Soma katliamı yaşanmayabilirdi - İbrahim Akkurt

Soma katliamından 3 hafta sonra, 5-6 Haziran 2014’de Ankara’da uluslararası katılımlı 1. İş ve Meslek Hastalıkları Sempozyumu yapıldı. Bu sempozyumdaki konuşmam “Gizli Epidemi ya da Başını Kuma Gömmek” ismini taşıyordu. Bu başlığın kendisi aslında ülkemizde ve dünyada meslek hastalıklarının mevcut durumunu özetlemekteydi. Sempozyumun konukları arasında  WHO (Dünya Sağlık Örgütü), ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü), NIOSH (ABD Sağlık Bakanlığı Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Enstitüsü) vb organizasyonlarda çalış(mış)makta olan bilim insanlarının da olması nedeniyle, konuşmamın hedef kitlesini evrensel bir bakışla şekillendirmeye çalıştım. Sunumumdaki ilk slaytım bu yazının başlığında ifade ettiğim söylemdi: “Soma katliamı yaşanmayabilirdi?!”. Bu çok büyük “sav”ımı devam eden ilk slaytımda (Resim-1) animasyonla izah etmeye çalıştım; bu animasyon “…izin verirse /…isterse” alt başlığında bilmece şeklindeki bir ifadeyle başlamaktaydı. Bu ifadelerin önündeki 3 nokta ülkemizde en üst düzeyde bu katliamdan sorumlu siyasi erkimizin ifadesi olan “bu işin fıtratında var” savunmasını çağrıştırsa da “bir özneyi/sorumluyu/yetkiliyi” işaret etmekteydi. Aynı zamanda slaytta belli bir diyalektik mantıkla bu faciaya yol açan sistem ve sistemin kurucuları, sürdürücüleri yani “bu katliamın sorumluları” deşifre  edilmekteydi. Konuşmamın hemen tümü Resim-1’deki unsurlar ve bunların açıklaması üzerine kurgulanmıştı.

 
 
Çalışma yaşamındaki temel dengesel kavram günümüze kadar hep “İşçi Sağlığı ve Güvenliği (İSG)” olarak ifade edilmiştir. Bir iş akdi ile çalışanlar da kendi aralarında mikro parçalara ayrılıp, kimi harflerle rakamların evliliğine ( 4-a, 4-b, 4-c gibi), kimi de bunların hiçbirine tabi tutulmadan ve hiçbir güvence verilmeden “taşeronun taşeronunun taşeronu…” şeklinde bir belirsizliğe sürüklenmiştir. Bu nedenle özellikle son yıllarda birçok oturumda ben bu kavramı “Çalışan Sağlığı ve Güvenliği (ÇSG)” başlığı altında toplamak zorunda olduğumuzu; bir bütünlük, yeni bir güç elde etmek için bunun zorunlu olduğunu ifade ediyorum. Bu tanımlamada ÇSG kavramını teraziyi dengeleyen bir mihenk taşı olarak kabul etmek durumundayız. Çalışma yaşamının sağlıklı ve güvenlikli bir şekilde olması her insan için evrensel bir hak olup, ülkeler ölçeğinde bu sorumluluk devlet erkine anayasal bir yükümlülük getirmektedir. Çalışma yaşamında sağlık ve güvenlik koşullarının açıklarını gösteren bazı ipuçları vardır. Güvenlik koşullarının ihlalinin göstergesi iş kazaları (İK), sağlık koşullarının ihlal edildiğinin göstergesi ise meslek hastalıkları (MH) dır. İş kazalarının saptanma, kayıt altına alınma ve dolayısıyla bunları oluşturan koşulları belirleyerek bir korunma sistemi oluşturma temel görevi, ulusal ölçekte Çalışma Bakanlıkları (ÇB), evrensel anlamda ise ILO’nundur. Aynı şekilde sağlığı tehdit eden etmenlerin yetersizliğinin göstergesi olan MH’nı saptama, kayıt altına alma ve sonuçta da bunlardan korunma stratejisini belirleme görevi ulusal anlamda ülkelerin Sağlık Bakanlıkları (SB), evrensel anlamda da WHO’nun görevi ve sorumluluğundadır; ya da işin doğası gereği böyle olmak zorundadır. Ancak günümüze kadar maalesef bu durum gerek ülkeler bazında gerekse de uluslararası alanda hep gözden uzak tutulmuş, sürekli bir kafa karışıklığı, hedef şaşırtmaca oynanmıştır. Ülkeler bazında ÇSG ile ilgili SB’nın yapması gereken işlerin hemen tamamı ÇB tarafından “yapıyormuş gibi gösterilmiş”; uluslararası alanda da WHO’nun yapması gerekenler hep ILO tarafından “yapıyormuş gibi gösterilmiştir”… Ancak bu mış/muş gibi göstermenin gerçek aktörü günümüze kadar hiçbir zaman net olarak bilinemediğinden, Resim-1’de her iki taraftaki piramidin üst tarafındaki WHO ve ILO nun tepelerine soru işaretleri koymuştum
 
