Kiralık işçilikle muştulanan yeni ‘düzen’lemeler - Emel Koçyiğit

Emeğimizin kiralanması nedir? En basit tanımıyla yaşamak için çalışabilmek adına emeğimizi pazara sunmamız ve bir işverene satmamız gerekir. Renkli kapitalist tasvirlerin deyimiyle artık özgür birer yurttaşızdır, çünkü sırtımızda hakiki bir kırbaç değil, o sistemi düzenleyen ‘gizli el’in şefkatli dokunuşları duyulur(!) Bu düzenlemeyle ‘çalışma sözleşmesi’nin yetkilerini artık aracı kurumlara, yani Özel İstihdam Büroları’na devrediyor patronlar.

* İşçiler için asgari ücret düzeyinin üzerinde çalışmak artık daha zor olacak. Hâlihazırda çalışma koşullarının zorluğu üzerine bir de bunu sermaye lehine ‘esnetme’ imkanı, işçiler için daha zorlu ve dolayısıyla asgari ücrete dahi rıza gösterebilecek bir gerçekliği önümüze serebilir. Bunun işçi örgütlenmesi için anlamı ücret mücadelesinin ‘hukuki’ alana kıstırılmasıyla sonuçlanabilir. Muhatap olarak ÖİB’lerle imzaladığımız sözleşmelerde işçilerin haklarından feragat etme zorunluluğu eklenebilir.

* Toplu İş Sözleşmesi süreci için TİS tarafı bir işverene çalışıyor olmak ve TİS tarafı bir sendikaya üye olmak gerekiyordu. Ancak mevcut düzenlemeyle iş ilişkisi ÖİB’ler üzerinden kurulacağı için bunu gerçekleştirmek olanaksızlaşıyor. Dolayısıyla bir işyerinde, o alanda, o sektörde ve hatta diğer sektörlerde birbirini etkileyen mücadele pratikleri ‘yasa dışı’ ilan ediliyor. Tüm hak mücadelelerinin önünü kapatan ve bizi yoksulluğa zorunlu bırakan bu yasal düzenlemeler gerçekleşebilecek her eylemliliği kendi erk’ine tehlike olarak görüp müdahele etmenin yasal zeminini hazırlıyor. Gerçekleşen metal grevleri ve bu kitlesel eylemlilikleri kırmak için denenenen illegallik söylemleri grev hakkının yine ancak grevle kazanabileceği gerçeğini önümüze seriyor. Ücret, prim vb. gibi mücadelelerin çalışırken verilemeyeceğini ifade eden bu düzenlemeye karşı sunulacak her pratik bu yüzden işçilerin fiili-meşru talepleridir.

* Kiralık işçilikle tartışmaya sunulan diğer bir kapsam ise ‘geçici işçi’ çalıştırma yetkisidir. Kiralık işçilikteki mantık dönemsel sermaye ihtiyaçlarını da kapsadığı için bir işyerinde ihtiyaç gereği ‘geçici işçi’ çalıştırma yasal bir çerçeveye oturtulacaktır. Bununla birlikte işçilerin sağlıklı çalışma ve güvence imkânları iyice ortadan kalkacaktır.

Peki ya insan yaşamı? Bir insan neden çalışır? En kaba tarifiyle yaşamak, doymak ve doyurmak için diyebiliriz. Yalnız burada doymaktan kastımız yalnızca maddi gereksinimleri değil, bir ihtiyaç olarak insanların sosyalleşme ihtiyacını da içerir. Peki, bu ‘geçici’ çalışma hali ile bir insanın sürekli güvencesiz ve çalıştığı alandan yalıtık, yaşadığı mekândan sosyal olarak koparılacak olması onu nasıl bir hayata sürükleyecektir? Buna hayat denebilecek midir?

Kanımca, devlet ve sermaye bunun için de sınıfsal yeni ikame yolları keşfetmiş durumda: göçmen işçiler. Ülkelerinden koparılıp yaşamak için yollara sürülen bu insanlar Türkiye’nin -ve daha nicesinin- ucuz iş gücü potansiyelini oluşturuyor. Bu zemin kiralık işçilik gibi bir reçeteyi zorlarken onunla beraber topyekûn çalışma yaşamının yeniden düzenlenmesi ve uygun koşulların yaratılmasına da sermaye lehine imkân tanımış oluyor. Kiralık işçilikle muştulanan kadro esprisi tam da burada yatıyor. Çalışma Bakanlığı’nın kendi dilinden işçi-memur farkının kalmayacağı, memurun yargı zırhının kaldırılacağı ve daha çok çalıştırılması gereken insanların performans kriteriyle başarı için yarışacağı bir ortam yaratmak o alanında sömürüye daha açık kılınması anlamını taşır ancak.

Bunları fark etmek ve günü örgütleyerek hayatımıza sahip çıkmak bu ablukaya karşı sahip olduğumuz tek şeyimiz. Tüm hak gasplarına ve şoven politikalara karşı korumamız, yeniden inşa etmemiz gereken bir yaşam var. O yüzden safımız belli; bizler emekçiyiz. Hangi dili konuştuğumuzun ve hangi coğrafyada yorulduğumuzun burada, bu haliyle bir önemi kalmıyor artık. Tezgâha akan ter ve onun üzerinden gelişen sömürüyü adım adım aşacak güç ezilenlerin ortaklaştığı alanda; hayatta birleşiyor.
 
Emel Koçyiğit