırken kitlede bir dalgalanma oluyor. “Polis geliyor” sesleri duyuluyor. Gelen 1-2 kişiden ibaret karakol polisi. Kalabalık önce uzaklaşma eğilimine giriyor. Birkaç kişi polislere “siz de bizdensiniz” diye bağırıyor. Aslında bu polislerin oradaki kitleye müdahale etme ihtimali yok. Biraz sonra kitle yine biraz cesaret kazanıyor ve yeniden toparlanıyor. Bu sefer öbür yönden Çevik Kuvvet ekibi ve panzer geliyor. Kitlede yeniden bir dağılma ve biraz sonra toparlanma. Gençler polislerle tartışıyor. Bir süre sonra polise doğru yürüyüş girişimi oluyor. Polisler (20/30 kişi) barikat kuruyor, itişme yaşanıyor ve polis kazanıyor. Bir iki tekrardan sonra, "gaz atıldı” sözleri dolaşıyor. Yerde kireç gibi bir tortu var. Çoğunluk kaldırımda durarak kendini güvenceye alıyor. Bu arada gençler polis şefleriyle tartışıp konuşmaya devam ediyor. 5-10 dakikalık konuşmalardan sonra polis barikatı açıyor ve yürüyüş izni veriyor. Muhtemelen bir anlaşma sağlandı. Polis şefleri bazı gençlerle oldukça samimi görünüyor. Kitle tekrar Beşyol’a doğru yürüyor. Beşyol’a ulaştığında “Ya Allah Bismillah Allahü Ekber” sesleri ve İstiklal Marşı.
Öncülük eden gençlerin içinde aktif birkaç solcu genç olsa, önümüzdeki dönemin yerel önderleri olmaları kuvvetle muhtemel. Ama öncülük sanki daha çok MHP’lilerde gibi görünüyor.
Topluluktan ayrılıyorum, arkadaşlarla buluşuyor ve ilçeden ayrılıyoruz.
Bugün
Soma Katliamı’nda 301 can kaybettik. Daha küçük boyutlu çok sayıdaki katliamlarda, her ay kayıtlara geçen, ortalama 150 kişiyi kaybetmeye devam ediyoruz. Kayıtlara geçmeyen, özellikle meslek hastalıklarından dolayı hayatını kaybeden veya çalışamaz hale gelen, çok daha fazla insanımız var.
Emekçilerin yaşam hakkını savunma sorumluluğumuz daha da artıyor. Soma katliamı ve sonrasında yapabildiklerimizi ve yapamadıklarımızı daha fazla tartışmalıyız. Soma’da yürüyen çalışmalara, katliamda hayatını kaybedenlerin ailelerine, hayatta kalıp işlerini kaybedenlere, çaresiz kalanlara, hayatını kaybetmek istemeyenlere daha fazla destek vermek hepimizin sorumluluğu.