Mevsimlik tarım işçileri için öz örgütlenme şart! - Neslihan Karatepe

Tarımda dönüşüm süreci aynı zamanda Türkiye’de kırsal alanın yoksullaşmasının sürecidir ve bu yoksullaşma sürecinden en çok kadınlar etkilenmektedir. Cinsiyete dayalı iş bölümü sonucunda tarımın giderek kadınlaştığı olgusunu görmekteyiz. Kapsayıcı bir iş kanunu ve sosyal güvence sisteminin olmaması ise kırsalda kadının yoksullaşmasını her geçen gün tetikliyor. Dayı başı/aracı/elçi sistemi ile işçi işveren ilişkisinin üzeri örtülmüştür. Bunun yanında kırsal kesimde hala egemen olan feodal bağlar ataerkil ve sınıfsal ilişkileri kadınlara dayatıyor. Hal böyle olunca da tarımda kadın emeği bu sektördeki en ucuz ve güvencesiz emeği oluşturuyor.
Tarımda kayıt dışı çalışmanın iş cinayetlerini nasıl tetiklediğini mevsimlik tarım işçisi Cemile’nin şu sözleri ortaya koyuyor: ‘’Sabah evden çıkıyoruz akşam geleceğimiz belli değil. Allaha emanet gelip gidiyoruz.’’. Ne zaman bir mevsimlik tarım işçisi kazası haberi duysam Cemile’nin bu sözleri kulağımda çınlar. Yalvaç’ta 15 kadın işçi arkadaşımız “Allah’a emanet’’ çıktıkları yolda evlerine geri dönemediler. 2014 yılında 309 tarım emekçisinin yaşamını yitirmesine neden oldu. Yaşamını yitiren 309 tarım emekçisinin 71’i ise kadın...
Mevsimlik tarım işçisi kadınların görünmeyen acıları ise çok daha fazla. Tarım işçisi kadınlar işçi sağlığı ve iş güvenliğinden yoksun çalışıyor. En çok yollarda savrularak ölen tarım işçileri, boğulma, zehirlenme, traktör altında ezilme gibi nedenlerle canlarını kaybediyor. Meslek hastalıkları ise, buzdağının görünmeyen kısmı. Tarımda kullanılan pestisitlere maruz kalınması, solunum sistemi hastalıkları, kas iskelet sistemine bağlı rahatsızlıklar, cilt hastalıkları en çok rastlanılan hastalıklar.
Mevsimlik tarım işçisi kadınların sorunları sadece bununla da sınırlı kalmıyor, sağlıksız barınma koşullarından en çok kadınlar etkileniyor. Kadınlar ucuz işgücü olmalarının yanında yeniden üretim görevi ile de çifte sömürüye maruz kalıyor. Çadır işleri, çocuk bakım işleri vb. diğer işler tamamen kadının sırtına yükleniyor. Çalışırken ölmeyen kadınlar sağlıklarını yitiriyor. Görüştüğüm kadınlardan biri bu durumu şu şekilde ifade ediyor: “Evlendikten sonra eşim, ‘annemlerin yanına çalışmaya gidelim evde kalırız orda sorun olmaz’ dedi. Gittik bakıyorum ev yok. Arabayı durdurdu geldik dedi. Dedim nereye geldik hani ev nerede? İşte çadırlar dedi. O an şok oldum. Mahallenin dışında etrafında ev yok. Evde değilsin ama bütün işler evdekinden daha beter.’’
Bütün bunların yanında cinsiyete dayalı ücret eşitsizliği had safhada. Kadınların daha ağır ve daha çok çalışmasına rağmen, çarpıcı bir şekilde ücret eşitsizliği var. Bir kadın işçi bu eşitsizliği şu şekilde aktarıyor: “Bazen erkeklere bayan işi yaptırıyorlar ve ona bayan yevmiyesi veriliyor. Erkekler çoğu zaman bunu kabul etmiyor. Ama biz çoğunlukla erkeklerin işini yaptığımızda yine aynı yevmiyeyi alıyoruz. Erkek yevmiyesi almıyoruz.”
Yaklaşık bir ay önce bir haber sitesinde yer alan ifadede şu başlık geçiyordu: “Mevsimlik kölelerin sorunu 5 yıldızlı otelde konuşulacak” ve katılımcılar Bakanlıklar, çeşitli kamu kuruluşları, STK ve uzman, yöneticiler. Ama maalesef konferansa “mevsimlik köle’’ dâhil olacak mı bununla ilgili bilgi yoktu. Peki, mevsimlik tarım işçilerinin sorunlarını gerçekten kim dile getirecek bu toplantıda? Türkiye’de mevsimlik tarım işçileri ile ilgili uygulanan politika malesef bunun ötesine gidememektedir. Devlet sadece Kürt işçilere tehdit unsuru olarak yaklaşıyor. Bu nedenle işçilerin gittikleri yerlerde şehir merkezine çıkmaması ve sadece çadır alanında kalması için düzenleme yapıyor. Devletin yapması gereken öncelikle tarım işçilerini İş Kanunu kapsamına alıp buradaki kayıt dışılığı önlemektir... Sendikalar ise mevsimlik tarım işçileri için sınıfsal bir politika üretememektedir. Sendikaların tarım işçilerinin sorunlarına ses olabilmeleri için hem sınıfsal hem de toplumsal cinsiyete dayalı bir politika oluşturması gerekmektedir. Bunun için işçilerin öz örgütlenme mekanizması şart!