Soma’da 301 madencinin öldüğü iş cinayetinin üzerinden bir yıl geçti. Bundan tam 1 yıl önce 13 Mayıs 2014 günü Türkiye büyük bir faciayla sarsıldı. Peki bu 1 yılda ne değişti? Gidenleri geri getirmek mümkün değildi elbet, ancak kalanlar için ne yapıldı? Koskoca bir hiç! Çünkü o günden bugüne değişen hiçbir şey yok! İktidar partisi ne verdiği sözleri tuttu ne de bugüne kadar üzerine düşen sorumlulukları yerine getirdi.
Hükümet, yaşanan bu büyük faciadan sonra 3 başlıkta söz vermişti. Madenci ailelerine verilen sözlerin önemli bir kısmı tutulurken, o faciadan sağ kurtulmuş, facianın yaşandığı ocakta çalışan geride kalan madencilere ise verilen sözlerin pek azı tutuldu. Ama en önemlisi, ilk günlerde “bir daha Somalar yaşanmasın diye ne yapılması gerekiyorsa onu yapacağız” diyen hükümet işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda bir arpa boyu yol almadı, bu konuda o gün verdiği sözlerin hepsini unuttu.
Bugün, Türkiye’de 46 bin maden işçisi Soma ile aynı koşullarda çalışmaya devam ediyor. Çok değil, birkaç gün önce Soma’da bir başka maden ocağında yanmaz denilen malzemeler yandı! Eski tas, eski hamam! Faciadan önce durum neydi ise, bugün hâlâ aynı koşullarda madenlerde üretim devam ediyor.
Facianın hemen ertesinde kurulan Soma Komisyonu aylarca çalıştıktan sonra bin küsur sayfalık bir rapor hazırladı ve bunun 100 sayfadan fazlasında sadece ve sadece çözüm önerilerini yazdı. Ancak Komisyon raporunu tamamlayıp, Meclis’e sunmuş olmasına rağmen aradan geçen sürede Ne Çalışma Bakanlığı ne de Enerji Bakanlığı bu raporun kapağını kaldırdı. Meclis kapandı rapor rafa kaldırıldı. Oysa Türkiye’de 46 bin maden işçisi var. Onların da çalışma koşulları en fazla Soma kadar iyi! Zaten Soma’dan ders alınsaydı, Ermenek olmazdı, Kozlu’dan da ders alınsaydı Soma olmazdı. Ve şimdi yeni felaketler bizi bekliyor. Özellikle eski imalatlara yakın çalışılan madenler son derece tehlike arz ediyor ve her dört madenciden üçü böyle madenlerde çalışıyor.
Bir tarafta her gün ölüme yolladığımız evlatlarımız, bir tarafta acılı aileler, diğer tarafta ise işsiz, aşsız kalan binlerce madenci! Şimdi Soma’nın sınavı daha büyük. Binlerce işsiz madencinin olduğu acının kentinde, hangi tarafa dönerseniz dönün ya işsizlik ya da ölüm karşınıza çıkıyor!
Oysa, facianın hemen ertesinde geride kalan madencilere söz verilmişti. Onların bizzat dönemin başbakanı ile yaptıkları görüşmeden sonra yazdıkları dilekçede devlet büyükleri bakın ne demişti: “Kimseye bu süre içerisinde çıkış verilmeyecektir.” İşte bu söze rağmen işçiler Soma AŞ tarafından kapının önüne kondu. Aslında 2.831 madenci durduk yerde işsiz kalmadı. Enerji politikaları yüzünden, rödovans sistemi yüzünden, hatalı özelleştirme politikaları yüzünden bu işçiler işsiz kaldı. Bu işçiler işsiz kaldı ama sadece bu işçilerin çocuklarını, ailelerini de açlığa mahkûm etmediler. Şimdi Soma’dan Kırkağaç’a İzmir’in Kınık’ından, Balıkesir’in Savaştepesi’ne kadar bütün bir bölge açlığa mahkûm edildi.
Peki Soma’nın çaresizliği nerede başlıyor ve bunun çözümü ne? Bugüne kadar Soma’ya kömürden başka hiçbir alternatif sunulmadı. Zaten, Soma havzasında ağırlıklı olarak maden işçileri var. Bu işçiler ise daha önce tarımda istihdam edilen köylüler. Tarımın çöküşü; denetimsiz, güvenliksiz ve güvencesiz madenlerde köylülerin çalıştırılmasını kolaylaştırıyor. Ayrıca, özellikle gençler maden ocaklarını tarım yapmak yerine sabit bir geliri ve güvencesi olan iş kapısı olarak görüyor. Son 10 yılda bitirilen tarım ve hayvancılık nedeniyle Somalılar adeta madene mecbur bırakılmış durumda. Soma’da tütün üretimi bitirildi, tarımsal faaliyetler durdu, vatandaş da başka geçim kaynağı olmadığı için, madene iniyor.
Başka istihdam olanakları yaratılmalı ki işveren işçiye muhtaç olmalı ve koşullarını düzeltmeli. İşverenler 301 arkadaşını kaybeden ve depresyon ilacı kullanan madencileri işe almıyor. Eyleme katılanları işe almıyor. Madenden başka çıkışı olmayan işçiler ise çaresizlik içinde. Evet, Türkiye’nin enerjiye ihtiyacı var ama orta vadede nükleer enerji olmadan yenilenebilir enerjiye yönelmek şart. Kısa vadede ise fosil yakıtların kullanılması şart ise bunun da mutlaka güvenli bir şekilde çıkarılması gerekiyor. Çünkü, TKİ’nin Soma’da 30 yılda işlettiği yerlerde sadece bir işçi ölmüşken, bizler 13 Mayıs günü 30 dakikada 301 madencimizi kaybettik. Bugün hangi madenciye sorsanız size aynı şeyi söyleyecektir: “Bu madenler devlet işletirken çok güvenliydi”. Ama şu anda buralar özel sektörün elinde ve adeta ömürle kömür takas ediliyor!
Bu düzenin değişmesi için yapılması gereken çok şey var elbette. Ama ilk önceliğimizde gerçek sorumluların bir an önce yargılanması ve ceza alması olması gerekiyor. Aksi takdirde Soma’yı karşımıza getiren kültür, zihniyet değişmeyecek ve daha nice Somalar yaşamaya devam edeceğiz. Geçen ay Soma davası başladı. Bizler gerçek sorumluların yargılanmasını beklerken tüm sanık avukatları, diğer iş cinayetlerinde olduğu gibi ölen maden mühendisi Mehmet Efe’yi suçlayarak sorumluluktan kaçmanın yollarını aradı. Şu anda bu davada gerçek sorumlular yargılanmıyor. Öyle ki kamu görevlilerinin yargılanmasına Bakanlar izin vermedi. Çünkü, organize suç örgütleri çökmemek için aşağıdaki elemanlarının konuşmasını istemez. Çünkü konuşmaya başlasalar üsttekini ele verecekler. Yani Bakanlık görevlileri konuşmaya başlarsa Bakanları suçlayacak ve en sonunda iş o maden ruhsatlarını imzalayan dönemin Başbakanına kadar gidecek. Ama şunu da çok iyi biliyoruz ki kamu görevlilerini şimdilik aklayan bu dava, bir gün mutlaka Yüce Divan’a gelecek. İşte ancak o gün Somaların, Ermeneklerin gerçek sorumluları hesap verecek.