15 yıl önce başta Gölcük olmak üzere neredeyse tüm Marmara Bölgesi 7.4 büyüklüğünde olan depremin yıkıcı etkisini yaşadı; binlerce insan yaşamını yitirirken binlercesi yaralandı, insanlar büyük acılarla uzun yıllar etkisi süren travmalar yaşarken ülke ekonomisinin de etkilendi.
İstanbul İnşaat Mühendisileri Odası başkanı Cemal Gökçe 15 yıl sonra, olası bir depremin yaşamanması halinde İstanbul'un depreme karşı ne durumda olduğuna dair açıklamalarda bulundu.
“1999 yılından önce de, yani tarihsel süreç içerisinde yıkıcı olan pek çok deprem yaşanmasına rağmen, 1999 GÖLCÜK DEPREMİ ülke için pek çok gerçeği de ortaya çıkarmış oldu. Anlaşılmış oldu ki ülkemizin yapı stoku güvenli değil. Pek çok yapı kaçak olarak üretilmiş olduğu gibi, kaçak olmayıp ruhsatlı olan yapılar da mühendislik hizmeti almadan üretilmişlerdi. Bu nedenle yapı stokumuzun önemli bir kısmının güçlendirilmesi ve yenilenmesi gerekiyordu. Başta YAPI DENETİM YASASI olmak üzere yeni yasa ve yönetmeliklere ihtiyaç vardı. Deprem ve afetler konusunda olması gereken toplumsal bilinç son derece yetersizdi. Bu nedenle 17 AĞUSTOS 1999 GÖLCÜK merkezli deprem bir MİLAT olarak kabul edildi” diyen Gökçe, nitelikli ve güvenli yapı üretimi, yapı denetimi ve ilgili mevzuatlar tartışma gündeminin ilk sırasında kendisine yer bulduğunu ifade etti.
“Türkiye'nin bir deprem ülkesidir” diyen Gökçe,Anadolu coğrafyasında 1900’lü yılların başından günümüze kadar, orta ve büyük ölçekte 150 den fazla deprem yaşandığını ve bu depremlerde 100 binden fazla insanın hayatını kaybettiğini,700 binden fazla yapının yerle bir oldğunu veya oturulamaz hale geldiğini hatırlatarak, ülke topraklarının yüzde 66’sı 1. ve 2. derecede deprem tehlikesi altında bulunduğuna dikkat çekti.
“Bir milat olarak kabul ettiğimiz 17 ağustos 1999 gölcük merkezli deprem yıkımının” yıldönümleri, sorumlulara sorumluluklarını bir kez daha hatırlatmayı zorunlu kılmaktadır.” diyen Gökçe,
İnşaat Mühendisleri Odasının, bilimsel - mesleki bilgi ve gerekliliklere dayanarak, depremin yıkıcı etkisinin ancak bilimsel ölçekte yapılması gereken bir planlama ile olanaklı olacağını; ayrıca yapı üretiminin ve yapı denetiminin nitelikli hale getirilmesinin gerekli olduğuna sürekli olarak vurgu yaptığnın belirtti.
17 Ağustos 1999 Gölcük Merkezli deprem, yine 12 Kasım 1999 Düzce Depremi ve 2011 yılında yaşamış olduğumuz Van depremlerinin yapı stokumuzun içler acısı bir durumda olduğunu ortaya çıkardığını belirten Gökçe, Merkez üssü yaklaşık olarak İstanbul’dan 110 km uzakta olan 17 Ağustos Gölcük Merkezli Depremin, İstanbul’u da etkileyerek, birçok yapının önemli ölçüde hasar gördüğü gibi 50’ye yakın yapının da yerle bir olduğunu söyledi..
“Ülkemizde bulunan yapı stokunu depreme hazırlamanın ve deprem zararlarından korumanın en bilimsel ve akılcı yolu bütünlüklü bir planlama anlayışının sürdürülmesidir. Ayrıca bilimsel bilgi ve bütünlüklü bir planlama anlayışına bağlı olarak;
a. Mevcut yapı stokunun iyileştirilmesi, onarılması ve güçlendirilmesi gerekir,
b. Onarım ve güçlendirilme çalışmaları rasyonel ve ekonomik değilse yıkılıp yeniden yapılması gerekir,
c. Yeni yapılacak yapıların yeterli ölçüde mühendislik hizmeti alması ve denetlenmesi gerekir,
d. Deprem riskini gidermek için yapıların sigortalı olması gerekir.” diyen Gökçe,
17 Ağustos 1999 Depreminin üzerinden 15 yıl geçmiş olmasına rağmen bu dört alanda da önemli ölçüde sorun olduğunu 2007 Deprem Yönetmeliğinin önemli bir bölümü yapıların güçlendirilmesine ayrılmış olmasına rağmen güçlendirme konusu tamamen devre dışı kaldığını, DASK kapsamında sigortalı konut oranı yaklaşık olarak %35 seviyesinde kaldığını belirtti.
