Fransa'da 3. Genel Grev Geliyor - Nilgün Güngör

Fransa'da işçi sınıfı neoliberal İş Yasası'na karşı 9 Mart ve 31 Mart'ın ardından 28 Nisan günü üçüncü genel greve hazırlanıyor. İş Yasası'na karşı mücadele, grev ve genel grevler, forumlar, okul boykotlarıyla, barışçıl ve çatışmalı gösterilerle, banka ve tekel önü blokajları, meydan işgali gibi biçimlerle ile devam ediyor, Republique meydanında başlayan #nuitdebout (gece ayakta) eylemleri de yayılıyor. 

Yasanın parlamentoda görüşülmeye başlanmasından bu yana 40. güne yaklaşılırken lise-üniversite öğrencileri daha belirgin olmak üzere artan bir dinamizme tanık oluyoruz. Genel grevin dışında 12, 14, 20'siyle Mart ayı kısmen ısınma, özgücünü görme ve sokakta/eylemde sınama biçiminde geçti. Nisan ayına ise Republique meydan işgali ile girildi. Ve tabii öğrencilerin daha ağırlıkta olduğu işçilerin de yer yer katıldığı blokaj ve çatışmalı gösterilerle! Eylemler gerek kitlesellik gerekse de tekelci burjuvaziyi temsil eden kurumları hedefleme, rutin ritmin aşılmaya çalışılması anlamında nispi bir yükseliş gösteriyor. 

Katılımın ilkinin iki katına çıkarak ülke çapında 1 milyonu aştığı 31 Mart akşamı Republique'te #nuitdebout (gece ayakta) sloganıyla işgal başlatıldı, çadırlar kuruldu. 9 Nisan'da yine yedi işçi ve öğrenci sendikasının çağrısıyla ülke çapında yürüyüşler gerçekleştirildi. Yürüyüşün sonunda gençlik polisle çatıştı, gece saatlerinde (o sırada ülkede olmayan) başbakan Manuel Valls'ın evinin önünde gösteri yapıldı. Offshore hesapları Panama Papers ile ortaya dökülen -İstanbul'un işçi semtlerinde de uzantılarını gördüğümüz- Société Générale gibi finans kurumlarının önünde blokajlar düzenlendi. İşçiler Saint Lazare gibi ana garların içinde eylem taleplerini haykırarak ajitasyon turları yaptılar. Gerek kent içindeki gerek banliyölerdeki ilk ve orta öğretim kurumlarında grev ve boykotlar, yer yer blokajlarla birleşik uygulandı, lise önlerinde polisle çatışmalar yaşamdı. Üniversite gençliği ise bütün bunların yanında “grandes écoles” adı verilen elit üniversite ve yüksek öğretim kurumları dahil okullarda forumlar gerçekleştirdi. 12 Nisan'da ise 68 yüksek öğretim kurumundaki öğrenciler Ulusal Öğrenci Koordinasyonu adı altında bir araya geldiler ve bulandırılmaya çalışılan mücadele taleplerinin altını yeniden çizdiler. 

Bunlara elbette Republique meydanının kent içinde tuttuğu yer dahil Gezi'yi anımsatan #nuitdebout'yu (gece ayakta) eklemek gerekiyor. #nuitdebout işgal hareketi Paris'ten Strasbourg, Bordeaux, Lyon, Lille başta olmak üzere, burada bir şey olmaz denilen turistik yerler dahil 26 kente yayıldı. Son bir haftadır ise Paris'in banliyölerindeki bazı işçi semtlerine -küçük meydan ve haftada bir yapılan toplantıları biçiminde- taşınmaya başlandı. 

Yaşanan çatışmalardan ve başbakanın evine yapılan “ziyaret”in peşinden meydana gözünü diken polis 10 Nisan sabahı meydanı pek zorlanmadan boşaltsa da aynı gün her şey yeniden kuruldu. Ancak 3 ay uzatılan olağanüstü halin imkanlarını işçi ve öğrenci hareketine karşı kolayca kullanan burjuvazi, Republique'i çeşitli vesilelerle dile getirmekten vazgeçmiyor. İşçi ve öğrenci hareketinden duyulan rahatsızlık, burjuva politikacıların demeçlerine, “Republique'in kamu düzenini bozduğu” öne çıkarılarak daha fazla girmeye başladı. 

