Ortak mücadele ortak örgütlenme - Tuğçe Şentürk

İş cinayetlerinde hayatını kaybeden göçmenler, Avrupa Birliği ve hükümet arasında da pazarlık konusu olmuş durumda. Pazarlık devam ederken Suriye’den de yeni göç dalgaları gelmeye devam ediyor.

Geçtiğimiz Kasım ayında toplanan G-20 Zirvesi’nde AB yetkililerinin ve Erdoğan’ın görüşmeleri basına yansıdı. Suriyelileri kendi sınırları içinde istemeyen AB’ye karşı, verilen yardım miktarını beğenmeyen Erdoğan, Suriyelileri Avrupa sınırlarına göndermekle tehdit ediyor. Mülteciler adına yapılan toplantıların insani bir boyutu olmadığı açıktır. Taraflar kendi çıkarlarını korumak derdinde. Sadece Suriyeliler için değil, Türkiye sınırları içinde yaşayan diğer düzensiz göçmen grupları için de aynı durum geçerli. Uluslararası kurumlar ve hükümetler arasında yapılan anlaşmalar ve ‘vizesiz Avrupa’ aldatmacasıyla imzalanan Geri Kabul Anlaşması’yla göçmenlerin hayatı pazarlık konusu haline getirilip, yasal bütün düzenlemeler de ona göre yapılmakta.

20 Mart tarihinden itibaren Türkiye’den ayrılarak Yunanistan’a geçen düzensiz göçmenlerin, Türkiye ve Avrupa Birliği arasında varılan göçmen mütabakatı kapsamında Türkiye’ye geri gönderilmesi uygulamasına 4 Nisan tarihi itibariyle başlandı. Anlaşma sadece Suriyelileri değil, diğer düzensiz göçmen gruplarını da kapsıyor. Yunanistan tarafından iadesine karar verilen düzensiz göçmenlerin belirlenen illerdeki kamplara yerleştirilmesi öngörülüyor.

Türkiye hali hazırda yaşanan süreçte, iki işlevi birden yerine getiriyor. Avrupa için hem istenmeyen göçmenlerin tutulduğu hem de Avrupalı sermayenin ucuz göçmen emeğinden yaralanabileceği bir alan. İki ay evvel özellikle tekstil sektöründe faaliyet gösteren Avrupalı mağazaların Türkiye’deki tedarikçilerinde Suriyeli göçmen ve Suriyeli çocuk emeğinin kullanıldığı basına yansımıştı.

Sayıları her geçen gün artan Suriyeliler için hükümet çalışma hayatında yasal zemine oturtmak adı altında bir takım düzenlemeler gerçekleştirdi. Suriyelilere belirli şartlar sağladığında çalışma izni verilmesine dair yönetmelik yürürlüğe girdi. Patronlar cephesinden de düzenlemeye ilişkin öneriler gecikmedi. TİSK bir rapor hazırlayarak, Suriyeli işçilerin emek piyasasına dahil edilmesinin ne kadar elzem olduğuna dair bir açıklamada bulundu. Rapor; işadamlarının, sanayi odası yetkililerinin, esnaf ve ticaret odalarından temsilcilerin görüşleri alınarak hazırlandı.

Genel olarak raporda Suriyelilerin, patronlar tarafından hem ‘vicdani duygular’, hem de işgücüne olan ihtiyaçlarından dolayı zaman zaman kayıt dışı olarak çalıştırıldığı belirtiliyor. Dile getirilen ortak kaygı ise, Suriyeli işçiyi kayıt dışı çalıştıran ve çalıştırmayan firmalar arasındaki rekabetin uzun vadede işgücü piyasasını olumsuz yönde etkilemesi.

Patronların çalışma izni konusundaki beklentisi ise, nitelik gerektirmeyen işlerde işgücü açığını kapatmak ve Suriyeli işçilerin sosyal güvenlik masraflarının devlet tarafından karşılanması. Ayrıca ülkelerindeki savaşın bitmesi durumunda Suriyelilerin, çalışma izninin sona ermesi ve ülkelerine dönerken hiçbir hak ve tazminat talep edememesi olarak belirtilmiş.

Özetle, patronların yasal olarak Suriyeli çalıştırma şartı, prim ve teşvik gibi uygulamalarından yararlanarak işçileri ucuza çalıştırmak ve işin son bulması durumunda ise hak ve tazminat talep etmelerini önleyen düzenlemelerdir.

Devlet ve patronlar Suriyelilerin hayatları ve emekleri üzerinde kendi çıkarları doğrultusunda düzenlemeler yaparken, bir diğer söz söylemesi gereken de işçi sendikaları ve konfederasyonlarıdır. Göçmen işçilerin çıkarlarını devlet ve sermaye sermeye karşısında korumak, dayanışma içinde olmak, ortak mücadele etmek ve örgütlenmek sınıf mücadelesinin bir gerekliliğidir.