Hastaneler okular, eski eserler, müzeler, apartmandan bozma okul, dershane, klinik, üniversite binaları, yurtların da önemli ölçüde deprem riski altında olduğuna, toplu olarak çalışılan endüstri tesisleri, küçük ve büyük iş yerleri, apartman altı küçük boy işletmelerin de deprem riski altında bulunduğuna dikkat çekti.
99 depreminde 3000 den fazla yapının ağır hasar gördüğü gibi 50’ye yakın yapının yerle bir oldığunu ve toplam olarak da 30.000 den fazal yapının küçük, orta ve büyük ölçekte hasar aldığını belirten Gökçe “İstanbul, yedi ve üzeri büyüklükte bir depremi mutlaka yaşayacaktır.” dedi.
17 Ağustos 1999 Gölcük merkezli depremin yaşanmasından sonra İl Afet Merkez Kurulu oluşturulduğunu ve incelemeler sonrasında İstanbu'lda 310 nu kesinleşmiş toplam 470 toplanma yeri ve çadır kurulacak boş alan belirlendiğini, ayrıca bu 470 boş alanın da yeterli olmadığı, İstanbul’un her ilçesi ve birçok mahallesinde yeni boş alan yaratılmasının gerektiğinin belirlendiği söyleyen Gökçe “bu boş alanların 3/4'ünün Silivri'den Tuzla'ya kadar her yerde yapılaşmalarla ranta kurban edildiğine dikkat çekti.
“İstanbul’un bu kadar büyümesi, üçüncü köprü, üçüncü havaalanı, iki yakaya iki kent gibi projeler İstanbul’u yeni sorun alanlarıyla yüz yüze bırakacaktır. İstanbul 25 milyon nüfusu kaldıramaz. İstanbul nüfusu aritmetik olarak artarken, ulaşımdan diğer alt yapı sorunlarına kadar yeni sorun alanları oluşuyor ve bunlar da geometrik olarak artıyor. Doğalgaz, su, yağmur suyu ve atık su kanalları artık yetersiz kaldı. Bu nedenledir ki her yağmur sonrası İstanbul göle dönüşüyor” diyen gökçe barajlar ve göletlerin İstanbul'un su ihtiyacını karşılayamaz hale geldiğni ve yaşam alanlarının yok edilmesinin İstanbul'u yeni afetlerle yüzyüze bıraktığını belirtti.
Özellikle 2000 yılı sonrası dönemde başta İstanbul olmak üzere boş alanların ve kamuya ait arsa ve arazilerin yapılaşmaya açılması, buraların AVM,gökdelen ve lüks konutlara dönüştürülmüş olması nedeniyle yeni arsalara ihtiyaç duyulduğunu söyleyen Gökçe Bu kapsamda 6306 Sayılı Afet Riski Altında Bulunan Alanların Dönüştürülmesi yasası çıkarıldığını; yasanın ortak akıldan ve estetikten, yaşanabilirlikten ve sürdürülebilir bir yaşamı hedeflemekten uzak, kişi ve grup çıkarını dikkate alan rant eksenli bir düzen, kentsel dönüşüm kavramı ile eşdeğer bir hale geldiğini belirtti.
“Kentlerimiz, başta İSTANBUL olmak üzere inşaat projelerinin birer “ARAZİSİ” haline dönüştürülmüştür. İnsan, tarih, doğal çevre, orman, dere, su ve geçmişe tanıklık edecek ne varsa yok edilmiştir. Yeni bir İstanbul yaratmak adına ormanlarımız ve su havzalarımız da birer “ARAZİ” olarak görülmüştür” diyen Gökçe, rant uğruna İstanbul'un üzerinde yaşanamaz bir kent haline getirilmekte olduğunu, her geçen gün genişleyen kentin yalnızca deprem değil, beş afetle karşı karşıya kalacağını ve çok geç olmadan gerekli önlemlerin alınması için çalışmalara başlanması gerektiğini ifade etti.