Metal işçisi direnişinin işçi ve toplum sağlığı açısından önemi - Çiğdem Çağlayan

Metal işçileri, emek sömürüsünün vahşi kapitalizm dönemini aratmayacak biçimde artması nedeniyle, uzun zamandan beri sürdürülemez olan çalışma yaşamını ve koşullarını değiştirecek bir irade ortaya koyuyor.  Artan iş kazaları ve işçi ölümleri, uzun çalışma saatleri, düşük emek ücretleri ve yoksulluk, esnek ve kayıt dışı üretim, güvensiz çalışma ortamları ve iş güvencesinin olmayışı bu direnişin zeminini hazırlayan koşullardır.  Daha önceki yazımda da ifade ettiğim gibi, işçi sağlığını belirleyen en temel nedenler o ülkedeki üretim biçimi, çalışma koşulları ve üretim ilişkileridir. Yoksulluk ve işsizlikle terbiye edilen işçiler, iş güvencesiz, sigortasız, sendikasız, kayıt dışı olarak çok düşük ücretlerle çalıştırılmakta, maliyetlerin düşürülmesi adına iş güvenliği önlemlerinin olmadığı bir ortamda çalışmaya bağlı oluşan iş kazaları ve meslek hastalıkları işçilerin kaderi sayılmakta iken metal işçisinin direnişi, bu düzenin artık sürdürülemeyeceğinin işareti sayılmalıdır.
 
Bilindiği gibi sanayi devrimi ile başlayan süreç işçi sınıfının doğmasına neden olmuştu. Aynı ortamda onlarca, yüzlerce insanın bir arada günlük yaşamlarının hatırı sayılır bir bölümünü birlikte tüketmeleri, üretmeleri maden ocaklarında, fabrikalarda çok kötü şartlarda, çok uzun çalışma saatleri, düşük ücret, kötü beslenme ve barınma gibi ortak koşullar bu insanları birbirlerine yaklaştırmış, zamanla benzer, ortak algı ve tutumlarda eylemliliklerde bir araya getirmiştir. Kısaca vahşi kapitalizmin işçilere dayattığı koşullara karşı geliştirilen hak arama mücadeleleri toplumsal yaşantıda ve özellikle halk sağlığı ve işçi sağlığı alanında önemli adımların atılmasını sağlamıştır. Öncelikle sağlıksızlığın nedeninin çalışma ve yaşam koşullarının olduğu düşüncesinin benimsenmesi, ardından işçi sınıfının güçlenmesi ve taleplerinin netleşmesi, patronların sağlıklı işçi gereksinimi ve işçileri kapitalist sistem içinde tutma kaygısı ile birlikte sosyal politikaların doğmasına ve adına sosyal devlet denilen uygulamaların başlamasına neden olmuştu. İşçi sağlığı açısından bu sürecin kazanımları, çalışma saatlerinin düşürülmesi, ücretli izin hakkı, iş güvencesi, hastalık, malüllük, yaşlılık iş kazası ve meslek hastalıkları, işsizlik gibi başlıklardan doğan gelir kayıplarının karşılanması çocuk işçiliğinin yasaklanması, kadın işçilerin çalışma yaşamında korunması, eşit işe eşit ücret gibi kazanımlar olmuştur. Dahası bütün bunların her birey için bir hak olarak tanımlanması ve devlet tarafından bu hakkın güvenceye alınması bilinci yerleşmişti. Ancak adına toplumsal mutabakat denilen bu süreç, 1980’li yıllardan itibaren kapitalizmin girdiği krizle patronlar tarafından bozulmuş ve neoliberalizm denilen içinde bulunduğumuz dönem başlamıştır. En özet haliyle, sosyal devlet anlayışı terk edilerek, yerini kuralsız bir piyasa ekonomisi içinde,  tüm hakların gerilediği, devletin sınırlı da olsa sosyal korumasının kalktığı, sağlık dahil kamusal hizmetlerin özelleştirildiği bir dönem yaşanmaktadır. Neoliberal dönemin çalışma yaşamında neden olduğu değişiklikler iş organizasyonu ve çalışma ilişkileri üzerinedir.  Artan bir şekilde işgücü piyasasının kuralsızlaştırılması eski üretim modelini çökertmiş ve esneklik temel hedef ve değer olarak ortaya çıkmıştır ve güvencesiz işler artmıştır. Esnek çalışma çok boyutlu bir olgu olarak değerlendirilebilir ve dört ana boyut ile karakterizedir. Yüksek iş güvencesizliği, düşük ücret düzeyi, sosyal yararların sınırlı ya da eksikliği ve sınıfsal güçsüzlüktür. Bu durumların çalışma yaşamındaki etkilerinin yanı sıra hepsinin potansiyel sağlık etkileri bulunmaktadır. Bir araştırmada gelişmişlik düzeyine göre işçilerin pazarlık gücü ile toplumsal sağlık arasındaki ilişki incelenmiş ve işçilerin pazarlık gücü arttıkça toplumsal sağlığın da olumlu etkilendiği, bunun tersine azalmış pazarlık gücü ile daha az işçi haklarının, toplumsal cinsiyet eşitsizliklerine, daha fazla çocuk işçi çalıştırılmasına ve toplumsal sağlık göstergelerinde bozulmaya neden olduğu saptanmıştır. Bu araştırmanın en çarpıcı sonuçlarından biri de işgücü piyasasındaki esnekliğin çocuk sağlığı göstergelerini olumsuz etkilediği ve sendikal yoğunluğun düşük doğum ağırlığı ile ilişkili bulunduğunun ortaya konmasıdır. İşçi sınıfının gücü aynı zamanda bir ülkedeki sağlık hizmetlerinin de nasıl bir sistem içinde sunulacağını belirler. Navarro’nun da dediği gibi farklı ülkelerdeki sağlık sisteminin örgütlenme ve finansman sistemlerindeki farklılıklar, o ülkelerde bu hizmetler için mücadele eden işçi hareketinin sınıf ilişkileri temelinde oluşur.  Tam da bu noktada metal işçilerinin direnişi yalnızca ücret temelli bir hak arama mücadelesi olarak görülmemelidir.
 
Neoliberal düzenin dayattığı koşullara sadece Türkiye’de Bursa’da değil dünyanın her yerinde itirazlar yükselmektedir. İşçilerin bu itirazlarının sesini yükseltmek, mücadelelerine ortak olmak, aynı zamanda işçi sağlığı ve halk sağlığı için de gerekli ve elzemdir.
 
Kaynaklar
Hamzaoğlu O, Nalçacı E, Belek İ. Kapitalizm, sosyal politika, sosyal devlet, sosyal güvensizlik. http://www.ttb.org.tr/msg/dergi/ocak01/3.htm
Belek İ. 2001, Sosyal Devletin Çöküşü ve Sağlığın Ekonomi Politiği, Sorun Yayınları, İstanbul
Chung H, Muntaner C, Benach J,and the EMCONET Network. The Role of Employment Relations in Reducing Health Inequalities. Employment Relatıons And Global Health:A Typologıcal Study Of World Labor Markets. International Journal of Health Services, Volume 40, Number 2, Pages 229–253, 2010
De Vos P., H. Dewitte,  P. Van Der Stuyft, “Unhealty European Health Policy, International Journal of Health Services (34)2:255-69, (2004)” künyeli makalenin çevirisi, Çağlayan Ç. “Avrupa’nın Sağlıksız Sağlık Politikası” Toplum ve Hekim Dergisi, 20:186-191, (2005).