AKP-Saray iktidarı işçi sınıfına yönelik en büyük saldırılarından birini gerçekleştirmeye hazırlanıyor. 3 ayrı hücum hattından oluşuyor bu saldırı: Özel İstihdam Büroları (ÖİB), kıdem tazminatı ve taşeron şirketlerin faaliyetlerini düzenleyen yasa tasarıları. Bunlardan ilki, yani kamuoyunda “Kiralık İşçi Yasası” olarak da bilinen ve ÖİB’lerin faaliyetlerini düzenleyen yasa tasarısı bu saldırının en büyük darbesini içeren hat olacak. Tasarı yasalaşırsa en temel hak olan güvenceli çalışma ortadan kalkacak, yerine geçici, esnek ve eğreti çalışma düzeni gelecek.
Hükümet yetkilileri beyanatlarında, kamu spotlarında, raporlarında esnek çalışma sistemini öve öve bitiremiyorlar. Tasarıda geçici iş ilişkisinin, işgücü piyasalarının katılığını gidererek işletmelere rekabet avantajı sağlayacağı ve bu yolla istihdamın artacağı belirtiliyor. Çalışma hayatı esnekleşecek ama bu “güvenceli bir esneklik” olacak deniyor.
Ancak söz konusu “kazan-kazan” retoriği, kapitalist üretim tarzını belirlemiş devletlerin ideolojik bir propagandasıdır ve dünyanın her yerinde aynı sözlerle kamuoyuna pazarlanmaktadır. Öncelikle, çalışanların yaklaşık %40’ının kayıt dışı ve toplu iş sözleşmesinden yararlanan işçilerin oranın %4.5 olduğu; her yıl 16 milyon kişi için işten çıkış bildirgesinin düzenlendiği; her türlü işin taşerona verilebildiği bir ortamda işgücü piyasasının katılığından bahsedilemez. İkincisi, işsizliği geçici istihdam modeliyle çözmek, diyabeti şeker yedirerek iyileştirmeye çalışmaya benziyor, zira Türkiye’de toplam işsizlerin %33’ünü geçici bir işte (esnek) çalıştığı ve iş bittiği için işsiz kalanlar oluşturmaktadır. Kaldı ki toplam istihdamın artması demek, insani koşullar altında sermayenin toplam emek maliyetlerinin yükselmesi demek olacağından, işletmelere rekabet avantajı sağlayacak bir sistemin daha fazla istihdam yaratması mantıksal olarak olanaksızdır.
Yani “güvenceli esneklik” denilen şey çelişik bir kavramdır. Çalışma hayatının esnekleştirilmesi bizzat güvenceyi ortadan kaldırmaya yönelik bir adımdır. Dolayısıyla bu tasarının tek amacı vardır, o da Türkiye’de piyasaların neoliberal dönüşümü tamamlamak ve yaklaşan küresel ekonomik kriz karşısında sermayenin kârlılığını korumaktır.
Normalde iş sözleşmesi işçi ile işveren arasında olur. İşçinin verimsizliği, iş hacminin küçülmesi vb. sebeplerle işçi çıkarmak isterse, işçinin kazanılmış haklarını gözetmek adına bunun işverene belli yaptırımları olur. İşte bu yaptırımlar işvereni bir çok açıdan bağlar ve işçileri keyiflerine göre işten çıkarmalarını önler. Bu yasa, patronlar işte bu ‘yükten’ kurtarmayı amaçlıyor. Buna göre işçileri artık ÖİB istihdam edecek ve geçici olarak (işin niteliğine göre 4-8 aylığına veya süresiz olarak) işverene kiralayacak.
İşveren bir işçiyi hak kazanacak kadar çok (1 sene) çalıştırmak zorunda kalmayacağı için kıdem tazminatı, yıllık ücretli izin vb. hakları işçiye ödemekten kurtulacak, böylece emek maliyetleri düşecek. Diğer bir deyişle, İşveren işçinin normal maaşını ÖİB’ye yatıracak, ÖİB de asgari ücretten fazla olmayan bir ücretle işçileri istihdam ederek aradaki farktan kâr elde edecek.
Bu tasarıyı ‘çağın gereği’, “AB ve ABD’de de var” diyerek pazarlamaya çalışmak “emek sömürüsündeki son modayı takip ediyoruz” demekten başka bir şey değildir. ABD ve AB ülkelerinde kiralık işçilerin sendikalaşma oranı ve aldıkları ücretlerin kadrolu işçilere göre daha düşük, kaza ve cinayete kurban gitme oranlarının ise daha yüksek olduğunu, işsizliğin de azalmayıp arttığını açık bir şekilde görüyoruz.
Başkanlık sistemi için Kürdistan’daki özyönetim iradesine katliamı dayatan faşist AKP-Saray iktidarı, bu yasa ile sermayenin kârını korumak adına işçilerin kendi kaderlerini ellerine almalarına engel olmayı amaçlamaktadır. Dolayısıyla bu saldırıyı önlemenin tek yolu, Kürt halkının mücadelesi ile sınıf mücadelesinin bir ve aynı düşmana karşı yürütüldüğünü anlamak ve mücadeleleri ortaklaştırmaktan geçiyor.