(WHO’nun arkasında Dünya Bankası; ILO’nun arkasında da IMF benzeri kapital örgütlerin olduğu konuya vakıf olanlarca zaman zaman telafuz edilmekteyse de ben bilmiyorum). İşte bu durum tarafımdan soru işaretleri ile izah edilmeye çalışıldı. Ancak bu söylemlerim salonda bulunan ilgili kuruluş temsilcilerince sert tepkilerle karşılandı, bu söylemime şiddetle karşı çıkıldı. Fakat kendilerince getirilen izahat oldukça manidar ve ilginçti: Ne hakla WHO ve ILO’yu suçlarmışım; WHO, 197 ülkenin Sağlık Bakanlıkları’nın, ILO ise Çalışma Bakanlıkları’nın verdikleri yıllık aidatlarla ayakta olan -bağımlı- kuruluşlarmış! Oysa ben bile söylemimde doğrusu bu kadar ileri gitmeye cüret edememiştim ancak konunun özü de sempozyum katılımcıları tarafından anlaşılmış oldu…

Dünyanın birçok ülkesinde ve en zorlusu da ülkemizde olmak üzere “sigorta kurumlarını (SGK)” korumak için hep yasal meslek hastalıkları tanı sistemi ön planda tutuluyor. Fakat yasal meslek  hastalıkları sistemi sonuçta kişiyi ya malul ya sakat bıraktıktan sonra yıllarca sürecek ve sonuçta da bir maluliyet ve tazminat süreciyle bu konuda çaba gösterecek 100 kişiden ancak 1 tanesinin ağzına 3 kuruşluk bir havuç verdirecek bir sistemdir. Oysa sosyal devlet gereği çalışma yaşamını bir şekilde sürdüremeyecek insanlar için sosyal sürdürebilirliği sağlamak devlet erklerinin asli görevi olması gerekir. Bunu sağlamak için çalışma ortamlarını birer hastalık üretim merkezi haline getirme, ortaya çıkan hastalıkları da “normal hastalık–meslek dışı hastalık” kategorisine alma ve ortaya çıkan iş cinayetleri, katliam şeklindeki kazaları ise “bu işin fıtratında var” söylemi ile geçiştirme daha nereye kadar devam edecek? Bunun artık böyle devam etmemesi
için sunumumda ve son birkaç yıldır birçok yerde sıraladığım önerilerimi Resim-2’de görüldüğü gibi somutlaştırmaya çalıştım. Resim-2
‘deki öneriler şekilsel değil ÇSG alanında köken değişiklikleri içermektedir. Bunların başlıcaları: meslek hastalıkları tıbbi-yasal  tanımlamasının tamamen birbirinden ayrılmasını içermektedir. Bunların belki de en önemlileri yıllardır konuyla ilgili temel kitaplar ve rehberlerde ilahi birer düsturmuş gibi ezberletilen söylemlerdir. Yıllardır baş aktör ILO ve onun ülkeler uzantısı olan ÇB tarafından dayatılan “meslek hastalıkları liste sistemi”nin terk edilmesi; meslek hastalıklarının bir etyolojik tanımlama olarak her hastalığın ortaya çıkarıcı önemli bir komponenti olduğu etyoloji tanımlamasının uygulamaya sokulması bir zorunluluktur (Resim-3).

 
Tıbbi meslek hastalıkları için yıllarca sürecek maratonlara gereksinim olmadığı hekim-hasta arasındaki tıbbın temel ilkeleri doğrultusunda tanınabilirliklerinin önünün açılması gerekir. Yıllardır dayatılan söylemin aksine MH %100 korunabilir değildir; tanı konulmasının önünde setler çekildiği için, saptanmaması için her türlü zorlu bariyerler konulduğu için bu söylem her kesime ezberletilmiştir. Çalışma yaşamındaki stres, mobing, ergonomi, klimatizasyon bozuklukları ve bunlara bağlı patolojiler gözden uzak tutulursa tabi ki MH saptanamayacak ve bu söylemlerin her şeyi bildiğini sanan biz akademisyenlerce bizden sonrakilere papağanvari nakli sağlanmış olunacaktır.


Sonuçta (Resim-4) sağlığın dünyadaki küresel aktörü “WHO isterse” ve bunun ülkeler bazındaki uzantısı “SB bu işe bulaşırsa” MH tıbbi tanı sistemi rahatlıkla kurulabilir. ÇSG alanının çalışma güvenliği boyutunun küresel yetkili ve sorumlusu ILO ve ülkeler özelinde de ÇSGB kendi içinde ÇB ve SG bakanlığı ayrımını net çizgilerle yapabilirse; ÇSG alanında birincil korunmanın tamamen ÇB’nın kontrolü, yetki ve sorumluluğunda olduğu; ikincil ve üçüncül korunmanın SB yetki ve sorumluluğunda olduğu kabul edilebilirse bu düğüm çözümlenir. Yıllardır yasal tanı ve sosyal getirileri diye dayatılan uygulamaların aslında ayrı bir korunma stratejisi “dördüncül korunma” tanımlaması olduğunun artık kabul edilmesi bir sosyal zorunluluktur. Evet, başlıktaki iddiamda ısrarlıyım: Soma katliamı olmayabilirdi…
 
Günlerce önceden ortama yayılan karbonmonoksit gazının insanlar üzerindeki baş ağrıları, bulantı, halsizlik, güçsüzlük vb. şikayetlerin her biri tıbbi etyolojik birer MH tanımlaması olarak algılanmış ve kayıt altına alınabilmiş olsaydı Soma katliamı olmayabilirdi… Ancak bunların tümü için öncelikle gün geçtikçe daha da çok vahşileşen kapitalizmin çarkları arasında boğulmamak; ülkeler ve evrensel ölçekte hedef şaşırtma şeklindeki büyük oyunları görmek gerekmekte…