Soma Katliamı’nın psikolojik boyutu – Burcu Ovacık

Soma sonrası ruhsal iyileşme için, sorumluların sorumluluklarıyla yüzleşmesi,  toplumsal adaletin sağlanması, iyileştirici koşulların yaratılması, sermayenin değil emeğin değerli olduğu bir düzen inşa edilmesi gerekmektedir.
 
 
Ruhsallığın; toplumsal, ekonomik, siyasal süreçlerle iç içe, çok boyutlu olarak şekillendiği gerçeğiyle, Soma’nın psikolojik boyutunu değerlendirmek anlamlı olacaktır.

Yüzlerce işçinin iş cinayetine kurban gitmesi; binlerce işçinin işsiz kalması; maden koşullarında hiçbir iyileştirme yapılmaması; güvenlik önlemlerinin alınmaması; öldürülen işçilerin ailelerinin bir kısmının göç etmek zorunda bırakılması; ailelere yaşamlarını devam ettirmeleri için hak ettikleri ekonomik ve sosyal desteğin  verilmemesi; sorumluların hala görevlerine devam etmesi ve adil bir yargılama ortamının oluşturulmaması psikolojik iyilik halini engelleyen nedenlerden bazılarıdır.

Katliamdan sonra Türkiye’ye yayılan çeşitli eylemlerle birlikte, toplumun geniş kesimlerince sahiplenilen bir acı ve beraberinde gelen toplumsal öfke, Soma’nın sadece işçilerin ve işçi ailelerinin meselesi olmadığını da ortaya koymuştur. Soma’dan konuşurken, aslında ülke gerçeklerinden konuştuğumuzu, ülkenin kapitalizmin yeni versiyonu olarak karşımıza çıkan neoliberalizmle yönetiliyor olmasının, hukukun meşruiyetini yitirmesinin, sermayenin yararını kollayan ve emeği hiçe sayan politikaların hayata geçirilmesinin; topyekün hepimizin ruhsallığını olumsuz etkilediğini ve bu ezici gerçeğin sadece “travma”yla açıklanamayacağını ortaya koymakta fayda var.

Soma;  yıllarca değersizleştirilerek, sömürülerek, yaşamını ortaya koyarak çalışan işçilerin; soğukkanlılıkla, göz göre göre ölüme gönderilmesi gerçeğidir. Soma; devletin en tepesinden başlayarak, hükümetin, enerji bakanının, sarı sendikaların, şirketlerin; bu cinayetlerin gerçek sorumlularının,  işçileri öldürmek pahasına işçilerin emeği üzerinden var olduğunun doğrudan hissedildiği, dayanması ve taşıması zor bir gerçekliktir.

Ruhsal iyileşme için, sorumluların sorumluluklarıyla yüzleşmesi,  toplumsal adaletin sağlanması, iyileştirici koşulların yaratılması, sermayenin değil emeğin değerli olduğu bir düzen inşa edilmesi gerekmektedir.

Katliam sonrası bölgeye giden kimi sivil grupların, derneklerin, kurumların ve insiyatiflerin dayanışma ilişkisi geliştirmeden sadece eşya- mal üzerinden ve plansızca  “yardım” etme davranışları, yine bölgede yaşayan insanlarda nahoş yaşantılara dönüşmüştür. Özellikle çocukların ruhsallıklarını olumsuz etkileyen ve çocukların birbirlerine yabancılaşmasını ve oyuncak elde etmek üzere birbirleriyle olan rekabetlerini arttıran uygulamalar çocukların yararına olmaktan çok çocuklara zarar veren uygulamalara dönüşmüştür.