Meydan demokrasisi

Republique meydanında dışardan izleme ve katılıma açık 25 komisyon günlük faaliyet gösteriyor ve akşamları inip çıkan kitlesellikte genel toplantılar yapılıyor. Karşılama-enformasyon, güvenli iletişim, lojistik, kantin-mutfak, kamp malzemeleri, kütüphane, polis müdahalelerine karşı hukuki bilgi ve destek'ten, alan demokrasisi ve iç işlerliğini sağlamaya, genel toplantıların moderasyonu ve çalışmaların raporlanmasına bir dizi komisyon var. Ve tabii en önemlisi, işgalin çıkışını aldığı mücadele gündemiyle direkt ilgili olanlar -genel toplantılar ve politik komisyonlar. Gündüzleri nispeten daha düşük yoğunluklu, Cuma ve Cumartesi akşamları ise artan, birkaç bini bulabilen her yaştan genç-yaşlı bir kitle alanı dolduruyor ve genel toplantıların katılımcısı oluyor. Ekonomi politik, eğitim gibi komisyonlarda tartışmalar yürütülüyor. Dışardan da izlenip görüş belirtilebilen bu tartışmalarda sistemik sorgulamaların yanında dışardan “İşçi de işveren de krizden etkilenmiyor mu” soruları da atılabiliyor. Keza, 2017'de yapılacak seçimlere köprü kurduğunu çağrıştıran anayasa komisyonu, Fransız devriminin “yurttaş” kavramının söylemler dahil özgül ağırlığını koruduğu da dikkati çekiyor. Alanda yeni başlamış bir hareket için anlaşılabilir olanı aşan, kendiliğindenciliğin altının çizildiği bir amorfluk ve aritmetik bir toplam havası da alınıyor. Sirkülasyonunun yoğun olduğu hafta sonları genel toplantılara katılım da birkaç bini bulurken, mücadelenin vechelerinden biri olarak Republique'in İş Yasası'na karşı mücadele talebiyle içerikçe daha iyi bağlantılandırılması gerektiğini düşünüyor insan. Ancak yeni açılan çadırlarla, komisyonlar vb kurumlaşıldıkça daha da artan bu ihtiyacın karşılandığını söylemek iyimserlik olur. Bu bahiste, özellikle büyük eylemler öncesinde ve hükümetin tavır açıklamaları sonrasında genel toplantıların yönlendirici ve yükseltici arzda düzenlenmemesi bir olgu. Genel toplantılarda bu konularda olumlu eleştirellik sergileyenler, “Bizi bir araya getiren İş Yasası birinci gündem olarak yerinde duruyor” diye işaret ediyorlar. Komisyonlarda ya da konuşmalarda sistemik pek çok konuya değinilmesi, nereden bakılırsa bakılsın işçilerin, gençlerin, kadınların... kolektif ve bireysel olarak kendi yaşamları üzerinde kendi karar verme ihtiyacını yansıtıyor. Ana akım medyadaki “The Voice”, Fransız yapımı “Survivor” gibi programlar boğuntusunda yer bulamayan birçok sorunu buralarda direkt yaşayanların dilinden dinlemek mümkün. 

Havuç ve sopa

Fransa işçi sınıfı ve gençlik hareketi özgürlük alanlarının daralmasını özdeneyimiyle yaşıyor. Devletin gösterilerde gaza, gaz fişeğine giderek daha fazla başvurmasının yanında 1,5 ayda 135 kişinin gözaltına alınması bunun bir göstergesi. Üniversite öğrencisi genç bir kadın okuluna ilk kez polisin girip katlara çıktığını anlattı. Bizim için günlük olayların burjuva demokrasisi altında kendisine yer bulabildiğini ama aynı zamanda karşıt bir direnç yaratabildiğini de görüyoruz bu anlatımlarda. Yürüyüş ve grevlere ilişkin rutin sınırlar var. Buna göre örneğin parlamento, senato, tekel ve bankalar bloke edilmez; otobüs ve metrolarda grev olmaz... Sınırların zorlanmaya başlandığı her durumda devlet de baskıcı elini konuşturmaya başlıyor. İşçiler açısından ise bu sınırlar salt yılların verdiği bir  alışkanlık değil. Bir yandan devletin burjuva sınıf karakterini hem de birçoğunun oy verdiği Sosyalist Parti hükümeti döneminde daha derinden iliklerinde hissederken ama bir yandan da demokrasi daha geri tipteki örneklere bakılarak bir “hediye” diye tarif ediliyor. Bu çelişki doğru taktik hamlelerle kazanımlara yürüyerek ve sınıfa karşı sınıf perspektifinin mücadele içinde berraklaşmasıyla ileriye doğru çözülebilir. 

Manuel Valls hükümetinin geçen 10 gündeki atraksiyonu eylemlere imza atmasına rağmen Sosyalist Parti yedeğinde yer alan UNEF öğrenci sendikası ile görüşme yapmak oldu. Genç işçi ve öğrencilerin çalışma, staj gibi koşullarında da keskin değişiklikler getiren İş Yasası'ndaki bazı maddeleri geri çekme teklifi götürülse de yasanın özü korundu. UNEF sendikası liderlerinin hükümetle görüşmeden “Tatmin olduk,” diye sırıtarak çıkmaları, öğrenciler içinde tepkilere neden oldu. Buna karşılık Ulusal Öğrenci Koordinasyonu yasanın bütününün geri çekilmesi konusunda ısrar etti ve hükümetin sopa ve havuç politikasını, “iyi protestocu kötü protestocu” ayrımını reddetti. 

Şimdiden görülüyor ki, Fransa işçi sınıfı 1 Mayıs'ı neoliberal İş Yasası'na karşı mücadelenin birlik ve dayanışması ile karşılayacak. 
 
Nilgün Güngör