Öldürülen işçilerin çocukları, kadınlar, yaşlı anne-babalar, katliamdan sonra yaşama bağlanmakta, hayatlarına devam etmekte oldukça zorlanmışlardır. Uyku kaybı, iştah kaybı, bıkkınlık, halsizlik ,endişe, kaygı, korku, çaresizlik ve öfke dolu bir yaşamın içine atılmış bu insanlar, bir de bu süreçte imamların, cemaatlerin ve hükümetin “ isyan etmeyin, her şey Allah’tan, kaderde var” söylemleriyle susturulmaya, bastırılmaya çalışılmıştır. Yine devlet memuru olarak bölgeyi gezen bazı psikologların “insanları sakinleştirin, olay çıkmasın”  sözleriyle Soma’ya gönderildiği gerçeği, bir hayli düşündürücüdür.  Haksızlık karşısında isyan etmek, öfkelenmek, hak aramak, adalet istemek en doğal insani tepkilerdendir. İnsanları tepki veremez hale getiren bu düzende psikolojik iyileşme halinden söz edilemez.

İşten atılan ya da madene gitmeye devam eden işçiler için ise, başka bir ruhsal zorluk yaşanıyor. Her gün, ölümlerini bekleyerek çalışmaya gidiyorlar. Can güvenlikleri yok. İşten atılan işçiler, bir eşya gibi kenara atılmış durumda. Sendikalaşma hakları tehditle, baskıyla, korkutarak ellerinden alınıyor. Örgütlenmeyle ilgili çeşitli sorunlar yaşıyorlar ve bu da ruhsallıklarını zedeliyor. Kendi arkadaşlarına bile güvenmiyorlar, borç batağına sağlanmış birçok işçi, işinden atılma kaygısıyla geride durmayı tercih ediyor. İşçiler endişe ve korku, baskı ve yoğun stres altında yaşamak durumundalar. Kadınlar da aynı korkular ve endişeler üzerine bir yaşam inşa etmeye çalışıyor. Kadınların ekonomik özgürlükleri için gerekli istihdam alanları yok, birçok kadın muhafazakâr bir çevrede ve eve hapsolarak yaşamak zorunda.  Çocukların temel ihtiyaçları, eğitim hakları ( kreş vb) devletin yükümlülüğünde olması gerekirken, çocukların hiçbir ihtiyacı karşılanmıyor.

Katliamın ardından 1 yıl geçti. Aileler, hayatlarını toparlamak için küçük de olsa bir gayret içine girmişken, Soma Davası duruşmaları başladı. Dava oturumlarıyla birlikte, insanların acıları ve öfkeleri tazelendi. Mahkemede sanıkların yüzleşmekten ve sorumluluk almaktan uzak, insanlık dışı tavırları ve yalan beyanları, gerçek sorumluların yargı sürecinden muaf olması; ailelerin yaralarını daha da derinleştirdi.

Soma’da yaraların sarılması ve gerçek bir ruhsal iyilik hali için, ekonomik koşullar iyileştirilmeli, madenlerde tüm güvenlik önlemleri alınmalı, emekten yana politikalar üretilmeli ve uygulamaya koyulmalı, işçilerin istedikleri sendikada örgütlenme haklarının olduğu gerçeği, pratikte de karşılığını bulmalı, baskı, korku, tehdit ve dayatmadan uzak durulmalı, devletin üst düzey yetkilileri de dahil olmak üzere suçluların suçlarını itiraf etmeleri, işçi ailelerinin her türlü ihtiyaçlarının devlet tarafından karşılanması, işten atılan binlerce işçinin haklarının verilmesi ve yaşamlarını refah düzeyinde sürdürmeleri için gerekli desteğin sağlanması,  bir daha iş cinayetlerinin yaşanmaması için her türlü önlemin alınması ve sermayenin güdümünden kurtulmak gerekmekte.  Ayrıca bölgede yaşayan insanlarla kurulacak ilişkinin, uzun süreli, mümkün olduğunca kalıcı ve çift yönlü, dayanışmaya ve kolektifleşmeye dayalı olması, hepimizi güçlendirecek temel konumlanışlardan biri olacaktır.